Sonsuz hak

49 10 7
                                        

Ya bir uçurumun kenarında haykırmalı dünyaya. Yada o uçurumdan kendini atmalıydı. Sonunu bilmeden dalgalara bırakmalıydı yıpranmış bedenini. Savrulmalıydı denizde. İçindeki kavurucu ateşi söndürürcesine..
Yapamadı,haykıramadı dunyaya. Atamadı kendini,bırakamadı kendisine acı veren bu kasvetli dünyayı.Çocukluğu bir rüzgarın yaprağı alıp götürmesi gibi alıp gidilmişti hayatından.Hiç çocuk olmamıştı.Sanki yoktu,yok olunmuştu.

Küçük bir mahallede soğuk bir hayatı vardı Zehra'nın.Herkesin kendini düşündüğü,yaşama biçiminin sadece para ile olduğunun düşünüldüğü biryerdi burası.Küçüktü ama olayları yaşantıları büyüktü.

Zehra'nın zihni yine allak bullaktı.Küçük penceresinden bir seyir tutturdu karadenizin hırçın sularına.Gökyüzü turkuaz renkteydi bugün.Biraz ötede kayıklar sıra sıra.. Denize açılacağı vakti bekliyor. Hemen karşılarında balıkçı kulübesi. Tek göz oda olan bu kulübe, sadece sıvası çekilmiş daha boyası yapılmamıştı. Ama Zehra'nın gözüne öyle tatlı, öyle, şirin gözüküyordu ki "burası senin evin artık"deseler ses çıkarmazdı.
Bunları düşünürken gözü masanın uzerındeki test kitaplarına ilişti. İçlerinden bir tanesini özenle eline aldı. Kullanmaktan yırtık pırtık olan kitap onun için sanki bir mucevherdi. Sayfalarını karıştırırken adeta anıları canlanıyordu gözlerinde. O zamanlarsaki zorlukları bir film şeridi gibi geçiyordu aklından.
Kitabı yine aynı ozenle aldığı yere koydu. Yine o Karadenizin sularına bıraktı kendini. Gözlerini ayırmadan, huzunle izledi denizi. Dalgaların sakince ama özveriyle kayalıklara çarpışını seyretti.Evleri uzak olmasına rağmen denizi, dalgaları görebildiği için şanslı hissetti kendini. En sevdiği şey denizdi.
Derken odanın kapısı yavaşça aralandı. Gelen annesiydi. Uzun boylu, esmer tenli fazlaca zayıf olan annesi 50 yaşında olmasına rağmen 65 gibi gösteriyordu.Zayıf ve cılız olduğundan aralanan kapıdan kolayca içeri geçti.
Zehra kapının sesiyle hızlıca başını çevirdi ve annesinin içeri girebileceğini söyledi. Safiye hanım Zehra'ya yaklaşırken Zehra, annesinin sendeleyerek ona yaklaştığını fark etti. Az önceki gülümseme yerini endişeye bıraktı.
"Anne! Ne oldu sana böyle? diyerek ayağa kalktı, annesinin yanına koştu ve hemen kolundan tutup yatağın kenarındaki sandalyeye oturttu.
"Kızım yok birşey. Az birşey ayağıma çay döküldü o kadar. Başka birşey yok."dedi ancak Zehra, annesinin sakinleştirircesine konuşmasından işin gerçek yüzünü az çok anladı ve hiddetle yerinden fırladı. Annesinin böyle saklamaya çalışmasına susup oturmasına kızıyor, bunun gerçek olmadığını, kimin yaptığını kendisinin de çok iyi bildiğini düşünüyordu.
"Kim yaptı?O kadın yaptı değil mi? Allah kahretsin! Ya neden böyle yapıyor bu lanet olası kadın. Neden sürekli seninle uğraşıyor. Ahh! Yeter ya yeter! Bıktım usandım anne. Bıktım usandım. Daha birkaç gün önce benzer olay yaşandı ve sen yine sustun. Bu kadını koruyor gibisin. Yapma Allah aşkına  ben her eve gelişimde böyle mi olacak ha. Bir şey söylesene! "diye haykırdı Zehra. Bu olanları o kadar sık yaşıyordu ki artık herkesin alıştığı, günlük yaşantıları nasıl oluyorsa bu olaylarda öyle oluyordu insanların gözünde. Ev halkı bile susuyor, yanlışa göz yumuluyordu Zehra'nın dilinde. Safiye hanım kızını yorgunlukla dinledi ve;
"Zehra Allah aşkına ben ne söyleyeyim. Söylediğim söz geçerli mi? Babanı görmüyor musun? Kaç seneden beri çalışıyor, tekneyle taa şafakta açılıyor. Bir ev bile alamıyoruz. Halana para yetişmiyor ki. Kirayı daha bir ay önce zamladı. Neymiş" artık para ona yetmiyormuş."Kira zamanı gelince gün atlamıyor gün! "diye söylendi anne. Takadi kalmamış, kendinden geçer gibi konuşuyordu. Artık içinden çıkılamaz bir psikolojiye girmiş durumdaydı. Önceleri Nesrin halaya birşeyler söylüyor, kendini savunuyordu ancak bu son zamanlarda hastalığınında etkisiyle bitkin düşmüş, konuşmaya mecali kalmamıştı. Olayların, kavgaların büyümemesi için susuyor, en kısa zamanda çözüme kavuşturuyordu. Safiye hanım, ayağa kalkarak gözleriyle etrafa bakındı ve sessiz bir sesle;
"Dün Ali'nin annesi geldi. Şaheste hanım... Seni sordu...Bak kızım Ali ile aranızda birşeyler var bunu anladım. Ancak burası da küçük yer. Herşey duyulur. Sonra babana ne cevap veririz... O yüzden bir an önce bu aranızdaki münasebete bir isim koymak lazım... Şaheste hanım... "dedi ancak Zehra tarafından sözü kesildi.
"Bizim aramızda ismi konulacak bir mevzu yok..Ancak Ali.... Şey.. Yani iyi bir insan.. Anne.. Sonra konuşalım. "dedi Zehra. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Öyleki çantasını sırtlanıp ayağa kalktı ve;
"Ben artık işe gideyim. Geç kalacağım. "
"Tamam. Başka birgün konuşuruz. Ama söylediklerimi unutma ve bizi düşün. "dedi Safiye hanım. Sesi net ve ciddiydi. Onun için namus, edep yaşam kaynağıydı. Zehra 'da aynı düşüncedeydi. Bu huyunun annesinden aldığını düşünüyordu. Fakat Zehranın annesinden tek farkı haksızlığa asla boyun eğmeyişi ve inatçı oluşuydu. Ve birde gururu. Şeytaniydi belki ama onun için büyük bir hazineydi. Çok büyük bir hazine..

Ve birde Zehra, kıymet verdiği şeye sımsıkı sarılır ve hiç bırakmazdı. Kıymet verdiği birşeylerden birisi ise aşktı. Kara bir sevda... Onun önünde saygıyla eğilir ve kıymet verirdi. Sevda nefesti. Sevda bile bile ateşe atlamak ve o ateşte bilerek yanmaktı. Zehra aramızda birşey yok dediği Ali ile bilerek ve isteyerek ateşe atlamaya ve yanmaya razıydı. Yanlız o yanında olsun. Sadece o...

Umarım beğenirsiniz.

KELEBEKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin