Hava pusluydu ve toprak soğukluğunu acımasız bir şekilde diz kapaklarında ve ayak parmaklarında hissettiriyordu adamın. Avuçlarındaki toprak biraz cılız kalsa bile yine de adamın titremesine sebep oluyordu. Yerdeki toprak ıslaktı. Çoğunu yağmur ıslatmıştı birazcık da adamın gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Ama toprak bu gözyaşlarına alışmıştı. Çünkü her damlasında acı ve keder vardı. Genç adam İçinde buruk bir acı barındırıyordu. Üç sene önce oğlunu henüz iki yaşındayken trafik kazasında kaybetmişti. Karısı da bu kazadan sonra felç kalmıştı. Avuçlarındaki toprak oğlunun mezarına aitti. Haftanın iki üç günü gelip oğlunun mezarının başında ağlardı. İçinde, acı duygusunun yanı sıra biraz da suçluluk duygusu vardı. Çünkü karısını seyahate çıkmaya o ikna etmişti. Bu genç adam gezmeyi seviyordu. Her haftasonu oğlunu ve karısını alıp bir yerlere giderdi. Ama bu sefer karısı kendini hiç iyi hissetmiyordu. O gece kötü bir rüya görmüştü. Karısı engel olmuş ama genç adam karısına bu tür şeylere inanmaması gerektiğini söylemiş ve karısı ikna olmuştu. Ardından şehir dışında bir yerde o feci kaza gerçekleşmişti. Oğlunun öldüğünü duyunca kendini harap etti adeta. Doktorlar ona karısının felç kaldığını söyleyince hayatının bundan sonraki döneminin kabus gibi geçeceğini anlamıştı.
Bugünlerde hayat ona hiç acımıyordu.
Brezilya'nın Sao Paulo kentinde yaşamını sürdüren Lucas 29 yaşındaydı ve buna benzer kayıplarla 12 yaşında tanışmıştı. Henüz çocukken babasını kaybetmişti. Ardından da annesine veda etmişti. Şu ana kadar yaşadıkları onu yeterince yıpratmıştı.
Lucas ayağa kalktı ve gözyaşlarını koluyla sildikten sonra derin bir iç çekti. Evine gitmek için mezarlıktan mümkün olduğunca çabuk ayrılmak istiyordu. Lucas'ın babasından kalma antika bir arabası vardı. Bu arabayı her kullanışında yandaki koltukta kendini görür ve o anda babasını daha çok anımsardı. Arabanın içinde bir süre bekledikten sonra kontağı çalıştırıp evine doğru sürdü.
Şehir bu genç adamı adeta boğuyordu. Yüksek binalar, şehrin bir ucundan diğer ucuna uzanan duble yollar, bacasından tüten simsiyah dumanıyla atmosferi zehirleyen fabrikalar... İnsan yaşamını doğrudan etkileyen ne varsa Lucas'ın hayat karmaşası içinde umutsuzluğa kapılmasına neden oluyordu. Babası ölürken Lucas'a maddi anlamda sahte bir zenginlik bırakmış olsa da bu Lucas'ın mutlu olmasına hiçbir zaman yetmemişti. Aksine baştan beri mutsuz olmuş, çevresindeki insanlara ve kendine karşı ektiği nefret tohumları filizlenmişti bile. Artık insanlara soğuk davranıyor, hatta bazen gereksiz yere kızıyordu. İnsanları anlama çabası ve sabrı gittikçe azalıyor, hayvanlara bile kötü gözle bakıyordu.
Kırmızı ışıkları son anda farkedip durunca 7 yaşlarında bir çocuk yarı açık camdan bir mendil uzattı. Lucas çocuğu ilk başta farketmemişti. Çocuğun öksürmesiyle Lucas irkildi ve çocuğa şaşkın bir şekilde baktı. Çocuğa kısa bir süre sinirle baktıktan sonra çocuğun elindeki mendili hızlıca çekip aldı. Ve cebinde bozuk para aradı. Bulamayınca cüzdanından 10 dolar çıkarıp çocuğa verdi. Çocuk çok mutlu olmuştu. Gülerek arabadan uzaklaştı. Lucas çocuğu kıskanmıştı. Uzun bir süredir bu küçük çocuk gibi neşeyle gülmemişti. Yine dibi görülmeyen düşüncelere dalacaktı ki birden arkadan korna sesleri duydu. Aniden gaza basıp evinin yolunu tuttu.
Kapıyı kendisi açtı. Salonda tekerlekli sandalyede arkası dönük karısının kısacık saçlarını görünce yüreği parçalandı. Kollarını kısmen kullanabilen kadın beline kadar gelen saçlarını hiç acımadan kesmişti. Lucas karısının karşısına geçtiğinde göz altı morluklarındaki ıslaklığı gördü. Lucas çok şey söylemek istiyordu, ama kelimeleri bir türlü yanyana getiremiyordu. Karısının bu halini gördükçe kalbi sıkışıyor, nefesi daralıyordu. Bütün bunlar onu nefret ettiği şeyi yapmaya zorluyordu. Susmak. Tüm gençliğini gürültü çıkararak çığlık çığlığa geçirmişti. Ama şu an susmak onun çok zoruna gidiyordu. Ona engel olan her neyse lanet yağdırıyordu. Karısı konuşamıyordu ama Lucas, karısının masmavi gözlerinden ne olup bittiğini anlamakta hiç güçlük çekmiyordu. Karısının gözlerine uzun bir süre baktıktan sonra zorlukla ayağa kalkarak merdivenlere doğru yürüdü. Hizmetçinin merdivenlerden inişini görmedi. Babasının çalışma odasına doğru yöneldi. Lucas'ın babası bir fizikçiydi. Bu odada bilimsel çalışmalar yapıyor, birtakım tezler üzerine araştırmalar yürütüyordu. Odanın ortasında büyük bir masa vardı. Masanın üzerinde de çeşitli düzenekler bulunuyordu. Odanın bir bölümü kitaplar için ayrılmıştı. Lucas raflarda duran kitaplara baktı. Üst kısımda ansilopedi kitapları, orta kısımlarda bilimsel roman kitapları ve en alt kısımda da araştırmalarla ilgili broşürler bulunuyordu. Babası öldükten sonra Lucas bu kitapların hiçbirini okumadı. Hiçbirine dokunmamış, içinde nelerin yazıldığını merak dahi etmemişti. Ta ki oğlunun ölümünü görene dek. Oğlunun ölümü Lucas'ın biraz daha olgunlaşmasına yetmişti. Kitapları okuyor, araştırmalara göz atıyordu ama şirketteki işler bu odada fazla zaman geçirmesine engel oluyordu. Babasının bu odada geçirdiği çetin geceleri hatırladı. Babasının masada geçirdiği saatler bir bir gözünün önüne geldi. Lucas minik ellerini gördü. Babasının onu öperken yüzüne batan sakallarını yüzünde hissetti.
Lucas cebinden 1978 tarihli bir madeni para çıkardı. Bu parayı babası ölmeden önce saklaması için Lucas'a vermişti. Bu parada bir sırrın saklandığını içten içe hissedebiliyordu. 1978 tarihinin altında bir şeylerin yattığını çoktan tahmin edebiliyordu bile. Ama bu karmaşık hayat babasının kitaplarını daha fazla karıştırmasına ve o paradaki sırrın ne olduğunu arayıp bulmasına engel oluyordu. Daha fazla düşünmeye gücü yetmedi. Madeni parayı babasının çalışma masasına bıraktı. Odaya bir kez daha veda edercesine baktı, ve odadan çıktı. Odasına doğru yöneldi. Odasına girdiğinde masada duran oğlunun fotografına bakmamak için kendisiyle bir hayli savaştı. Odayı kapkara bulutların arasında batmak üzere olan güneş ışığı kısmen de olsa aydınlatabiliyordu. Lucas odada kapkara bir geçmiş görüyordu. Oğlunun ölümünden sonra kapkara anılara şahitlik eden bu oda şimdilerde Lucas'ın vicdanına kurşun yağdırıyordu. Gün geçtikçe psikolojik bunalımlar onu esareti altına alıyor, sağlıklı düşünmesine engel oluyordu. Bir süre ağlamamak için kendisiyle savaştı. Üstünü değiştirip odanın kokusunu iyice içine çektikten sonra aşağı indi. Karısını öptü ve evden ayrıldı.
İşyerine gelince çalışanlarına zorlukla selam verebildi. Odasının kapısında bekleyen sekreterine de selam verdiği anda kadının yüzündeki tedirgin ve üzüntü dolu bakışları farketti.Sekreterin şirkette 7 yıllık bir geçmişi vardı. Şirketteki hiç kimse Lucas'ı onun kadar iyi tanımıyordu. Lucas ailevi sorunlarını sadece sekreterine anlatmıştı. Lucas sekreterin bakışlarının sebebini sormaya cesaret bulamadı. Lucas'ın hayatında daha umursamaz bir tavır takınmasındaki sebep kesinlikle yaşadıklarıydı. Odasına girdiğinde masasının üstünde bir takım dosyalarla karşılaştı. Umursamaz bir tavırla dosyaları alıp incelemeye başladı. Bir an sekreteri düşündü.
Gördüğü şey onu hiç şaşırtmamıştı. Olacakları önceden sezmişti. Dosya şirketin mali açığı hakkında bilgi veriyordu. Şirket borç batağına batmıştı. Lucas, şirketin iflasını belgeleyen dosyayı masaya bıraktığı anda gözü pencereye ilişti. Dışarda ürpertici bir şekilde yağmur yağıyordu. Pencereyi açtığında ortamın sessizliği yerini yağmur damlacıklarının sert zeminlerle buluşunca çıkardığı sese bırakmıştı. Deli gibi esen rüzgar Lucas'ın saçlarını her bir yana savuruyordu. Rüzgar karşısında yıkılacak kadar güçsüzleşmişti. Kıravatını çıkarıp masaya bıraktı. Sağlıklı düşünemiyordu. İyi bir gelecek, karısı, işleri... Hepsi birer masal gibiydi onun için. Şimdiye dek hiç bu kadar korkmamıştı kendinden. Sahnede kendine yabancı bir Lucas vardı. Aslında o sahneden bir an önce kurtulmak istiyordu ama içgüdüleri ona engel oluyordu. Gözyaşları gömleğine düştüğü anda pencereye biraz daha yaklaştı. Bundan sonrasını mümkün olduğunca düşünmemeye çalışıyordu. Karşı binada yanıp sönen ışığı farketti. Kendini boşlukta hissediyordu. Işık son defa sönerken kendini başka bir boşluğa bıraktı.
YOU ARE READING
Gri Ruhlar
Mystery / Thriller"Arabalara baktı; insanlara baktı. Yağmur durmuştu. Birbirinden ayrılan bulutlara baktı; yavaş yavaş belirmeye başlayan yıldızlara baktı. Bu olanlara bir türlü anlam veremiyordu. Düşünmekten kendini alamıyor, bağırmamak ve haykırmamak için kendisiyl...
