Ne kadar süredir buradaydım, kaç kez saatime baktım bilmiyordum ama bu işi alacaktım. Kararlılığım, iki saattir ayakta duran bedenime güç kazandırırken başımı kaldırdım. Bir süre daha artık ezberlediğim şahane mimariyi inceledim. Geniş lobinin ortasında sahte altın kaplama bir X heykeli vardı. Heykelin etrafı rengarenk halkalar, yapıya bir molekül havası katıyordu. Heykelin etrafında renkli koltuklar, halkalar ile muntazam bir uyum içindeydi. Yerler siyah beyaz karo kaplamalı ve tavan da oldukça yüksek ve camdandı. Sol taraftaki resepsiyon da oldukça dikkat çekiciydi. Resepsiyon yazısı ve tezgah, piksel pikseldi. Ve oldukça sevimli durduğunu itiraf etmeliyim. Asansörlerin kapıları renkli ve şeffaftı. Bu mükemmel bina tam bir oyun şirketiydi. Her şeyiyle eğlence ve kalite bağırıyordu.
İmrenerek içimi çektim. Üniversiteyi bitireli iki yıl olmuştu ama hala bir iş bulamamıştım. Yazılım mühendisliği okumuştum ve ayrıca birçok kursa da gitmiştim. Elde ettiğim sonucun bir hiç olması açıkçası beni üzüyordu. Ama bugün, şans sonunda bana gülmüştü. Oldukça ünlü bir şirket olan X-GO, bir çizer arıyordu. İlanı internette görmüş ve hemen başvurmuştum. Şimdi ise uzun bir kuyruğun sonuna gelmiştim. Başta heyecanlıydım. Ama her girenin ağlayarak çıktığı bu odaya yaklaştıkça içimde bir yerlerde ufaktan bir korku, bedenimi sarmaya başlamıştı.
Geldiğimde beni öldürecekmiş gibi bakan korkutucu çocuk bile çıktığında ağlamak üzereydi. İçeride ne yapıyordu bu adamlar böyle? Çocuğun hemen ardından çıkan takım elbiseli genç adam, menajer gibi bir şey olmalıydı. Aslında oldukça hoş görünümlüydü. Uzun boylu bir kız olmama rağmen göğsünün biraz üzerine çıkabilmeyi başarmıştım. Böyle bir menajerim olsa kesinlikle sıradan iş ilişkimi koruyamazdım galiba.
Genç menajer, ceketini kaba olduğu kadar zarif, bunu nasıl yaptı bilmiyorum, bir şekilde kaldırıp ellerini beline koydu. Derin bir nefes aldığında yorgun gibi görünüyordu. Ama bu, sıkılmış veya patronundan bıkmış gibi bir şey de olabilirdi. Bilmiyorum.
"Bugün daha görüşme alınmayacak, dağılabilirsiniz." Menajerin sesi de en az görünüşü kadar hoş olsa da kurduğu cümle, bunu umursayamayacağım kadar sinirlendirmişti beni. Öfkeyle yumruklarımı sıktığımda elimdeki dosyamdan bir buruşma sesi yükselmişti.
Öfke ve hayal kırıklığıyla dosyamı yere attım.
"Ne demek daha görüşme alınmayacak!" Menajer çocuk, belli belirsiz bir şaşkınlıkla bana çevirdi bakışlarını.
"Ne?"
"Siz bu işi çocuk oyuncağı mı sandınız? Burada bu kadar insan, sizin bu iki lafınızla bir günlerini kaybettiler bayım. İçeride bu insanları bu kadar üzecek ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama buradan bu görüşmeyi yapmadan gitmeyeceğim." Menajer, artık şaşkınlığını saklayamıyordu. Tüm bedeni bana dönmüş ve dikkatle beni izliyordu.
"Yarın da gelebilirsiniz..." derken sesi, yatıştırıcıydı. Ama bu beni daha da öfkelendirmişti.
"Patronunuzla görüşmek istiyorum. Ona bu olayın bu kadar basit olmadığını söyleyeceğim!" Menajer çocuğun dudağının bir kenarı hafif yukarı kıvrıldı. Hiçbir şey söylemeden yere eğilip buruşmuş dosyamı eline aldı. Tekrar ayağa kalktığında bakışları dosyama kilitlenmişti.
"Rüzgar Karel..." Ne yaptığına bir anlam veremeyerek kaşlarımı çattım. "Buyurun, Rüzgar Hanım. Patron sizinle görüşecek." Zarif bir reverans yaparak eli ile odayı işaret etti. Boğazımı temizleyip gururla başımı kaldırdım. Odaya girerken menajer bozuntusuna da gururlu bir bakış atmayı ihmal etmemiştim.
Geniş ofis, binanın dışı ile alakasızdı. Ofis siyah, beyaz ve griden başka bir renkten oluşmuyordu. Kasvetli ve gergin bir havası vardı. Geniş masada adeta pahalı olduğunu bağıran bir bilgisayar ve birçok dosya vardı. Tam ortada ise camdan bir isim tabelası vardı.
Atlas Omay
Menajer bozuntusu, yanıma gelip kulağıma fısıldadı: "Patron sizinle görüşecek, Rüzgar Hanım." Ona bakmadan bakışlarımı beyaz masanın arkasındaki siyah deri koltuğa çevirdim. Sandalyede kimse oturmuyordu. Kaşlarım çatıldığında menajer çocuk, acelesiz adımlarla masaya yürüdü ve sakin bir tavırla koltuğa oturdu. Çatılan kaşlarım yavaşça yukarı çıkarken dudaklarımın aralandığına ve yüzümde aptal bir ifade olduğundan emindim.
Menajer çocuk, masanın yanında dikilen daha önce fark etmediğim adama kısa bir baş hareketi yaparak odadan çıkmasını sağladı. Odada yalnız kaldığımızda bacak bacak üstüne atıp ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Yüzünde minik ama ezici bir gülümseme vardı. Bir eli ile masanın önündeki koyu gri koltukları işaret etti.
"Otursanıza." Şaşkın bir tavırla yürüyüp koltuğa oturdum. Menajer bozuntusu, patron olduğuna hala inanamıyorum, dosyamı incelerken utançtan pembeleşen yanaklarımı saklamak için başımı önüme eğdim.
"Üniversiteyi birincilikle bitirmişsiniz, öyle mi?" Konuşmak yerine sadece başımla onayladım.
"Ekstra kurslarda da oldukça başarılısınız." Yine başımla onayladım. Atlas Bey, bu çok garip, dosyamı masaya bir bakıma fırlatarak içini çekti.
"Peki, sizi neden seçmeliyim?" Beni konuşmaya zorluyordu. Bunun farkındaydım ama utancımdan konuşabilir miydim emin değilim.
"Şey, çünkü..." Gerisini getiremeden gözlerim doldu.
"Bana sadece bir neden ver." Sen diye hitap edişinde öfke mi yoksa daha rahat bir ortam mı yaratmak olduğunu çözemesem de dudaklarımı yalayıp başımı kaldırdım. Başımı kaldırmamla yanağımdan düşen bir damla yaş, gözlerimin kızardığından emin olmamı sağladı.
"Çünkü..." Tekrar önüme eğilip ellerimle oynamaya başladığım sırada Atlas Bey, sandalyesinden yine zarif bir şekilde kalkıp karşımdaki koltuğa oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayıp bana doğru eğildi.
"Patronun ben olduğumu bilmediğin zaman gayet güzel kendini savunurken neden şimdi yapamıyorsun? Neden bu kadar çekingensin? Daha kendini bana karşı bile savunamayan birinden nasıl başka şirketlere karşı bizi savunmasını isteyebilirim ki!" Sesi yükselince öfkelenmiştim. İsterse karşımda tüm dünyanın kralı olmuş bir adam gelsin, bir bayana sesini yükseltme gibi bir cüretsizlik yapamazdı. Kaskatı kesilmiş çenemle ayağa kalktım.
"Beni seçmelisiniz! Çünkü ben buralara gelmek için çok çalıştım. Bu kadar emeğimin, harcadığım onca günü değerli kılacak bir şeylere ihtiyacım var. Bakmam gereken hasta bir erkek kardeşim ve ona bakabilmem için ihtiyacım olan o çok değerli (!) para var!" Koltukta arkasına yaslanmış ve kollarını bağlamış beni izleyen Atlas Bey'in yüzü ifadesizdi. Umudum kırılmıştı. Omuzlarım düşerken burnumu çektim. Ağladığımdan burnum kızarmıştı.
Umutsuzlukla masadan dosyamı aldım ve tam kapıdan çıkacakken Atlas Bey'in sesi ile olduğum yerde donakaldım.
"Yarın işe başlayabilirsiniz, Rüzgar Hanım."
YOU ARE READING
YÜZÜ ROMAN
RomanceRengarenk çiçeklerin arasındaki beyaz papatya. Narin, zarif ve sade. Bu kelimeler, bu kusursuz adamı anlatmaya yeterdi. Atlas Omay; dudakları, bir oyuncak bebeğinkiler kadar kusursuz. Gözleri, kömürü yanında gri bırakacak kadar koyu. Saçları, zari...
