Minibüsten inip karşı sokağa geçtim. Yağmur suları yolun çökük kısımlarında doluşmuş, toprak ve yağmurun karışımıyla ortaya anlatılamayacak o efsanevi koku çıkmış, oksijen adeta beslenmişti. Araçlara dikkat ederek karşıya geçtim.
Günlerden cuma, sabah saatleri. Daha kepenkleri açılmamış dükkanlar. Sabah olmasına aldırış etmeksizin kıraathaneye giden insanlar. Kimileri işe kimileri eve...
Elimdeki çantanın ağırlığı iyice kendini salmış elimi acıtmaya başlamıştı. Sokağa girdim. Sokağın sonu bizim liseye çıkarken 2. yol ayrımında bizim eve çıkıyordu. Ben çantayla cebelleşirken karşıdan ıslık sesini duymamla çantaya olan ilgim bir anda yok oldu. "Elif?"
Emir ve Hakan'mıydı onlar gittikçe yaklaşan yüzlerinden anladım onlar olduklarını. Çantayı yere koyup onların yaklaşmasını bekledim. "Gelmişsin?" diyerek sarılmam için açtı kollarını Emir.
"İşlerim vardı" diyerek sarıldım. "Özledim lan sizi" Ardından Hakan'a sarıldım.
Çantamı taşımada yardım eden Emir ile beraber bizim eve kadar yürüdük. Hakan'ın işleri vardı bu yüzden o gitti. Emir ile vedalaşıp eve girdim. Dışarısı az da olsa soğuktu eve girince yüzüm o sıcak buluşma anı ile hoş bir rahatlamaya büründü. Annemlerse işte olduğu için ev bomboş, sessizlik içindeydi. Evin sessizliğini çalan kapının zil sesi ile doldu. Kapıyı açarak bu kişinin kim olduğuna baktım, tanımadığım biriydi. "Ben karşı apartmandaki komşunuzun oğluyum, dün annen bize gelmişti ve kek getirdi onun tabağı" çok akıcı üslupla söylediği cümle benim dikkatimi çekerken bilinçsiz bir şekilde uzattığı tabağı aldım. "Sağ ol" çocuğun tipinden nasıl böyle bir üslup çıktı hala idrak edemezken kapıyı nazik bir şekilde kapattım. Mutfağa ilerledim ve "Çüş" diye mırıldandım. Bizim böyle bir komşumuz mu varmış? Evde sıkıldığımı anlayınca bu gün cuma olduğunu hatırladım. Büyük bir olasılıkla bizimkiler ya okulda ya da parkta...
Üstümü değiştirmeden çıktım dışarı. Yukarıya doğru yürümeye başladım, okulun sokağından... Bu sokak 2 grubu birbirinden ayırıyordu. Sağ tarafı bizim grup sol taraf Denizlerin gruptu. Yani yasaklı bölgenin sınır çizgisi bu sokaktı.
Bu çete bilgisinden sonra adımlarımı daha da hızlandırdım. Tepenin yokuşluğu nedeniyle yağmurun akıntısı sokağın her iki kaldırım bitişiğinden akıyordu.
Bu havada giydiğim ketenlere bir kez daha sinir olurken okula daha çok yaklaştığımı fark ettim. Denizle karşılaşmamak için binlerce dua ederken okul tamamen karşımdaydı artık. Okul dört yolun birleştiği yerin sağ köşesinde yer alıyordu. Arka cephesinde çınar, kavak ve çam ağaçları ile doluyken ön cephesi betondan dört köşeydi. 9. Sınıfta Emir ile aynı okulda okuyabilmek için ilk tercihe bu okulu yapmıştım ama taa şehrin dışındaki okul çıkmıştı. Emir ve ben çocukluktan gelen kardeşlik ve ağabey kardeş sevgisi ile birbirimize alışmıştık. Zaten ailelerimizin de bu konuda etkisi büyüktü. Grupta kim varsa hepsinin ailesi ile yakından tanıyorduk. Onlar bizi biz onları tanıyorduk. Fakat biz Emir ile3. Sınıfta başlayan dostluğumuz diğer tayfa ile 6. Sınıfta karma sistem ile birbirimizi tanımıştık. Sınıfın en salağı olan Hüseyin her zaman Abdullah'ı kızdırır Emir onları yatıştırırdı. Hakan sınıf başkanı ama onu kimse iplemezdi. Başkan yardımcısıysa Merveydi.
Ben sınıfın not defteri, hocalardan boş derste dışarı çıkmak için izin alınmaya gönderilen iyi kız, sınav zamanlarında güçlü koalisyonlar için başvuru yapılan, tüm sınıf ile pozitif bir şekilde geçinen ama aynı zamanda kendi otoritesini sağlayan kızdım.
Benim yandaşım olan ise ya Emir yada Merve olurdu. Merve yan komşumuz olur. Birbirimizin paçasını az mı kurtarmıştık. Okulda telefonumu kaptırırdım Merve ile müdür yardımcısına kılı kırk yapar o telefonu ailenin haberi olmadan geri alırdık. Merve her seferinde makyaj malzemesini kaptırırdı onları geri almak için ayrı bir plan...
YOU ARE READING
Yaşanmış Geçmiş
Teen FictionAz iken uz iken deve pisliği koz iken annem evde kız iken kara tavuk kömürcü, saksağan berber iken. At ekmekçi,köpek dülger iken tavuk saatçi, kedi çuhadar iken babam beşikte iken Annem ağlar anamı sallardım,babam ağlar babamı sallardım. Derken Baba...
