SA-1. BÖLÜM| KURALSIZ

94 13 19
                                        

Hiç kendinizi öldürmeyi denediniz mi?

Ben şuan elimde tuttuğum silah ve anlıma değen namlusuyla onu deniyordum. İçimde gram korku yoktu fakat bunu yaptıktan sonra ki pişmanlık son derece fazla olacaktı. Öldükten sonra nasıl pişman olacaksın derseniz o adam beni orda da bulur yaptığımın bedelini ödetirdi. Hayatım zaten ya yaptıklarımdan yada yapmadıklarımdan dolayı bedel ödemekle geçmişti. Yani kısacası ben her türlü bedel ödüyordum.

Elimdeki silahı daha sıkı kavrarken gözlerimi yavaşça kapattım. Derin bir nefes alıp silahın korumasını açtım. Bu ölüm en o kolayı ve en iyisiydi. Acı çekmeden kafanıza giren mermiyle ölüyordunuz. Belki bir annem, babam, kardeşim yada değer verdiğim birileri olsaydı bu karanlık hayatımda o zaman düşünebilirdim vazgeçmeyi. Fakat ne bir ailem ne de değer verdiğim birileri vardı hayatımda. Ben kimsesizler yurdundan alınmış ve karanlık bir hayata sürüklenmiş zavallı bir kızdım.

Bu düşüncelerim sol tarafımın acımasına sebep olurken gözlerimi daha sıkı kapadım. Ben duygusuzdum. Öyle olmak zorundaydım. Parmağımı silahın tetigine koyarken son kez düşündüm yaşadığım bu hayatı -tabi buna yaşamak denirse- Türlü türlü eziyetler gördüm,işkenceye maruz kaldım,üşüdüm,yandım... Ama en kötüsü 'sustum'. Her şeye herkese sustum. Kimseye kızmadım. Kızsaydım bağırır çağırır affederdim. Ben kırıldım. Geçmişime kırıldım , geleceğime kırıldım. Etrafında ki herkese kırıldım. Bana bunu yapanları affetmeyecektim. Benden çocukluğumu , mutluluğumu alanları affetmeyecektim. İçim onlar için bir kez daha öfkeyle dolarken tetiği çekme isteğim artmıştı. Derin bir nefes alıp tetiği çektim.

Tetiği çektiğim an kafamda oluşması gereken acı kalçamın sağ tarafında oluşmuş ve üzerime taşıyamayacağım bir ağırlık oluşmuştu. Silahın sesi odada yankılanıp eko yaparken kafamı yere koydum. Büyük bir ihtimal korumalardan biri üzerime atlamıştı. Üzerimdeki ağırlık kalkarken ben içimden ona saydırmakla meşguldum. Ne olacak yani ölsem ne zararı var size.

"Artık yerden kalkacak mısın?" duyduğum ses o kadar sert ve erkeksiydi ki hayran olmamak elde değildi. Bir dakika! Hiçbir koruma benle böyle konuşamazdı ki. Ben hala gözlerim kapalı düşünceli bir şekilde yerde yatarken " Şsst öldün mü?" diye eliyle bel boşluğumu dürttü. Hem huylandığım bir bölge olduğu için hem de sorduğu soruya gülesim gelmişti. Ölen bir insana 'öldün mü? ' diye sorulur mu ya.

Hafifçe sırıtarak yerimden kalktım. Endişeli bakışları benim kalktığımı görünce sert ve duygusuz bir hale getirdi. Bende onun gibi davranıp saniyesinde sırıtmamı sildim. Ben yerden destek alıp kalkarken o duvara yaşlanmış ellerini göğüsünde bağlamış bir şekilde duruyordu. Ayağa kalkıp yerdeki silahı aldım ve pantolonumun beline yerleştirdim. Hareketlerim öylesine yavaştı ki biri beni izlerken uyuklayabilirdi. Ama karşımdaki fazla havalı manda -bundan sonra ona bu şekilde hitap edicem- beni izlemek yerine kafasını yere eğmiş bir noktaya bakıyordu. Neden seni izlesin diye sormayın çünkü bende bilmiyorum. Fazla havalı mandanın yanına yürüyüp karşısında durdum.

"Çık odadan" sesim duygu ve histen o kadar yoksundu ki karşıdaki kişi fazla duygusuzluktan ölebilirdi. Çarpık bir gülümsemeyle kafasını hafif kaldırdı. Eğer normal bir kız olsaydım bu gülüşe ağzımın salyalarını akıtarak bakabilirdim. Fakat malesef ben normal bir kız olmadığım için bu gülüşe tek kaşımı kaldırarak bakıyordum.

"Ne bekliyorsun hadisene!" kafasını tam olarak kaldırmamış olması yüzünü tam olarak görmemi engelliyordu. Yaşlandığı duvardan doğrularak kafasını benim yüz hizama getirdi. Boyu benden bayağı uzun olduğu için eğilmek zorunda kalmıştı. Yüzü şuan yan olarak karşımda duruyordu. Ve ben küçük dilimi yutmak üzereydim. Evet üzerine giydiği takım elbise kaslarından dolayı yırtılacakmış gibi duryor olması ona karizma katmıştı fakat yüzü belki de kaslarından bile güzeldi. Özen göstermediği belli olan saçları dağınıktı ve yoğun bir şekilde kahve kokusu geliyordu. Kahveden pek hoşlanmasam da kafamı oraya gömüp bundan sonraki hayatımı orda yaşama isteği yaratıyordu. Yine kahvenin tonlarında olan gözleri küçük ve kısıktı. Bakışları donuk ve hissizdi. Bu insanın içini üretiyordu. Sanırım bakış konusunda benden daha iyidi. Daha sonra o ne çok büyük ne de çok küçük olan burnu yüzünün tam ortasına, tam olarak oturmuştu. Ve en can alıcı noktası dudaklarıydı. Kirli sakalından pek belki olamsada çok güzellerdi. Pembesiydi ve esmer teninde dikkat çekiyordu. Dolgunlardı ve buda o dudakları- Ne diyordum ya ben. İyice o sürtük kızlara benzemiştim. Gözlerimi tekrar gözlerine çıkarırken yine ifadesizleşmiştim. Bu düşüncelerimi ona yansıtacak kadar aptallaşmamıştım.

"Bana bak seni küçük sıçan. Bana sakın emir verme. Ve şimdi aşağı inmeni bekliyorlar. Hazırlan ve aşağı in." bana sıçan demesine mi yoksa bana emir verme diyen birinin emir vermesine mi şaşırıyım bilemedim. Kaşlarımı çatarak üzerine doğru bir kaç adım attım.

"Sen kimle konuştuğunun farkında mısın?" sesim istediğimden daha sert çıkmıştı. O da kaşlarını benim gibi çatarak bir adım attı ve bedenlerimizi tamamen birleştirdi.

"Ben şuan bir sıçanla konuşuyorum ve bunun farkındayım. Şimdi aşağı in!" dedi. Son sözlerini söylerken kaşlarını iyice çatmış ve sesini yükseltmişti.

Bu adam sinirlerimi bozuyordu. Ama sakinim. Sakin kalmazsam şuracıkta üzerine atlayabilirdim. Gözlerimi kapatıp sakın kalmaya çalıştım. Bir kaç adım geri gidip kapıya doğru yürüdüm. Fazla ukalaydı. Ve bu benim sinir bozucuydu. Aşağı inip Patron'dan cezamı aldıktan sonra bu fazla havalı mandayı dövmek için izin alacaktım. Evet tek emir aldığım kişi Patron'du.

Merdivenlerden seri bir şekilde indikten sonra salonda koltuklara yayılarak oturmuş Patron'u gördüm. Üzerime çeki düzen verip yanına doğru ilerledim. Yan tarafına geldiğimde eliyle karşısını işaret etti. Yine seri adımlarla karşısına geçtim. Yaşını belli etmiyordu. Hafif beyazlamış saçları,mavi gözleri ve yaşıtlarına oranla düzgün vücuduyla gayet yakışıklıydı. Bu aralar insanları çok fazla inceliyordum ve bu can sıkıcı dereceye ulaşmaya başlamıştı. Kafam eğik yere bakıyordum. Bana çok eziyetler etmişti , canımı yakmıştı ama beni duygusuz yapıp canımın acısını azaltmamı sağlamıştı. Ama bu ona olan öfkemi yok etmiyordu.

"Alina, Alina, Alina... Nereye varmaya çalışıyorsun. Ölüp toprağa karıştığında sana ulaşamayacağımı mı sandın? Hadi ben yapmadım. O günahlarla orada rahat edeceğini mi sandın? Peki senin ölme ne izin vereceğimi mi sandın!" bağırmasıyla yerimde sıçramıştım. Ondan korkuyordum. Bunu inkar edemezdim. Ama o da benden korkmalıydı. Çünkü ne zaman ne yapacağım belli olmazdı benim. Eliyle arkadan birine gel işareti yaparak yanımıza çağırdı. Kafamı kaldırmam yasaktı. Bu yüzden kafamı kaldırıp yanıma gelene bakamıyordum. Ama Patron'un dediği kafamı hızla kaldırmama sağlamıştı.

"Hoşgeldin Kuralsız"

Bu benim ilk kitabım. Evet biraz acemiyim ama inşallah beğenirsiniz. Votelemeyi unutmayın!! Sevgilerle...

Sessizliğin AdımlarıStories to obsess over. Discover now