-Aaaaaaa!Aaaaaaa!
Olabildiğince hızlı koşuyorum. Bir kardeşim oluyordu. Ve ben 12 yaşındaydım. İyi bir abla olmak için annemin yanına yetişmem gerekiyordu. Koridorlarda hızlıca koşarken, yine her zaman yaptığım gibi bir zırha çarptım. Ama bu sefer arkamı dönemezdim. Rüyamda bebeğe bir kelime söylüyordum ve eğer bunu doğru zamanda yapmazsam çok kötü şeyler olacağını biliyordum. Aslında hissediyordum. Bu kötü düşünceleri kafamdan atmaya çalıştım. Ama başaramadım. Bu da daha hızlı koşmama neden oldu. Kapının önüne geldim ama muhafızlar vardı. Kral yani dedem ve muhafızları...
Tüm gücümü topladım ve daha çok hızlandım. 8 yaşındaki bir kıza göre hiç fena değildi bu hız. Ellerimi ve kollarımı yüzüme siper edip, muhafızların arasında koşmaya başladım. Mükemmel koşuyorum. Kılıçların içlerinden geçiyor, üstünden hopluyordum. Sonra bir muhafız sesi duyuldu.
- Kendine gel prenses.
Gözümü açtım ve o an havada tekmeler savurduğumu fark ettim. Yani bunların hepsi ama hepsi bir hayaldi. Daha ilk muhafızı bile geçememiştim. Dedem yanıma geldi. Kulağıma özür dilerim diye fısıldadı.
- Onu zindana atın!
- Tabi Yüce Kral.
- Dedeeee! Dedeeee! Dedeeee! Neden? Neden bunu yapıyorsun? Dede neden bunu yapı...
Zindanın sürüleri... BAM BAM BAM... Yaklaşık bir saattir oradaydım. Ve her ne kadar buradaysam kısaca geldiğimden beri olanları düşünüyordum. Neden? Bu benim dedem mi yoksa içine başka birşey mi girdi? Amacı neydi? Söylemem gereken söze ne olacak? Kötü şey ne olacak? Aileme, kardeşime ne olacak? Aklımda deli sorular. Bir muhafız kapımın önüne geldi. Zırhı vardı. Ama zırhının maske tarafını çıkarttı. Bu annemin arkadaşı, Prenses Elizabeth ti. Biz ona kısaca Eliza Abla deriz ama yalnızken :) yanıma geldi.
-Tatlım. Clarke lanet olsun. İyi misin? Evet. Olayları anlayamadığının farkındayım ama dediklerimi iyi dinle. Senden uyumanı istiyorum. Ama rüyanda annenin yanında olduğunu hayal et ve iste. Uyanınca onun ve bebeğin elinden tut ve yine uyu. Bu sefer benim yanımda olduğunu hayal et ve iste. Anlaştık mı?
- Evet. Ama nasıl uyuyabilirim ki.
Bu olaylar yaşanırken benden nasıl uyumamı bekleyebilirdi.
- O kısmı da düşündüm.
Bana bir bardak uzattı. İçindeki sıvı kan kırmızısıydı.
- Bunu iç.
Başımı salladım. O sırada düzenli ve sıralı bir şekilde ilerleyen ve gittikçe yaklaşan adım sesleri geldi. Elizabeth elimi sıktı.
- Gitmeliyim. Ne olursa olsun bu konuştuklarımızı sadece sen, ben, annen ve bebek bilmeli tamam mı? Onlar gider gitmez uyu. Eğer burda kalırlarsa, yine uyu. Onlarda uyuyacaklar. Ve sakın unutma ben de annen de seni çok ama çok seviyoruz.
Bana gülümsedi ve arkasını dönüp koştu. Ona güveniyordum. O sırada askerler geldi.
-Yemeğiniz geldi.
Bana doğru yarısı küflenmiş bir ekmek dilimi uzattı. Hepsi birden kahkahalara boğuldular.
- Bir zamanlar sana hizmet edip prenses dememize inanamıyorum. HA HA HA ...
Sonra gidiyoruz diye bağırdı ve askerler uzaklaşmaya başladı. Şimdi uyumanın tam zamanıydı. Kendimi annemin odasında hayal ettim ve bir anda uykuya daldım. 1 dakika sonra annemin odasında tam olarak kendimi hayal ettiğim yerde buldum kendimi. Ama bu nasıl olmuştu? Bu soruları beynimden çıkarttım ve o cümleyi söyledim.
- WERTY ASD CLARKE.
Söylemiştim. Anneme baktım. Bana bakıp sevgiyle gülümsüyordu. Bebekte öyle. Ellerinden tuttum ve Elizabeth'i hayal ettim. Yine uykuya daldım ama oraya geldiğimde uyanıktım.
- Başardın Clarke. Aferin sana. Annenin ve kardeşinin hayatını kurtardın.
Ona kocaman gülümsedim ve dönüp anneme doğru koştum o bana ben ona kocaman sarıldık. Sonra burnuma çok güzel ama bir o kadar da doğal bir koku geldi. Kafamı aşağıya eğdim ve saçlarımla oynayan bebeği gördüm. Koku ondan geliyordu. Annem bebeği kucağıma verdi. Onu tutmak çok değişik ama güzel bir histi. Anlatamıyordum. Kelimelere dökemiyordum. Burnumu onun boynuna doğru götürdüm. Çok güzel kokuyordu. Bana gülümseyen ve cilve yapan yüzü sanki kusursuzdu. Onu tutarken sıkarsanız canını acıtırdınız. Ama eğer kolunuzu gevşetirseniz, bebek düşer. Ama ben bunun ortasını hemen buldum. Sanırım onun ablası olduğum için böyleydi. Ve o an kendime bir söz verdim. Onu ne pahasına olursa olsun koruyacağım ve en ufak bir zarar dağı gelmemesini sağlayacağım. Annem yanımıza geldi.
- Bence artık onu bebek diye çağırmamalı, bir isim vermeliyiz. Clarke sen bizim hayatımızı kurtardın. Ona isim vermek ister misin?
Bu çok büyük bir heyecandı benim için.
- Evet. Evet anne.
- Tamam o zaman. Adı ne olsun istersin?
- Bence... Adı Hena olsun.
- Güzel karar. Ben de çok beğendim.
Sonra hep beraber Elizabeth'i takip ederek yürümeye başladık. Annem Hena'yı taşıdığı için ben Elizabeth'in elinden tutarak yürüyordum.
- Eliza burası neresi?
- Tatlım... Burası senin asıl evin. Burası Düş Sarayı.
- Şaka yapıyorsun.
- Hayır yapmıyorum.
- Yapıyorsun çünkü orası sadece ama sadece masallarda olur.
- Ama biz şuan içindeyiz. Yani sadece masallarda değil, gerçek hayatta da var.
- Ama olamaz. Bugün olan hiçbir şey olmuş olamaz. Bunların hepsi rüya olmalı. Öyle değil mi? Hepsi rüya değil mi?
- Peki diyelim ki bunların hepsi birer rüya. Ama peki bunların hepsi rüyaysa kardeşin, yeni doğan kardeşin Hena bir rüya mı? O da mı bir rüya, hayal ürünü sence?
Bu olamazdı. Hena gerçekti. Onda bu anlaşılıyordu. Ben onun ablasıydım ve bunu anlayabilirdim.
- Tamam sana inanıyorum. O zaman neden bu duvarlar siyah ve pis? Masallarda rengarenk bir saray anlatılıyordu ve iki kardeş, kötülerden bu duvarlar arasında korunuyorlardı.
- Çünkü burası yer altı. Kat kat zindanların da altındaki gizli bir geçit ve neredeyse kimse bilmiyor. İşte geldik.
Annemle Elizabeth fısıldayarak birşeyler konuştular. Bana doğruyu söyleyeceklermiş. Zamanı gelmiş. Ama annem odasına çıkıp dinlenmeliymiş bu yüzden Elizabeth anlatacakmış. Annem yanağıma bir öpücük kondurup merdivenlere yöneldi.
- O merdivenler renkli duvarlara giden yol işte. Ama ben seni öncelikle daha farklı bir yere götürüp, gerçek geçmiş ve geleceğini anlatacağım. Ama anlamadığın yerleri sor tamam mı?
- Tamam.
Bir odaya girdik. Etrafta resimler vardı. Ama tarihi resimler olduğu belliydi. Beni odanın ortasındaki sandalyeye oturttu.
- Yıllar önce ünlü bilim adamları bir kehanete denk geldiler. Ama bu çok gizli ve tehlikeli bir kehanetti. Ve bunu araştırmaya başladılar. Mayalıların tapınaklarından başladılar işe. Her yazıyı iyice araştırıyor, küçük büyük her taşın altına bakıyorlardı. 9 yıl süren bir araştırma sonucu o bilgiyi buldular. Mayalılar da aynı kehanete inanıyorlardı. Ve diğer birçok eski uygarlığın bu kehanete inandığına dair kanıtlara ulaştılar. Ama bu kehaneti Dünya bilemezdi. Eğer öğrenirse bu kehaneti kötüye kullanacakları kesindi. Bu yüzden trilyonlar bayılarak tüm dünya ülkelerinden de izin alıp, Birleşik Devletlere sunarak tapınağı satın almayı ve bilgilerle kanıtları korumayı başardılar. Ancak önlerinde tek engel takım arkadaşlarıydı. O yani John buraya dokunmamaları gerektiğine inanıyordu. Ve bu araştırmayı engellemek için uğraştı. Ama kısa zamanda bu istek tapınağı ele geçirme isteğine dönüştü. Ama çok geç kalmıştı. Çünkü diğer takım üyeleri, kanıtları ve diğer sembolleri anlamış ve araştırmalarını tamamlamışlardı. Teorileri doğruydu. Rüyalarını istediği gibi yöneten iki kardeş doğacaktı ve insanlar onları ele geçirmeye çalışacaktı. Henry, Paul ve Nick onları korumaya yemin ettiler ve bunun üzerine diğer elde ettikleri semboller bilgiler yazı ve kehanetlerle, Maya kırallığındaki 2 şansölye, 1 komutan ve 1 tanrıçanın ruhlarıyla iletişime geçmeyi başardılar. Kendilerine ruh yerine kora denilmesini tercih eden grup, Henry, Paul ve Nick'in kalplerinde bulunan saflık ve amaçlarını anlayarak onlarla işbirliği yapmayı kabul ettiler. Bu iki kız kardeş için başka bir boyutta kocaman, rengarenk bir saray yapacaklardı ve yaptılar. Adı Düş Sarayı olacaktı ve Henry, Paul ve Nick burada sonsuza kadar yaşayıp iki kardeşe öncülük edeceklerdi ve iki kardeş yaşadığı sürece onlarda yaşayacaklardı. İşte bu iki kardeş şuan burada. Clarke bu iki kardeş sen ve Hena. Ve deden olan o kral aslında John denen o grubun son üyesinin torununun torunu. Ve sizi o boyuta girmek için bir anahtar, dünyayı ele geçirmek için ise en etkili silah olarak görüyor.
KAMU SEDANG MEMBACA
RÜYALARIN EFENDİSİ
Fiksi IlmiahBEN BİR ANAHTARA SAHİBİM. HAYATIM PAHASINA KORUMAM GEREKEN BİR ANAHTAR... - Evet. Ama nasıl uyuyabilirim ki. Bu olaylar yaşanırken benden nasıl uyumamı bekleyebilirdi. - O kısmı da düşündüm. Bana bir bardak uzattı. İçindeki sıvı kan kırmızısı...
