Sen gerçek misin be adam

13 1 0
                                        

Lanet olsun şu perdeyi kim açmıştı. Güneş gözlerimi becermişti. Ah tabi ya annem bu kadın niye uyumama izin vermiyordu. Oflayarak yorganı ayaklarımla tepip üstümden  attım. Attığım  pişman  oldum. Hava buz gibiydi. Nasıl bi soğukluktur bu abi. Güneş kesin bana küstü ona laf ettim diye. Güneş abla ben seni çok seviyorum gel buraya ısıt beniğğğğ. İyice saçmaladım dimi. Tamam kusura bakmayın. Ayaklarım yataktan sarkmış vücudum hala yataktaydı. En sonunda zor da olsa kalkmıştım  yataktan. Masamın üstünde ki telefonumu alayım derken babamla olan resmimizi gördüm. İstemsizce gözlerim doldu. Çok özlemiştim onu. Öleli tam 3 yıl oluyordu. Ama hala onu unutamamıştım. Gülüşü,sarılması biricik kızım demesi... Ah lanet olsun ağlamayacağım. Telefonuma baktığımda saat daha 7.45'di. Banyo yapıp makyajımı yaptım, formam neredeydi? ''Annee formam nerde'' diye bağırmamla annemin ''Bağırma Toprak bağırma sağır  değilim'' diye söylenirken kapım açıldı. Annem elinde siyah ve beyazdan oluşan bir gömlek siyah bi etek ve kravat. Ne kravat mı? Olum biz erkek miyiz etek ve kravat?  Ne biçim bi okul burası ya. Offf!!! Annem formayı yatağımın üstüne koyup çıkmıştı. Allah'ım nasıl bir deneme bu? Sorun  çıkartmayıp formayı giydim ve boy aynasından(aslında çıkarttım ama işe  annemin terliği girince kaybettim) kendime baktım. Aslında güzel olmuştum ama çok sinir bozucu bir şeydi. Beyaz converslerimi giyip odadan çıktım. Annem ve abim  kahvaltısını yapıyordu.  Evet evet bi abim var. Kendisi çok gıcık bi maldır. Sakın hayaller kurmayın hayallerinizi bile mahveder öküz. Günaydın diyip tam oturacaktım ki Eren'in '' O eteğin boyu ne lan öyle?!''diye bağırmasıyla mal mal ona baktım. Ciddi miydi bu? Gözlerinden alev çıkıyodu resmen. ''Sanane ne zamandan beri sana hesap vermek zorundayım'' diyip meyve suyumdan bi yudum aldım. ''Babam öldüğünden beri bana hesap vermek zorundasın Toprak'' dediği lafla istemsiz gözlerim doldu ve bardak yavaşça elimden kayıp parçalara ayrıldı. Dolu gözlerle ona bakıyordum. Ben babasına çok düşkün birisiydim. Ki en iyi bunu Eren biliyordu. Kırdığı potu anlayınca yanıma gelmeye kalktı ama yerimden kalkıp montumu  alıp çantamı da alıp evden ağlayarak çıktım. Ne güzel bir gün başıydı dimi?! Allah'ın belası günümü zehir etmişti. Niye öyle bir şey demeyi düşünmüştü ki sadece abinim deseydi özür dilerdim. Böyle olmasına gerek yoktu.

Babam... Babamı çok özlemiştim. Mezarına gitmem lazım. Kesinlikle mezarına gitmem lazım. Ama okul öncelikle okul. Babamın tek isteğini gerçekleştirmem lazımdı. Okuyup onun bize bıraktığı şirketi büyütmemiz lazımdı. Bende bu yüzden okuyup şirket hakkında bilgi almam falan lazımdı. Okula kadar yürümeye karar verdim. Şu mal etekte rüzgar yüzünden havalanıyordu. En sonunda sinirlenip dolmuşa bindim.

Allah'ım burası nasıl bir okul lan. Bir köşede yiyişenler diğer köşede kavga edenler diğer köşede beni izleyen 2 kişi. Ne?! Beni izleyen 2 kişi mi?. Tekrar oraya baktığımda hala bana bakıyorlardı. 1 tanesi o kadar ince ince  bakıyordu. Diğeri sadece bakıyordu. Hızlaca ordan uzaklaştım.

Müdürü bulmam lazımdı. Müdür müdür müd-aha orda. Adımlarımı hızlandırıp tam içeri girecektim ki kapı açılıp burnum sert bir kapıya ah pardon insana çarpınca ufaktan geriledim. Burnumu ovalarken bana çarpan öküze baktım. Oha sen gerçek misin be adam. Ben adama mal mal bakarken omzuma vurup yanımdan geçti. ''Önemli değil'' diye bağırdım. Arkasındaki bana bakıp sırıttı. ''Burnun düzelmiş'' diyip yürümeye devam etti. ''Seninde beynin düzelseydi keşke'' diyip müdürün odasına girdim . Boğazımı temizleyip burda olduğumu anlaması için. Kafasını bilgisayardan kaldırıp bana baktı. ''Ne vardı küçük hanım'' ''ben okula yeni geldim Toprak Olga'' müdür çenesini kaşıyıp anladığını belli eden sesler çıkarttı. Kafasını bilgisayara çevirip '' sınıfın 11-C Toprak iyi dersler'' deyip tekrar bilgisayara baktı. Kapıyı kapatıp sınıfı aramaya başladım. 11 c 11 c aha orda. Adımlarımı hızlandırıp kapıyı çaldım. İçerden gel komutu gelince içeriye girdim. Tüm gözler bana dönmüştü. İlgi odağı olmaktan oldum olası nefret etmişimdir. Hoca ''Ne vardı niye geldin'' diye sert bi şekilde sordu.  Bende aynı sertlikle ''yeni öğrenciyim'' dedim. Kafasını aşağı yukarı sallayıp ''geç yerine ne ayakta bekliyorsun'' dedi yine aynı sertlikle. Ahh sinirlerimi bozmayı becermişti bu adam. Sınıfa gözlerimi çevirdiğimde onu gördüm. Sabahki öküzü. Herkes burası boş  buraya gel bebek gibisinden laflar ediyordu. Kalın bir ses '' kesin sesinizi hiçbir yer boş değil yanıma gelecek''  deyince gerkes çantasını boş yanına koydu. En arkaya o öküzün yanına oturmak zorunda kaldım. Neden onu dinliyordum ki ben? Aklımdaki deli soruları bi kenara atıp dersi dinlemeye çalıştım. Ama çalıştım. Yanımdaki  salak gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Hoca yoklamayı almaya başladı.

''Toprak Olga''

''Toprak Olga''  '' bu-burda hocam özür dilerim dalmışım'' okudu okudu ve ''Mert Şimşek'' yanımdaki kişi elini kaldırdı. Hoca tekrar etti. Mert kızgın bi ses tonuyla ''elimi görmüyor musun hoca'' diyince ''kendine gel karşında hocan var senin'' diye bağırdı hoca. Merte baktığımda sinirden boynundaki damarı bile  görüyordum. ''Kendine gel hoca. Anlaşılan yenisin defol git öğretmenler odasına benim kim olduğumu sor'' diye kükreyince yerimden sıçradım. Bana bakınca yerime sindim. O kahverengi gözler kopkoyu olmuştu. Benim bu halime çok  az sırıttı ve sonra daha deminki sert Mert oldu. ''Sana kalk benim kim olduğumu sor'' diye bağırınca gözlerim doldu. Korkunca böyle oluyordum. Allah kahretsin. ''Me-mert s-sakin o-olur m-musun'' diye kekeleyince bana baktı. Siyaha dönen gözleri yaşlarla dolmuş gözlerimi görünce eski haline dönmeye başlamıştı. O sırada hoca yerinden kalkıp koşarak  sınıftan çıktı. Mert bir kızı çağırıp beni lavaboya götürmesini söyledi. Kız şaşkınlık içinde bir bana birde Mert'e bakıp kafasıyla onayladı. Yerimden kaldırıp lavaboya götürdü.
''Kuzum iyi misin gözlerin dolmuş iyi değilsen rev-'' '' hayır iyiyim sadece korkunca böyle oluyorum küçüklük trajedisi'' diyince bana sıkıca sarıldı. Bende ona karşılık verdim. ''Sakin ol birşey yok. Korkma'' diyip saçlarımı okşuyordu. Bu kızı sevmeye başlamıştım. Ondan ayrılıp elimi uzattım '' Toprak'' gülümseyerek ''biliyorum bende Melek tanıştığıma memnun oldum'' deyince bende gülümseyip ''bende memnun oldum ve teşekkür ederim'' bana sıkıca sarılıp'' lafı bile olmaz kuzum'' diyince gülümsemeden edemedim.

Melek ile beraber kantine gidiyorduk. Mert'i görmemle yine korkmaya başladım. Nedenini bilmiyorum ama korkmaya başladım işte. Melek bunu anlamış olacak  ki ''sana sinirli değil korkma kuzum'' diyince tamam anlamında kafamı salladım. Kantine girdiğimizde kafamdan aşağı soğuk ve buzlu su dökülmüştü. Soğukluğu hissedince çığlık attım. Melek ellerini ağzına koymuş oda benimle beraber çığlık atmıştı. Harika (!)okulun ilk günü rezil olmuştum. Bir çift grup bana kahkaha atarak bakarken diğer kişiler bana acıdığını belli ederek bakıyordu. Mert ise... Oda gülüyordu. Oda vardı bu işin içinde. Sinirden gözlerim dolmuştu. Koşarak ordan çıktım. Meleğin arkamdan adımı seslenmesini duyabiliyordum. Sınıfa girip eşyalarımı alıp aşağı inmeye başladım. Birisi kolumdan tutup duvara doğru fırlattı. Sırtımda hissettiğim acı ile inlerken bana zarar veren kişiye bakmaya çalıştım. Ama bu... Bu bir şaka olmalıydı değil mi? Şakaydı bu kesinlikle şakaydı. Karşımdaki kişi...

En heyecanlı yerde kestim. Küfür etmeyin lütfen ^^ Tahminlerinizi bekliyorum.

Vote vermeyi unutmayın. Muck muck

YANLIZLIĞI ANLATAN ADAMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin