1.Bölüm''Dayanma Meselesi''

68 5 11
                                        

Her insan acıyla yüzleşmek zorunda kalır. Bazıları en kötülerinde pes etmez ama bazıları en hafifinde yıkılır, daha beterlerinin olacağını bilemeden. Peki ben hangisiyim? Pes eden mi, yoksa sonuna kadar mücadele eden mi?

Maalesef hayat herkesin omuzlarına aynı ağırlıkta çökmüyor. Bazılarımızı ailesi istemez, hayatı zindan eder; bazıları çocuklarını el üstünde tutar. Ben hiç el üstünde tutulan olamadım. Baba ve abla... Bu iki kelime hep bana yabancı geldi. Yabancı gelmeyen tek kelime abiydi. Bir tek abi sevgisini tadabildim.

Annem beni doğururken ölmüş. Babam ile ablam ise bu yüzden hep beni suçladılar. Bir tek abim biliyordu suçsuz olduğumu. Bu sebepten babam ve ablam hayatı hep bana zindan ettiler. Hayatımı yaşamama, çalışmama, mücadele etmeme engel oldular. Aslında çoğu zaman ben de kendimi suçluyorum. Aklıma geldikçe köşeye çekilip içten içe ağlıyorum.

Şu 2 ay boyunca ablam ve babam yüzünden 10 tane işten kovuldum. Şuan 11. işime gidiyorum. Ondan da kovulurum yakında. Şu an bir kafede çalışıyorum. 3. defa bir kafede çalışıyorum.

Bunları düşünürken kafeye girip üstünde kocaman harflerle 'KELEBEK KAFE' yazılı -gerçekten böyle bir kafe var mı bilmiyorum.- önlüğümü giydim. 5 dakika oldu olmadı müdür yanıma yaklaştı.

''Yıldız?''

''Buyrun Mustafa Bey?''

"Artık sana ihtiyacımız kalmadı. Kusuruma bakma. Buyur bu da çalıştığın günün maaşı. Yolun açık olsun." dediği an kalakaldım. Yine yapmış olamaz değil mi? Niye yapmasın? Yapar. Yapmış zaten.

Hemen önlüğümü çıkarttım ve maaşımı aldım. Telefonu çıkarttım ve babamı aradım. O açana kadar üzüldüğümde geldiğim kaldırımıma oturdum.

"Ne var Yıldız?"

"Ne olduğunu çok iyi biliyorsun, baba!" dedim hıçkırarak ve gözyaşlarımı tutamayarak. Artık dayanamıyordum.

"Anladım. Hemen Mustafa Bey'i arayıp teşekkür etmem lazım. Seninle zaman kaybedemem." dedi ve suratıma kapattı. Ben ise dizlerimi kendime çekmiş bir şekilde ağlıyordum. O sıra karşı kaldırımda duvarı yumruklayan bir adam gözüme çarptı o sıra. Bir an gözleri bana takıldı. Duvarı yumruklamayı bıraktı ama ben bir türlü hıçkırıklarımı kesemiyordum.

DENİZ'İN AĞZINDAN

Öğle yemeği için dışarı çıktım. Çok sevdiğim balık ekmakçiye giderken annem aradı.

"Alo anne?"

"Bana anne falan deme! Eğer birisine illa anne demek istiyorsan, gerçek annenin mezarı nerede iyi biliyorsun!" Bu cümle beni adeta yerime çivilemişti. O ise derin bir nefes aldı ve devam etti. "İnci'ye bir daha hata yaparsa yüzüğü atacağını söylemişsin."

"E-evet" dedim kekeleyerek.

"Eğer öyle bir şey olursa babanı boşarım! Biliyorsun beni çok sever. Eğer o yüzüğü atarsan baban, ikinci defa eşini kaybeder!" dedi ve kapattı. Bulduğum ilk ara sokağa girdim. Duvarları yumruklamaya başladım. O sıra bir hıçkırık sesi duydum. Kafamı karşı kaldırıma doğru çevirdim. Beni izliyordu ve hıçkırarak ağlıyordu. Duvara yumruk atmayı kestim ve ona doğru yöneldim. Korkuyor gibiydi benden. Hatta korkuyordu.

"Sakin ol, sana bir şey yapmayacağım." dedim ve yanına, kaldırıma oturdum. "İyi misin?" diye sordum. Sadece bana baktı. "Değilsin." dedim. Gözleriyle onayladı beni.

"S-sen iyi m-misin?"dedi kekeleyerek. Onun bana baktığı gibi baktım. "Değilsin." dedi.

"Anlatmak ister misin?" diye sordum.

"Sadece şunu söyliyeyim; dayanacak gücüm kalmadı. Peki ya sen?" diye sordu.

"Al benden de o kadar." dedim sahte bir gülümseme takınarak. "Ama dayanabiliriz değil mi?" dedim. Gözlerimizin içine bakıyorduk.

"Bilmem." dedi

"Dayanacağız" dedim. Gülümsedi.

"Dayanacağız."




Merhaba! Bu benim 2. Kitabım olarak görünsede ilk hikayem. İlki öneri kitabıydı. Teog öğrencileri için. Umarım beğenirsiniz ve seversiniz.

Bir hikaye yazmak zor bir iştir. Ben bu zor işin altından kalkabilecek miyim? Umarım başarırım.

İlk iki bölümü üst üste yayımlayacağım sonraki bölümleri ise belirli günler (atıyorum ki her cuma) şeklinde yapmayı planlıyorum.

Ben bu kısımları uzatmayı sevmem zaten okumayı da sevmem :) o yüzden görüşürüüz ♡



KALDIRIMWhere stories live. Discover now