1

2.7K 38 1
                                        

"Aşkım hamileyim sanırım." Dedim, elimde tuttuğum hamilelik testini Caner' e gösterirken. İkimiz de bir süre boş bakışlarla birbirimize baktık. "Ne olacak şimdi?" Her zaman ki gibi ilk konuşan ben oldum. "Bilmiyorum." Derken bakışlarında tuhaflık vardı Caner' in. Bana sanki "ne bok yedik lan biz" der gibi bakıyordu. İkimiz de korkuyorduk. Kapının çalınmasıyla bakışlarımız kapıya yöneldi. Hemen tuvalete girdim ve testi çöpe attım. Sonrasında da ellerimi yıkayıp tuvalette kendime bir baktım. Olamaz bu! Daha çok gencim. Bu bebeği doğurmak istediğim en son şey. Belki bir hata olmuştur. En iyisi şimdilik olayı unutmak ve en kısa zamanda hastaneye gitmek. Salona girdiğim de ev sahibi Fatma Teyze ayağa kalkıp üzerime doğru yürüdü. "Sanem hanım! Acaba ne zaman kirayı ödemeyi düşünüyorsunuz!" Bu bir soru değildi kesinlikle. Sadece benimle alay ederek bana kızıyordu. Ev sahibim Fatma teyzenin evinde bir yıla yakındır kalıyorum. Aslında kirayı da zamanın da yatırırım ama 3 ay önce çalıştığım kafeden kovuldum, bir de üstüne düzenli ders verdiğim çocuklardan biri şehir dışına taşındı. Yani 3 aydır sadece ailemin gönderdiği parayla zar zor geçiniyorum. Aileme bunu söylemeye çekindim çünkü onlara üniversiteyi şehir dışında okuyacağımı söylediğimde "Kızım ne yapaksın orada bir başına? Bak geçinemezsin. Zor olur kızım." Dediler ama ben kendi ayaklarımın üstünde tam 7 ay durdum. Sadece 3 aydır işsizim. Ailemle 18 yıl boyunca Antalya' da yaşadım ve puanımın tutması üzerine İstanbul' a geldim. Başta alışamadığım bu koca şehir benim hayatım oldu. Tek başıma hayatta ki ilk adımlarımı ben bu şehirde attım.
      "Fatma Teyzeciğim canım nasılsın?" Dedim sesimde ki tüm sevecenlikle. "Hiç iyi değilim Sanem. Öncelikle kiramı tam 3 aydır yatırmıyorsun. Telefonlarıma cevap verilmiyor bir de üstüne bu çocuk da kim? Sen eve erkek mi getiriyorsun kızım?"
"Hiç olur mu öyle şey Fatma Teyze. Gel otur bir  doğru düzgün konuşalım. Anlatayım sana herşeyi." Birlikte küçük sayılabilecek salonumda ki koltuklara oturduk. Caner' in yanına geçtikten sonra ilk olarak Fatma Teyze' ye dönüp "Bir şey içer misin Fatma Teyze?" Dedim. Utançtan neredeyse yerin dibine girecektim. Bana hayır anlamında kafasını sallayıp, anlat der gibi gözlerini gözlerime dikti. "Şimdi şöyle oldu... Ben 3 ay önce işten atıldım. Ama bunu aileme söylersin diye söylemeye çakindim sana çünkü bu konuyu onların bilmesini hiç istemiyorum. Ama en kısa zaman da iş bulup bütün borçlarımı ödeyeceğim sana söz. Bu da okuldan arkadaşım Caner. Ödev yapıyorduk da biz ondan gelmişti." Dedim. Önce Caner' e göz ucuyla baktı, sonra da " Bunu bana neden daha önce söylemedin kızım? Bak seni tanımasam çoktan evden çıkartırdım ama seni iyi tanıyorum. Hem bu oğlanla pek de ödev yapıyormuş gibi görünmüyorsunuz. Neyse. Senden iki tane isteğim var kızım. Birincisi, en yakın zaman da bir iş bul. İkincisi, eve fazla birilerini sokma ve ses yapmayın kızım. Komşulardan şikayet almak istemem." Diyip hafifçe tebessüm etti bana. Bu kadın beni gerçekten seviyor. "Teşekkür ederim." Diyip sarıldım. " Neyse kızım benim daha işlerim var. Kalkayım ben. Hadi görüşürüz." Diyerek kapıya doğru yürüdü, ben de ona eşlik ettim. Ayakkabılarını giyip, çantasını eline aldıktan sonra bana dönüp " Kızım bana yalan söyleme. Bu çocuk sevgilin biliyorum. Bu yaşta olur böyle şeyler. Daha gençsin. Senin olmasında benim mi olsun?" Diyerek kıkırdamaya başladı. Ben de dönüp "Görüşürüz." Diyip kapıyı kapattım. Arkamı dönüp salona doğru yürümeye başladım. Az önce Fatma Teyze' nin oturduğu tek kişilik eflatun koltuğa oturup etrafa göz gezdirdim. Salon giriş holünden girdikten sonra tam karşıdaydı. Benim oturduğum koltuksa salonun sol tarafındaydı. Koltuğun arka tarafında bar masası ve altında uzun ayaklı 3 tane sarı, turuncu ve kırmızı renklerinde tabure duruyordu. Koltuğumun yanındaysa büyükten küçüğe doğru dizilmiş beyaz zigon sehpalar duruyordu ve hemen onun karşısında da 3 kişik eflatun, üzerinde de renkli yastıklar olan koltuk ve üzerinde de Caner duruyordu. Onun çaprazında da duvarın yarını kaplayan pencere ve üzerinde gri tonda tül duruyordu. Caner' in oturduğu koltuğun karşısında ki duvardaysa boydan boya televizyon ünitesi vardı. Yaklaşık 10 dakikadır ikimizden de ses gelmeyince " Caner."Dedim. Derin ve uzun bakışlarla pencereye bakıyordu. Bir daha seslendim ama yine beni duymadı. Sanırım duyduğu haber çok ağır gelmişti. Bir an da boğazımda bir yumru oluştu ve yutkunamadım. Ya hamileysem... Hayatım mahvolurdu. Daha üniversite 2. Sınıfa gideceğim, mastır yapacağım, yurt dışında gezip gençliğimin tadını çıkaracağım. Ama ya hamileysem işte bu her şeyin sonu demektir.
            Ben İstanbul' a okumaya geldiğim de ilk 2 hafta yurtta kaldım. Başta her şey güzel gidiyordu çünkü Selvi ile aynı odada kalıyorduk. Selvi 2. sınıfta okuyordu. Onunla yataklarımız altlı üstlüydü. Biz de o şekilde tanışıp arkadaş olmuştuk. Oda 6 kişilikti. Üniversitenin kendi yurduydu ama içinde ki kişiler fazlasıyla gıcık ve agresiflerdi. Onlarla biraz daha aynı ortamda bulunamayacağımı düşünüp yurttan ayrıldım ama Selvi benim kadar şanslı değildi. Benim ailem bana aylık bir miktar para yolluyorlar ama Selvi' nin hayatı çok başka. Selvi doğarken annesi ölmüş. Annesinin ölümü üzerine babası Selvi' ye bakmak yerine onu babaannesine bırakmış. Uzun bir süre babaannesi Selvi' ye bakmış ama kadıncağız Selvi 6 yaşındayken vefat etmiş. Bunun üzerine babası alıp Selvi' yi evlerine getirmiş. Babası onunla pek ilgilenmiyormuş. Bir gün babası eve bir kadınla gelmiş ve onu Selvi ile tanıştırmış daha sonra da evlemişler. Kadın Selvi' ye hep mesafeli davranmış ve hiç bir zaman onu kabul etmemiş. 14 yaşına geldiğinde bir kardeşi olmuş. Kız kardeşi. Adını Elif koymuşlar. Selvi Elif' i severmiş ama babasının eşi Seda Elif' i Selvi' ye pek sevdirmek istemezmiş. Babası Elif' e hep ilgili davranıyormuş. Her akşam gidip onu kucağında uyutup öyle yatırıyormuş ve onu hep güzel kızım diyerek seviyormuş. Selvi' de üniversiteyi tek kaçış yolu olarak görüp Konya' dan buraya gelmiş. Babası başlarda para göndermek istemiş ama Selvi istemeyince ufak bir tartışma yaşanmış. Ama sonrasında Selvi babasına o ufak tartışmada içinde ki her şeyi dökmüş. O gün bugündür babasıyla görüşmüyor. Bu yüzden belirli bir miktar para geçmiyor eline. Ben ayrı eve çıkmadan 1 hafta önce Selvi bana benimle aynı bölümde okuyan bir çocukla tanıştığını ve adının Caner olduğunu söyledi. Söylediğine göre çocuk başarılı ve yakışıklıymış. Bir gün dersler bittikten sonra her zaman ki gibi Selvi ile birlikte hep gittiğimiz kafeye gidecektik. Onun dersi benim daha önce bittiği için kantinde beni beklicekti. O gün kantine indiğimde yanında koyu kahve, dağınık saçlara sahip, yeşilin en koyu tonunda, badem gözlü ve ayağa kalktığında da en az 1.90 boyu olduğunu düşündüğüm hafif kaslı bir çocuk duruyordu. Sonradan öğrendim ki bu çocuk Caner'miş. Ve şu an da karşımda duruyor işte ama benimle hiç konuşmuyor. Caner ile yalnızca bir kez ilişkiye girmiştik ve çok ani olmuştu. İkimiz de fena halde sarhoştuk ve önlemimizi almamıştık. Bu son 2 haftadır da hafif mide bulantıları ve baş dönmeleri yaşadığım için şüphelenedim ve dün eczaneden gidip hamilelik testini aldım. Gerisini biliyorsunuz zaten. Yeniden dönüp Caner' e seslendim ama bu sefer sesim biraz daha yüksek çıkmıştı. Ani bir hareketle bana dönüp yüzüme ifadesizce bakmaya başladı. Gözlerinde daha önce hiç şahit olmadığım bir bakış vardı. Biraz üzüntülü ama bir o kadar düşünceli bir bakıştı bu. "İyi misin?" Dedim. Sesim biraz titrek çıkmıştı. Ben de üzülmüştüm, ben de kötüydüm ama böyle bir olayın üstesinden el birliğiyle gelmemiz ve sağlıklı bir şekilde düşünerek karar vermemi gerektiğini düşünüyorum. Bana dönüp "Sanem... Gerçekten hamile misin?" Dedi yalvaran bakışlarla. Bana bakışlarında 'nolur hayır de' der gibi yalvarıyordu. Ona dönüp içine biraz rahatlatmak istercesine "Emin değilim. Hastaneye gitmemiz gerekiyor." Diye cevapladım. Hemen ayağa kalktı ve bana dönüp "Hadi!" Dedi. "Nereye? Dedim heyecanlanarak ve biraz da ürkerek.
"Nereye olacak Sanem. Hastaneye!"
"Nasıl, hemen şimdi mi gidiyoruz?"
"Hemen şu olayın aslını öğrenelim." Dedi ve elini bana uzayarak kalkmamı sağladı. Odama gidip üzerime kırmızı spor bir tişört geçirip, altıma da siyah, kısa şortumu giydim ve hafif bir makyaj yapıp, dalgalı, kumral saçlarımı at kuyruğu yaptım. Çıkışa gittiğimde Caner' im hazır olduğunu ve her zaman ki gibi beni beklediğini gördüm. Beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirip, siyah çantamı da yanıma aldım ve evden çıktık. Caner' in arabasına doğru yürümeye başladık. Caner koşar adımlarla arabaya doğru ilerliyordu. Bu yüzden ben de ona yetişmek için koşmak zorunda kalıyordum. Arabanın yanına vardığımız da hemen arabaya bindik ve yolun yarısını hiç konuşmadan geçirdik. Trafiğe takıldığımız da Caner' e göz ucuyla baktım. Çok endişeli görünüyordu. Caner' e dönüp: "Aşkım, eğer hamileysem ne olacak?" Diye sordum. Cevabını gerçekten merak ediyordum.      
"Bir şey olmayacak. Aldırtacaksın."
"Sen ciddi misin?"
"Ne yapmayı planlıyordun?"
"Bir şey planladığımdan değil de bu kadar kesin bir şekilde cevap vermiş olman beni şaşırttı."
"Sanem, sevgilim seni çok seviyorum. Bunu biliyorsun değil mi? Ben bu kararı ikimizin de iyiliği için aldım. Sen de göreceksin ki en iyi karar bu."
"Ama ortada bir çocuktan bahsediyoruz. Hem de bizim çocuğumuzdan. Senin ve benim genlerime taşıyan minik bir candan."
"Sanem o daha canlı bile değil, küçücük bir şey.  Yoksa sen doğurmayı mı planlıyordun?"
"Dediğim gibi bir planım yok ama bu kadar kesin bir karar yoktu aklımda."
"İyi, bundan sonra var o zaman."
Trafik yeniden akmaya başladığında ikimizde sessizleştik. Hastaneye vardığımızda hemen randevu alıp kadın doğum uzmanının yanına gittik. Doktora testten falan bahsettim. O da beni yatağa yatırdı ve bir kontrol yapacağımızı söyledi. Karnıma o aleti yerleştirdi ve iyice baktı. Sonrasında bana dönüp buruk bir gülümsemeyle baktı ve ağızından dökülen sözcüklerle ne yapacağımı bilemedim.
"Sanem Hanım, hamilesiniz."

BEBEĞİM İÇİNStories to obsess over. Discover now