Bir çığlık koptu en derin uzuvlarımdan savrularak. O kadar sessiz bir çığlıktı ki, baskısını en derinden hisseden şu yüreğim olmasaydı şayet, suskunluğun sükuneti içinde kaybolduğumu zannedebilirdim.
Saç tellerime kadar titriyor, ayak tabanlarıma değen mermerin, soğukluğunun yanında sarsıldığını da hissediyordum. Bu gerçek bir deprem miydi? yoksa yüreğime çok uzun zaman önce çöreklenmiş olan acının üstüne bir acı daha doğmasının yarattığı yanılsama miydı? idrak edemeyecek kadar soyutlanmıştım. Ama yetmiyordu. Yetmeyecekti. Sanki dahası mümkünmüş gibi gözlerimi yummuş, yalvarırcasına biraz daha soyutlanmayı diliyordum. Ama biliyordum ki; ne saçlarımdan başlayıp, bütün bedenime yayılarak beni ıslatan yağmur yardım edebilirdi bana, ne de kulaklarıma ziyafet veren denizin gel-git sesleri.
Beni suçladıkları gibi, kendimi suçlamayı kabullensem kurtulur muydum bu acıdan? Ya da kulaklarımı kapatsam bütün seslere, o zaman biraz olsun unutabilir miydim acılarımı? Hangi birini yapsam da zihnim susmayacaktı işte, biliyordum. Nasıl geçerdi peki bu? Nasıl biterdi? 'Bitmeyecek' diyen iç sesimin haklılığını, sessizce kabullenmekti tek yapabildiğim. Bitmeyecekti. Belki ben bitecektim günün birinde ama, acılarım bitmek bir yana dursun,dinmeyecekti bile.
Daha fazla ayaklarımın beni taşıyamayacağı kanısına varamadan, dizlerimin üzerinde buldum kendimi.
Derim kazınırcasına hırpalanan benliğim, artık rahatlamak istiyordu. Ama ağlayamıyordum. Keşke dedim. Keşke dışarı akıtabilseydimde, göz yaşlarımın şu tuzlu ıslaklığı yüreğimi kavurmak yerine, yagmura karışıp terk etseydi bedenimi.
Arafta kalmışlığın omzuma bıraktığı yükle, dizlerimin üzerine çökmüş olduğum şu verandaya, ayak basmayalı ne kadar zaman oldu diye düşünürken buldum kendimi. Ama bu sadece bütün senaryoların gözlerimde tekrar canlanmasından başka bir işe yaramadı. Her şey, her gün film şeridi gibi gözlerimin önüne gelsede, her şeyin gerçekliğini yaşadığım bu evin, can yakıcı kokusunu soluyabilme gücünü bulabileceğim aklıma gelmezdi. Tek bildiğim buydu. Ama buradaydım. Buradaydım ve artık kaçmayacaktım. Bundan sonra beni bu eve ayak basmak zorunda bırakanlar düşünecekti, ben değil. Hayatımın bir sürgünmüş gibi geçmesine neden olan, toz pembe bulutlarımın gözlerimin önünde çamura bulandığı, çocukluğumun öldürüldüğü, hayatın acımasızlığını iliklerime kadar tattığım bu eve kucak açacaktım.
Son kez acıyı iliklerime kadar kabul ettim.
Acılarım hırsa dönerken, son bir güç ile ellerimden destek alarak ayağa kalktım. Yağmuru, her bir telinde barındıran ıslak saçlarımı arkaya doğru ittirdim ve bakışlarımı gökyüzüne değdirdim. Hava alacakaranlığa bürünmüş, güneş uzaklara doğru yol alıyordu.
"Baba!" Diye haykırdım avazım çıktığı kadar. "Buradayım baba. Senin küçük kızın burada. Gör beni, senin için buradayım. Ve affet beni baba, bunca zaman kaçtığım için affet. Artık kaçmıyorum. Yemin ederim ki kaçmıyorum." boğazıma oturan yumrudan dolayı, sonlara doğru sesim bir fısıltıya dönerken sustum. Akabinde bir şimşek çaktı gökyüzünde. 'Babam' diye fısıldadım içimden. Daha da hızlandı yagmur. Bir kez daha çaktı şimşek. Herkese göre sıradan bir şimşekti, banaysa bulutların arkasına saklanmış babamdan bahşedilen bir ses.
Şiddetle çakan şimşeğin gücü ne kadarsa, bana da o kadar güçlü ol diyordu. Hissettim. Yemin edebilirim ki bütün uzuvlarıma kadar hissettim. Belki kendime oynadığım bir kandırmacadan ibaretti bu ama sığdırabileceğim bir beden yoktu.
Kollarımı gökyüzüne kaldırdım dokunabilirmişim gibi. Beni yukarıdan izlediği günden beri ara sıra yaptığım gibi.
Teslim ettim kendimi yağmurun şiddetine. Babama. Ve Yıkandım.
Bütün hislerimi burada teslim etmiştim işte. Çok, çok uzun zaman önceydi. Daha çocuk aklımla tek yapabildiği her şeyi sessizce kabullenip, kaçmaktı. Ama bilmedikleri bir şey vardı. Ne o korkan küçük kız çocuğuydum, ne de gözlerini gerçeklere kapayıp köşeye sinmiş korkak.
Belki bütün hislerimi teslim etmiştim ama; şimdi, bugün, burada, ayak tabanlarım zemini öperken, yüreğimde bir çark gibi dönen sivri uçlu bıçakların yarattığı sızıyla teslim ettiğim hislerimden, bu sefer acı değil, koca yenilmez bir his peydahlanmaya hazırdı.
Soluduğum -solumaya çalıştığım- boğucu havanın bana çığlık çığlığa fısıldadığı tek şey vardı şimdi.
İntikam...
xxxxxx
Merhaba arkadaşlar. Hikayeme hoşgeldiniz. Aslında uzun yıllara dayanan bir yazma serüvenim var. Ama hikaye yazmak benim için son 2-3 yıldır revaçta. Çünkü daha çok, bolca edebiyatlı deneme yazıları yazdım bu zamana kadar. Duyguları kelimelere dökmek benim için basit olanı ama kurgu ile bir hikaye yazmak hiç öyle değil.
Umarım okudukça beğenirsiniz. Yanlışlarım varsa affola.
Şu an için biraz klasik aşamada ilerlicek belli bir süre ama, sıkılmayıp takip eder ve okumaya devam ederseniz pişman olmayacaksınız :)
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi eksik etmeyin.
Eleştirilerede açığım saygı çerçevesi içinde oldukça..
Ve ne olursa olsun,
Emeğe saygı lütfen arkadaşlar.
Keyifi okumalar😘😘
YOU ARE READING
Kara ay
Teen FictionHer insan "bu son" dediği anların toplamından sonra yeni bir başlangıca kucak açıyordu ister istemez. Ben ise ne bir son yaşayabiliyor, ne de yeni bir başlangıca kucak açabiliyordum. Sadece araftaydım. Yaşayacağım sonun ölüm, başlangıcımın da öldümt...
