KİMSE BİLMİYOR

19 4 1
                                        

...Sonra yanıma oturdu. Çillerle dolu olan yüzünü kaşıdı. Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. İlk önce beni mi konuşmalıydım bilmiyordum. Onunla ne konuşabiliriz diye düşünürken dudakları aralandı.

"Senin adın ne?" diye sordu.

Cesaretimi toplamış ona adımı söyleyecekken Sevilay' ın sesini duyarak irkildim. Durmadan 'abla' diyordu. 'Abla uyan.'

Sonra omuzumun dürtüldüğünü hissettim. Gözlerim yavaşça aralanıp etraf aydınlanınca çilli çocuğun silüeti de kayboldu.

"Ne oldu Sevilay?"  diye sordum. Uykumu tam alamadığım için sersem gibiydim.

"Okula geç kalıyorum, saçımı örer misin?" dedi elindeki tokayı bana uzatarak. Doğruldum ve elindeki eskiden benim olan şimdiyse kardeşimin olan kopmak üzere tokayı aldım. Sevilay da yanıma oturunca saçını örmeye başladım.

"Annem gitti mi?" "Evet." dedi. "Bugün erken çıktı. Temizliğe gideceği yer uzakmış. Ama sana harçlık bıraktı. Bir de akşam eve gelmeden Eliflere uğrayıp merdiven parasını alsın dedi."

"Tamam." dedim. Sevilay' ın saçını örmeyi bitirip yataktan kalktım. İlknur ablamı uyandırmamaya dikkat ederek odayı toplamaya başladım.

"Annem bana söz verdi." dedi çantasını sırtlanırken. "Bugün bana yeni ayakkabı alacak."

O an keşke yer yarılsa da yerin dibine girsem diye düşündüm. Eminim annem de böyle düşünmüş, yüreği acımıştır.

Anladığımı belirtircesine kafamı salladım. Sonra da dış kapıya kadar küçük kardeşimin peşinden gittim. Burnu yırtılmış ayakkabılarını giyişini izledim.

"Dikkatli ol." dedim ona giderken. Fakat beni duyup duymadığından pek emin değilim. Annem ona ayakkabı alacağı için o kadar mutluydu  ki koşa koşa çıkmıştı evden. Sanki okula koşarak gidip gelse annem eve daha erken gelecekmiş gibiydi.

"Sonunda uyanabildin kız.  Kahvaltı hazırla bana hemen."

Kapıyı usulca kapatıp mutfağa geçtim.  O adamın yüzünü ne kadar az görürsem benim için o kadar iyiydi.

Masanın üzerindeki annemin bıraktığı üç lirayı alıp cebime koydum ve kahvaltı hazırlamaya başladım.

Sofraya önce zeytin sonra peynir koydum. Bir de beş gün önceden kalma sertleşmiş ekmekten bir parça.

Kahvaltıda masaya koyabileceğim her şey bu kadardı. Aslında birazcık çay demi vardı ama o adam sabahları çay içmezdi. Onun yerine bir bardak rakı içerdi.

Mutfağa gelip masaya oturduğunda pis kokusu yüzünden öğürmemek için kendimi zor tuttum. Gitmeye niyetlenmişken "Dolaptan rakıyı ver kız." dedi.

Her sabah böyle olurdu. Ben belki unutur da içmez diye ümitlenirken o rakıyı ister ve yüreğimi bir kez daha parçalara ayırırdı.

Dediğini yaptım ve birde bardak koydum masaya. Son anda fark ettiğim peynirin kenarındaki küfü de bıçakla kesip çöpe attım.

"Bunak hala uyuyor mu?" diye sordu pis herif rakıyı bardağa doldururken.

"Anneannem hala uyuyor." kelimeleri bilerek vurgulamıştım. Asıl bunak kendisiydi haberi yok.

---

Bugün kütüphaneden aldığım kitabı yerine teslim etmem için son gündü ama ben kitabı evde unutmuştum. Fakat görevliye kendimi bir türlü inandıramamıştım.

Gerçi onun yerinde ben olsam ben de bana inanmazdım. Dışarıdan bakılınca bu sefil halimle hırsızlık yapabilecek birisiymişim gibi göründüğümü biliyordum.

Belki her şeyi bilse böyle düşünmezdi diye avuttum kendimi.  Sonra hayalimde olan biteni anlattım ona.

Babama yani o adama kahvaltı hazırladım dedim. Ardından bebek  olan kardeşim Caner uyandı. Ben de anneannemi uyandırdım. Caner' i ina emanet ettim.

Ablanın olduğunu da söyledim. Down sendromlu bir ablamın. Geriye kalan zeytin peynirle karınlarını doyurma çabasını izlediğini,  bir haftadır yıkayamadığım yağlanmış saçımla işkence çekişimi de anlattım.

Sonra benden özür diledi. Anlattıklarım için üzüldüğünü söyledi.

Hayalimde olup biten böyleydi ama gerçek hayat her zaman farklıydı. Hem de çok. Acımasızlıdı. En azından bana karşı.

---

"Melek gelsene içeriye." Kapıyı Elif açmasın diye o kadar çok dua etmiştim ama yine de Elif açmıştı. Kaçamak bakışlarıyla beni, özellikle yağlanmış ve darmadağın sacimi süzdüğü de gözümden kaçmamıştı.

"Yok, eve geç kalmayayım. Ben merdiven parasını almaya geldim. Annemin işi vardı beni yolladı."

"Anladım." deyip kapıyı biraz üzerine kapattıktan sonra içeriye girdi. Annesine seslenişini işittim. Benim geldiğimi söylüyordu.

Eskiyi düşündüm. Nr kadar da iyi anlaştığımız o günleri. Ta ki benim onun oyuncak bebeğini çaldığım zamana kadar olan tüm anılarımızı.

Annem o zamanlar yine bu binanın merdiven temizliğini yapardı. Ben de onunla gelirdim hep. O merdivenleri temizlerken ben Elif' in evine giderdim ve birlikte oyunlar oynardık.

Fakat bir gün Elif' in oyuncak bebeğini ondan habersiz montumun içine koydum. O da günlerce o bebeği bulmak için ağladı.

En sonunda bebeği ona geri verdiğimde bana hırsız olduğumu söyledi. Onun eşyasını çaldığımı ve de onu aglattığım için çok kötü birisi olduğumu da.

Bir daha da benimle konuşmadı. Tabii büyüyene kadar. Şimdilerde konuşuyoruz ama samimi değiliz.

O sırada kapı açıldı ve Elif para dolu zarfı bana uzattı.  Zarfı alırken fark ettiğim şeyle bedenim kaskatı kesildi ve kalbim heyacandan deli gibi atmaya başladı.

Elif' in bileğinde benim ona küçükken yapıp vermiş olduğum bileklik takılıydı.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jan 01, 2017 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

KİMSE BİLMİYORStories to obsess over. Discover now