EGG DÖNEMİ

44 4 2
                                        

Yağmur damlalarının tıpkı yanan bir odunun çıkarttığı çatırdı misali cama vurmasıyla irkildim. Kulaklarıma, az önce boğuk bir şekilde gelen boktan şarkı sesini şu anda daha net duyuyordum... Bir an kendime otokontrol yapma gereği duydum: Ben neredeydim? Nasıl bu denli yüksek sesli bir mekânda sızabilmiştim? Önümdeki yarım kalan biranın arkasında tıpkı bir tabur askerin komutanlarının önünde dizildiği gibi dizilen kaç tane boş bira şişesi vardı? Tamam, 2.sorumu geri alıyorum... Yine sarhoş olmuştum. Sabah kalktığımda halk dilinde ''dünden kalma'' diye tanımlanan şeyi yaşayacak olma gerçeği şimdiden acı bir şekilde içimi sarmıştı. Telefonumun kilit tuşuna basıp saati kontrol edecektim ki elime almamla yere düşürmem bir oldu. Almak için eğilmem lazımdı ama dünyanın en zor olayı gibi geliyordu bana o işlem. Eğildim ve aldım ama gözüm tam karşıda üst üste atılmış bir çift bacağa takılmıştı. Libido denen orospu çocuğu her sarhoş olduğumda bedenimi kontrolüm dışında hareketlendirme yeteneğine sahipti ama bu sefer izin vermeyecektim çünkü olduğum mekânda çalışan 19 senelik arkadaşım, kardeşim Arif'i bu sefer rezil etmeye hiç niyetim yoktu. Millet canlı müziğin etkisiyle bir sağa bir sola kendini bırakıp, hatta gözlerini kapatıp şarkıya eşlik ediyordu. Işıklar kapanmış bir tek sahnenin ışığı ve tüm hayranlıkla izleyenlerin sağa sola salladığı çakmağın ateşi vardı. Karanlık bir ortamda suratına bir ışık tutup kendine bakarsan ne kadar çirkin olduğunu göreceksin ama az önce bacaklarına baktığım kız, bırakın karanlıktaki ışıkla, karanlığın kendisi olsa çirkin olamazdı. Kahverengi afro kıvırcık saçları, yemyeşil gözleri normal simalarda bir yüz kusuru olarak kabul edilen ama onda pek kusur durmayan gamzesi, Beyaz tshirt, deri ceket ve diz üstündeki eteğiyle şüphesiz mekândaki en güzel kızdı. Yanında iki kız arkadaşı vardı bir tanesi şarkının etkisiyle göz yaşlarına boğulmuş, bir tanesi onun ağlamasıyla dalga geçer gibi gülümsemekte benim deri ceketli meleğim de şarkının etkisiyle gözlerini kapatmış onları hiç umursamaz vaziyette kendini ritme bırakmış ve sağa sola sallanmaktaydı. E iyi de neden bu boktan şarkıyı bu kadar sevmişlerdi ki... Şarkı bitti, alkış tufan... ''Bir daha bir daha'' sesleri... Tüm ilgiyi üstüne çekmişti şarkıyı söyleyen İmitasyon Halil Sezai... Kendimi daha bir işe yaramaz hissettiğim bir anda önce omzumda bir el sonra da 2 saniyelik bir sürede karşıma oturmuş, karizmatik bir hareketle sigarasını yakıp derin bir duman alıp ''Oh! Mesaim bitti bıradır, şimdi napıyoruz?'' diyen Arif'i gördüm. Ne yapacaktık ki? Her gece yaptığımız gibi barmenden –orada çalıştığı için bir şekilde beleşe getirilen- iki bira alıp sahile yürüyüp günün özetini konuşacaktık. Ama bu gece farklıydı. Arif'e çaktırmadan bir kaş hamlesiyle deri ceketli meleğimi gösterdim, hatta ondan da ''çaktırmadan bakmasını'' istedim, ama Arif'ten sakin olmasını istemek ölüden göt istemek gibi bir şeydi. ''Şu kıvırcık saçlı mı?'' diye bağırdığı an yerin dibine girecektim utancımdan... Ama şaşırılacak daha enteresan bir şeye şahit oldum. Kız Arif'in bu patavatsızlığını sanki kutlar gibi, sevinçli ve şaşkın bir ifadeyle yerinden kalkıp hızlı adımlarla Arif'in yanına kadar geldi. Birbirini tanıyan iki insan gibi sarıldılar birbirlerine. Şaşkınlığım, yerini hayal kırıklığı ve üzüntüye bırakmıştı... Arif'i çok seviyordum ama ne zaman benim beraber olduğum kızdan daha güzel bir kızla beraber olduysa içten içe hep kıskanmışımdır. Ben bunları düşünürken Arif bir anda bana dönüp, kızı da omzundan zarif bir şekilde bana çevirdi. ''A unuttum! Sizi tanıştırayım. Kadir bu Ceren, üniversiteden arkadaşım.'' Beni Ceren'e takdim etmeden önce Arif'in kullandığı ''arkadaşım'' kelimesine ne kadar sevindiğimi anlatamam sizlere... Tüm sorularını salladığın bir sınavdan tam puan almak gibi, sabahına okul var diye kalktığın bir günün Cumartesi olduğunu anlaman ve ardından sevinçten uyuyamamak gibi mutlu etti beni... Bunları düşünürken bana doğru uzanan dünyanın en zarif elini gördüm. Çoktan Arif tarafından takdim edilmiştim Ceren'e, pardon hayatımın aşkına... Memnun oldum demekle yetindim. Arif bize dönüp ''Siz keyfinize bakın ben hemen geliyorum.'' Diyip biralarımızı almaya gitti barmene doğru. Bense kilitlenmiştim. Ne sormam gerekiyordu ki? Direkt saçlarını övsem bir sapık gibi durur muydum? Ona bıraksam sıkıcı bir tip olduğumu mu düşünürdü? Derken ilk soruyu ondan duymak beni çok rahatlattı:

-Hangi bölümdensin?

-Radyo Televizyon, ya sen?

-Felsefe.

-Sen de sürekli felsefi konuşmalar yapan sıkıcı tiplerden misin?

-Hayır. Peki, sen bir gün müthiş bir jön olacağına inanan hayalperest bir tip misin?

Konuşma gittikçe yerini nefret durumuna bırakmak üzereyken Arif arkadan pislik bir şekilde bir eliyle çember yapıp diğer elinin işaret parmağını onun içine geçirerek gülmemi sağlayıp gecemin zehir olmasını istiyordu, en azından güldürmeyi başarmıştı ki, hayat arkadaşım Ceren ona güldüğümü sanıp:

-Görünen o ki çok sıkıcı bir tip değilmişim he

-Hayır, sana gülmedim aslında ama beni sıkıcı olmadığına inandırman lazım... Yoksa yine mi hayalperest bir tutum sergiledim sana karşı?

Bu kadar saçma bir cümleden sonra gecemin mahvolduğuna o kadar emindim ki artık... Bu cümleme gülümsemesi bile içimi rahatlatmamıştı kendimi geri zekâlı gibi hissediyordum ki:

-O zaman ben gidiyorum, Arif'e selam söylersin kendine iyi bak kötü görünüyorsun ve telefonunu unutma. İyi geceler.

-İyi geceler. Ve bu arada telefon için de teşekkürler...

Demekle yetindim. Arif sonra Ceren'i yakaladı ve Ceren onun kulağına yaklaşıp bir şeyler söyledi... Arif bana umutsuz bir yüz ifadesiyle baktı ve yıkıldığım an işte oydu. Ardından görüşürüz diyip birbirlerine nazikçe kafa salladılar ve Arif'le biralarımızla çıktık oradan, mekândan ayrılırken son kez Ceren'e bakamayacak kadar kötü hissediyordum. Işıksız sokaklardan yürüdük bir kola kutusu buldum sahile kadar tekmeledim onu: ''Ben bir salağım oğlum, benden bir bok olmaz, babam haklıydı. Kız senin arkadaşın çıkıyor ve ben ona rağmen ilk tanışmada iyi bir izlenim bırakamıyorum ona karşı ne geri zekâlı bir insanım ulan ben!'' Alkolün de verdiği duygusallıkla gözlerim yaşarmıştı bile... Ağlıyordum basbayağı ama Arif'e kesinlikle bakmıyordum. Arif seslendi:

-Kadir, Ceren bana dedi ki...

-Sus oğlum tamam biliyorum ben ne boklar olduğunu ne konuştuğunuzu...

-Oğlum hayır bak dedi ki...

-Arif şimdi olmaz kardeşim iç şu sikim biranı da kalkıp gidelim artık!

-Oğlum senden bildiğin hoşlanmış lan Ceren. Sana bunu gönderdi.

Kağıdı korku, sevinç, şaşkınlık, heyecan ve bunun gibi yüzlerce farklı hisle açtım:

''Felsefe bir meydan okumadır Kadir Bey. Sıkıcıolmadığıma inandıracağım seni  0541... .. ..'' Havai fişekler atılmalıydı şehir meydanında, tüm ülkeye çayısmarlamalıydım ben: ''Arif! Kalk bize gidiyoruz''    

DUMANWhere stories live. Discover now