Tebeşir Lekeli Yıllar.

290 19 0
                                        

Tanıdığım bütün insanlar birgün, birer meslek sahibi olacaklar.. kimileri işçi kimileri doktor, muhendis veya öğretmen.  Bense istediğim gibi bir yaşam standardına ve vasfa ulasamazsam şayet, aklıma ne işçiler nede vasıfsiz tanıdıklarım gelecek. Gercek budur ki; hayatına, gerceklestirdigi idealine ve vasfına imrendiğim insanlar gelecek aklıma, dolayısıyla ömrümün geri kalanını pişman ve keskeler le geçiren bir insan olacağım. Bu gerçeği bilipte hâlâ yerinde saymak, oturup sihirli bir değnek beklemek aptallık olmaz mı ?
Not: Düşünmekten kaçtığımız herşey çoğunlukla gerçek olanlardır.

Zaman gerçekten cok hızlı geçiyor, hafızamın yettigi en eski anımı sorsalar tereddüt bile etmeden Dün gibi derdim.
Hayatı yaşanmaya değer kılan insanlar tanır ve severiz bazen, herşeyi onun için yada onunla geçirmek istediğimiz güzel Günlerimiz olsun diye yapmak isteriz. Saatlerce hayal kurarız bazende bir hayali yaşadığımıza aldanırız fakat hiçbir hususta zerre kadar yol kat edemeyiz. Bu yüzden "rüyaları gercekleştirmenin en kolay yolu uyanmaktır".
ÖNCE EYLÜL*
Başarısızlıklarla dolu bir öğrencilik serüveni geçirmiş ve neredeyse her hatayı tecrübe etmiş hayta bir öğrenci olarak bitirdim kariyerimi.
Okul denince tüylerim diken diken olur toz pembe gördüğüm hayat kararırdı adeteta. Evi okula en uzak öğrenci bendim muhtemelen, yüzlerce metre yürür her adımda okulu asma planı yapardım, mustafa hocanın matematiğine, ahmet hocanınsa geometrisine dayanamaz kaçardım.Ufkum ilkokulda terk etmişti ülke sınırlarını, buna rağmen liseye bir hiç olarak devam ediyordum. İyi şeyler yapmaya, yüksek notlar almaya pek de elverişli bir ruhhalim yoktu o yıllar aksine yaka silktiren bir öğrencilik anlayışım vardı bile diyebilirim. günlerin hergün daha çekilmez olmazsına bulabildigim en iyi ve tek çözüm tabiki okulu asmaktı.  karne haftası adında bir rahatlığın tüm okulu sardığı gunler habercisi olmuştu artık özgür olduğumuzun.
Tabi işler beklediğim gibi değil olması gerektiği gibi olmuştu ve sınıfta kalmıştım o yıl. Koca bir yılın boşa geçmiş olmasını zerre kadar umursamiyordum. Aksine gelecek sene  bu duruma şükür ediyor olacaktım. Aylar, aylak aylak gezmekle tükendi.. Eylül, en sevdiğim ay olacaktı yeni okul sezonunda..
3 aylık tatile birkaç gün daha eklemek için, daha yoklama alınmıyor bahanesi ile  asmaya başlamıştım bile okulu. Ama kaçınılmaz son gene okul sıralarıyla buluşacaktı. Bir hafta sonra nefretle giydim okul üniformamı ve başladım her adımda küfür etmeye. İlk günümde geç kalmıştım, neyse ki hoca müsade verdi ve en arka sıraya geçip oturdum. Önümde bir kız oturuyordu, pek dikkat etmedim ona ki vaktimde olmadı zaten. Başımı sıraya koyup yarı uyku haline büründüm. Bir süre sonra tenefüs için bile çalıyor olasa da sesinden nefret ettiğim zil çaldı.. Dışarı sigara içmeye çıkıp geri döndüm. İçeri zili çalınca kapıdan hoş bir kız girdi. Nedenini iki yıl sonra anlayacağım üzere sanki onu yıllardır tanıyordum. Önümdeki sıraya oturup öğretmeni beklemeye koyuldu. Nasıl olduysa arkasını dönüp "sen hangi takımı tutuyorsun ?" Diye sordu.
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak "Galatasaray" dedim.
Bu diyalog ile başladı herşey. Hayatım boyunca cinsel güdülerimi tatmin etmek babında bir kıza selam dahi vermedim, biraz tutucuyumdur bu konularda. Adı  içinde bulunduğumuz ay ile aynıydı.. Eylül...
Kenidimi, ona aşık olduğuma ikna etmek epey zaman almıştı. Bu süre zarfında da büyük değişikliklere maruz kalmıştım. Okula ilk gelen öğrenci bendim, hatta ilk gelen kişi. Benden sonra okula ekmekçi gelip kantinin önüne ekmekleri bırakıp gidiyor. Sonra kantinci daha sonra memur amca. Birkaç Öğrenciden sonra Eylül geliyor.. Beni görüp yanıma gelince günaydın diyor ya işte bu herşeye değiyor.
Derler ya "okulu sevmek için okulda birini sevmek gerekir" diye,  benim olayım da tamamen buydu işte..Bir sonraki değişiklik ise ömrümde ilkkez en ön sıraya oturmuş olmamdı. Sınıf kapısının hemen yanıydı. Bir ders sonra hemen arkamdaki sıraya taşıdı kitaplarını. Bu durumda bir mana arayamayacak kadar yeni tanışıyorduk. Bir adam gelip birşeyler anlatıyor ama ben hep Eylül'ü dinliyorumdum. Sıraya yan oturup her an onun yüzünü görebiliyordum. Öyle güzel sohbetler ediyorduk ki 6 ders boyunca sadece 1 kere tenefüse çıktığımızı hatırlıyorum. Ne dersem gülüyor ve gülerken gözleri kapanıyordu, hatta gözlerinden öyle bir yaş geliyordu ki onun ağladığını sanıyordum bazen. Eylülün şiire merakı olduğunu keşfettim birgün. İlkokulda babasının yazdığı şiirle birinci olmuş birkeresinde. Benimse uzaktan yakından alakam yoktu ama onun varsa benimde olmalıydı. Bu yüzden tarih defterimin arkasına bazı alıntı şiirler yazmaya başladım. Bu bahaneyle yanıma gelip oturuyordu, kalbim durmaktan beter oluyordu o anlar. Bana "sen de yazıyor musun ?" Diye sordu..
Ona söylediğim ilk yalan bu olmalıydı ki "Evet" demek zorunda kaldım. O günden sonra bulabildiğim her fırsatta şiir yazıyordum, bazen şiir yazmak için fırsat yaratıyordum kendime. Nedense bu konuda şanslı görüyordum kendimi. Belki de yaşadığım yerden dolayıdır... Bulunduğumuz siteye çiçek tedarik edilmesi için bir sera kurulmuş yıllar önce, babamın işi gereği buraya taşınmıştık. Hertarafı ormanla kaplı, öndeki boş alanı ise yemyeşil çimenlerin olduğu müstakil bir evde yaşıyordum. Bu evin 100 metre uzağında bir göl vardı. Gölden 20 metre sonra ise deniz başlıyordu. Doğa ile içiçe bir yaşam sürüyordum. Kendime ait köpeğim ve kuşlarım vardı.. Heralde yıllarca okuldan nefret etmemi sağlayan şey doğaya ve hayvanlara olan sevgimdi..
Okuldan gelir gelmez köpeğim "Arkadaş" ile deniz kenarına gidip orada şiirler yazıyordum. O anki yaşadığım duygular ve bulunduğum ortam öyle müsaitti ki şiir yazmak için, hiç zorlanmıyordum.
Onun için yazdığım ilk şiir;

"Ömrümü bahar eyledi
Yeşerdi dallarım
Eylül'ü hesaba katmadım
Bende yaprak kalmadı..."

Acemi olduğumu ve yalan söylediğimi anlamaması için dua ederdim..
Son ders hiç gelmesin der, ertesi günü iple çekerdim. 
Bu şekilde günler, haftalar hatta aylar geçti. Ama  ona açılmak için zerre cesaretim yoktu. Onu öylesine güzel görürdüm ki bilse eminim kendisi de buna şaşırırdı.. ınu sevdiğimi bilen tek bir kişi vardı sınıfta. Herseferinde ona açılmam için ısrar ederdi.  Birgün o arkadaş sınıftan başka bir kıza söylemiş Eylül'ü sevdiğimi.. heralde herkes öğrenmişti ki çok yakıştırılmıştık. Bu olay ısrarları arttırdı ve sınıftaki bir gurup neredeyse yalvarıyordu ona bir teklifte bulunmam için. Bense hâlâ cesaret edemiyordum.. Sınıfın yarısı onu nekadar çok sevdiğimi ve onunda bana karşı boş olmadığını biliyorlardı ama bilmedikleri şey; benim Eylül'ü kaybetme korkum onunla birlikte olmaktan ağır basmıştı..
Birgün hızla girdi içeri ve küçük bir kağıt parçası attı üzerime. Sonra arkamdaki sırasına geçip oturdu.  Kağıdı açıp okudum. Şöyle yazıyordu.."

"Sen seni seveni görmeyecek kadar körsen, sevdiğin de sana seni sevdiğini söylemeyecek kadar gururludur"...

Sensizliğin ilk Eylül'üStories to obsess over. Discover now