Geçmek bilmeyen dakikalar ve susmak bilmeyen bir hoca... Çekilmiyor vallahi. Şeytan diyor, çıkart bantı yapıştır hocanın ağzına. O kadar usandım. Resim yeteneğim olsa resim çizeceğim ama ne yazık ki düz çizgi çeksem kendimi tebrik ediyorum. Geçen bir göz çizeyim dedim, sınıftaki erkekler göğüse benzettiler. Söyleyin ya, onlar mı abaza yoksa ben mi yeteneksizim? Bence onlar abaza, şişşt yeteneksizliğimi çaktırmayalım. Neyse, dersteki sıkıcı anıma döneyim. Düşüncelere daldım böyle, aklıma komik bir şey geldi. Ama nasıl gülesim geldi tanrım, patlayacaktım. Sonunda "pouhşthahahaha" diye bir ses çıkararak gülmeye başladım. Sınıftaki insan harici yaratıklar bana manasızca şöyle bir baktılar . Şööyle ama, "mal mısın amk" der gibi. Ve hoca arkasını döndü, "Talya, yavrum kafayı mı yedin? Gülünecek bir şey mi var burada? Ne diye kendi kendine gülüyorsun? Çık dışarı saygısız!", diye çemkirdi suratıma suratıma. Demek istediklerim dilimin ucuna geldi ama, efendi kızımdır ben. Saygıyı bozmadım. Yuttum sözcükleri. Bana yakışır şekilde yerimden kalktım, kapıya yürüdüm. Kapıya varana kadar gayet hanımefendiydim. Ulan... Tam kapıdan çıkacakken tutamadım kendimi, dil çıkarıp nanik yaptım . Sınıftakilerin tepkisini (en çok da hocanın) göremeden sınıftan kaçtım.
Son ders değil miydi? Hass.. Çantamı almayı unuttum. Neyse kantinde az otururdum . Ben kendimi de tanıtmadım dimi? Adım Talya . Soyadım Karahan. Numaram 547. Yaşım 16. Evimin adresini de vereyim mi kurban olduklarım? Sklwlwmdkwlp . Hep yazarken random atmak istemişimdir . Çok şükür random attım . Suphanallah ilk defa görenler ? Tamam tamam, mala bağladım . Kantinden evvel, tuvalete uğradım. Aynaya baktım şöyle bir, "Tipini s*kiyim Talya," dedim. Dağınık , üst kısmı kumral alt kısmı biber kırmızısı renk (jean's colour ile boyadım) saçlarım efsaneydi. Sivilcelerim halay ekibi kurmuş bile, halay başı tabi ki de adını Mahmut Tuncer koyduğum sivilcem oluyordu. İnce biçimsiz dudaklar , mavi olduğu halde bir şeye benzemeyen gözler , kara çerçeveli led ekran gözlükler de beni Adriana Lima'dan üstün kılan özelliklerimdi. Fiziğim zaten beter . Kilom 61 kg, boyum 161 cm desem anlarsınız herhalde ? Saçlarımı düzelttim, siyah kotumun belini ayarladım , siyah tişörtümü indirdim ve son olarak lip balmımı sürdüm . Podyuma çıkmaya hazırdım kwspskdödl. Aslında kendimi aynada ayrıntısal göremiyordum, çünkü tuvalet karanlıktı ve loş sarı ışık kullanılıyordu. Sebebini bilmiyorum da, sanırım romantik ortamda daha iyi s*çılıyor . Neyse ne. Zaten sigara kokmadığı için halimden memnundum . Tam özgüvenli bir şekilde çıkıyordum ki , kapı ben açmadan önce açıldı. Koridorun beyaz parlak ışığı gözümü alırken , önümde iki siluet belirdi. Kafamı kaldırdım ve, "La siz ölmediniz mi amk ?", dedim . Çağla, çırpı bacaklarını yapıştıra yapıştıra yürüyerek, "Biz ölmeyiz. Öldürürüz. Kazanırız, kaybettiririz. Siz de zafer kazandığınızı sanıp, meydanda cirit atarsınız. Biz de bu sırada güç toparlarız ve sizi yerin dibine sokup sokup çıkarırız. Niye çıkarırız? Merhametimizden!", deyip kahkaha attı. Altında kalır mıyım? "Siz bizi yere sokup sokup çıkarana kadar , biz sizi başka bir yeerlere sokup sokup çıkarmayalım? Ya da biz size ... Anladın sen onu . Terbiyemi bozma benim . Asabımı da bozma . Adam gibi dur . Allah Allah! ". Hışımla tuvaletten çıktım . Çağla , çakma sarı saçları beline kadar uzanan , dolgun dudaklı , tumblr kızı tanımına uyan cinsten, çırpı bacaklı (fiziği güzel olanlara böyle diyorum) bir kızdı . Kavgamız , ben tuvaletin içindeyken , bu hayvan ve ekibi, ( az önceki yanındaki kız da kendi gibiydi ve ekibindeki 7 kızdan biri oluyordu bunu da diyeyim) kapıyı tekme atarak açtılar ve bu şekilde başladı . Sonra, ben onun kapısını tekmeledim , birbirimize durup dururken kötülükler yaptık vs. bu şekilde sürüp gitti. İkimiz de okulda popülerdik. O güzelliğiyle, ben de davranışlarımla . Alanlar farklı olsa da, bir çekişme oluyor . Benim ekibim onun ekibini yener zaten, o konuda sıkıntı yok. Rekabete rekabet bacım!
Kantine gidip oturmaya kalmadan zil çaldı . Ben, adeta avını yakalamaya çalışan çita hızıyla sınıfa gidip çantamı aldım. Yine aynı şekilde, koştur koştur servise . Servise tam bimdim ... Bu ne şimdi? Hayatın bana 'kime hava yapıyon oç?' , deme şekli falan mı? Yerimi kapmışlar ... Şişşt ! Çaktırmıyoruz, beyler bayanlar, merdivenden kayanlar ! Nasılsa yerimi kapan doli bozması yerinde yoktu ya, kaptım çantayı başka yere koydum . Sonra oturdum, cam kenarındaki tekli , baştan ikinci koltuğa . Orası benim koltuğumdu bir kere . Kimselere vermem . Yolarım yani. Biraz sonra, insan kaçağı yaratıklar servise teker teker binmeye başladılar . Bu benim koltuğu kapan doli bozması kimmiş, nasıl cesaret etmiş merak ettim doğrusu. En son bindi şansıma . Geldi bu böyle , ilk önce çantasını aradı gözleri . Bulunca, kaptığı yer aklına geldi galiba, hemen benim oturduğum koltuğa baktı. Evde çaktırmadan dolaşmaya çalışan kertenkele gibi yaklaştı, yaklaştı... Ben tabi bakmıyorum çocuğa, göz ucuyla takip ediyorum . Sonra, görüş açımdan çıktı ve ... Pat! "Ne oluyor ya!" , çığlığı basıverdim . Bu doli bozması, ağır çantayı kucağıma hızlıca atıvermişti . Nasıl sinirlendim ama ! Ben çığlık attıktan sonra, bu kulaklarını falan tıkadı. Mübarek, hassas kulakları incinecek sanki! Benim karnım acımış, bundan daha mühimi mi var ?
"Ne yapıyorsun sen çocuk, spastik misin ya? Çantayı niye kucağıma atıyorsun? "
Tıkadığı kulağını açıp, koltuğuma kolunu koydu ve "Burayı ben kapmıştım. Kalk oradan.", dedi. Çocuktaki özgüvene bak . Bunu buralarda daha önce hiç görmemiştim . Alışır o da bana zamanla. Yılanın başını küçükken ezmek lazım . Normalinden daha çirkef davrandım.
"Sen beni tanımıyosun galiba doli bozması, burası benim yerim. Herkes biliyor. Delirtme beni!"
Tepkimi bekliyor gibiydi. Aniden kolumdan tuttu, koltuğumdan kaldırıp başka koltuğa oturttu . "Babanın malı mı lan bu koltuk? Kendini ne sanıyorsun kızım, kim kaparsa o yer onundur."
Bana karşılık vermesi sinirlerimi bozmuştu. "Sen, kim oluyorsun da beni koltuğumdan kaldırıyorsun? Dağdan gelip, bağdakini mi kovuyorsun? Yedirmem o koltuğu sana! "
İyice yeşil gözlerini açıp, "Ne yaparsın kızım ? Ne yapabileceksin bana ? Dokunsam yere yapışacaksın !"
Bu erkek bozuntusu bana üstünlük sağlamaya mı çalışıyordu? Gebertirim ben böyle adamı! "Bastırılmış erkeklik egolarını, bir kızın üzerinde mi taslıyorsun? Öncelikle ben bir kızım. Bana el kaldıramazsın bu bir, erkeklik taslayıp güç kuvvetle ego yapamazsın bu iki, senin başına ne belalar açabileceğimi tahmin bile edemezsin bu da üç. Anladın mı?"
Gülmeye başladı. Tam o ıslak kürekle vurulası ağzını açacakken, şoför Herman ağabey geldi. "Ne oluyor burada ? Talya kızım ne oldu gene ?"
Küçük çocuk rollerime girerek, "Herman ağabey, bu benim yerimi kapmış ama o koltuk benim! Ben bunu arkadaşa güzelce izah ettim ama, o beni anlamak yerine kolumdan tutup kaldırdı. Yetmiyormuş gibi beni dövmekle tehdit etti.", dedim.
Bu doli bozması hemen itiraz etmeye başladı, "İftiraya bak ! Ben seni tehdit falan etmedim, saçmalama ! Hem sen ilkokul çocuğu musun kızım, konuşmaya bak ! Büyü artık, lütfen. Lisede çoluk çocuğun işi ne ?".
Doli'nin kızgınlığından faydalandım ve dudağımı bükerek, "Hah, işte bana böyle yaptı, Herman ağabey.", dedim. Herman ağabey yanımıza gelip, "Kız ben seni tanımıyor muyum? İkiniz de suçlusunuz . Geçin şu ikili koltuğa ikiniz," dedi. İkimiz de itiraz etmeye başladık. Herman ağabey bizi servisten atmakla tehdit edince, ben itiraz etmeyi kesip kurnazlık yaptım ve cam kenarına geçtim. Bu Doli otururken bana baktı, "Ulan ne kızsın be ! Cam kenarını bile kapmışsın," dedi. Ben de ona piç smile attım ve havalı bir şekilde pencereden bakmaya başladım .
Hâlâ benim eve gelememiştik . Bu Doli de inmemişti. Sıkıldığımdan, Doli'yi incelemeye başladım . Yeşil gözleri, fındık burnu, sanki parlatıcı sürmüş gibi hafif kırmızımsı dolgun dudakları vardı. Yüzü kemikli bir yapıya sahipti . Saçları koyu siyah ve benimkiler gibi dağınıktı. Yakışıklı çocukmuş ama bana hayatta bakmaz... Aa, ne dedim ben? Hey, kendine gel Talya ! Bu Doli. Kavga ettin ya . Kendini bir b*k sanan hani . Bir anda çocuktan soğudum .
Bu Doli, beklemediğim anda bana dönüp, "Ne oldu, çirkef kız? Bana aşık mı oldun yoksa ?" dedi. Tiksinir gibi suratımı buruşturdum, "Ulan Doli, koyun gibi tipin var . Sana, bu çirkinlikle ben bile bakmam," dedim . Gülmeye başladı, "Allahaşkına söyler misin, Doli ne ?" , dedi. Ben ciddiyetimi koruyarak, "Sensin," dedim. Kaşlarını kaldırdı, "Hadi ya ! Hahaha ! Peki öyleyse. Ama benim bir adım var," dedi. Iy samimiyetsize bakar mısınız ? Hahaha ne ya ? Ben de onun taklidini yaparak, "Ahahaha! Haha! Ha! Bilmek istesem sorardım değil mi? Doli demeyi tercih ederim," dedim. Bu biraz durdu, düşünür gibi yaptı. "Hmm, şu Doli çoğaltılan hayvan değil miydi? Ben de Doli'ysem , David Beckham'dan çoğaltılmış olabilirim. Bana iltifat ediyordun demek, ah ne dilber bir kızsın!". Kahkahalarla gülmeye başladım. Bu Doli harbiden manyak. "Çocuk sen çılgın falan mısın yav ! David Beckham'la senin ne alakan var ? Sen koyundan çoğaltıldın bir kere . Hem dilber senin ebendir !"
Doli tek kaşını kaldırdı, "Şşt! Terbiyeli ol . Adımı sor diye öyle dedim. Bilmeyi iste ya da isteme ama adım..." , derken sözünü kestim. "Dur ! Tahmin edeyim, Deniz . Çünkü sende kız tipi de var erkek de . Hmm yani adının da ne olduğunu belli etmeyen türden olması lazım . Gizlilik önemli." , dedim . Bu oflamaya başladı, "Ha ha. Komikti. Adım Ufuk Tan." , dedi. Şaşırdım. Böyle bir isim beklemiyordum. "Ulan Doli, kusura bakma ama bu ne biçim isim ?" . Ufuk Tan gözlerini gözlerime dikti, "Soyadım da Doğangüneş. Anlayacağını sanmam ama ismimle soyismimi birleştir," dedi. Mırıldanarak, "Ufuk Tan Doğangüneş . Ufuktan doğan güneş..." , dedim. Vay be, ne güzel ismi varmış çocuğun. Ufuk Tan Doğangüneş. Çok orijinalmiş . Fark etmeden dalmışım, Doli beni kendime getirdi, "Ne oldu düşüncelere daldın? Offf çok efsane ismim var biliyorum. Ee senin adın ne? " , dedi. Lanet olası bir şeyi söylermiş gibi "Talya Karahan. Çok sıradan değil mi?", dedim. Ufuk Tan kendine bilmiş bir ifade takındı, "Eksantrik ve de vurgusal bir yönü yok. Ama ismin fazla alışılagelmiş değil . Oradan artın var ." . Gıcık oldum, "Aman ! Çok da önemli değil, kiminin ismi güzel olur, kiminin yüreği ," dedim. Ufuk alkış yaptı. Bu sırada bizim evin önüne geldiğimizi fark etmemişim. Herman ağabey "Haydi Talya, inmiyor musun?", dediğinde, Ufuk'u ittire ittire kalktım yerimden ve servisten indim. Apartman kapısının önüne gelince Şerafettin amcayı gördüm. Sevimli tonton yüzü vardı ama epeyce yaşı ilerlemişti. Her karşılaştığımızda sohbet ederdik. Selam verdim ona. Bana, "Bugün de yaşıyor muyuz, hanımkızım?" , dedi. Gülümsedim. "Sen yaşıyorsun amcacığım, ama beni bir kontrol etmek lazım."
YOU ARE READING
Ufuktan Doğan Güneş
ChickLitHikayem hakkında hiçbir bilgim yok. Cidden . Ne yaşanıyorsa onu yazıyorum. Ama bir şey diyeyim mi ? Az da olsa sizden parçalar var bu hikayede.
