Arka koltukta otururken, camdan dışarıya baktım. Rahatlamak için temiz havayı içime çekmek istedim. Orman yolunun, ferahlatan kokusunu. Kendimi rüzgarın serinliğine bırakmak istedim. Eskiden olduğu gibi, sarı saçlarımın rüzgarla beraber savrulmasını istedim. Ama yapamadım... Camı açamadım. Çünkü bu gün mükemmel olmalıydım. Herkes Ahsen Mabeynci'yi mükemmel görmeliydi. Sarsılmaz, yaralanmaz... buz gibi sert.
Mabeynci Malikanesi... tüm heybetiyle her zaman olduğu yerinde duruyordu. Adeta etrafındaki ormana, kuşlara, çiçeklere hükmeden bir güç gibi. Yıllara meydan okuyan güzelliğiyle bana bakıyordu.
Araba, büyük demir kapının önünde yavaşladı. Kapı açılırken, kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Kolay değildi... 20 yılın ardından geri dönmek hiç kolay değildi.
Sonunda araba durdu. Başımın ağrısını dindirmek istiyordum. Nefes alış verişlerimi kontrol altına almaya çalışıyordum. Küçük siyah çantamı açtım. Uyumak için kullandığım hapların, beni yatıştıracağını biliyordum. Avucumun içinde duran küçük beyaz hapı yutarken, ellerimi koltuğa sapladım.
Kapı açıldı. Elimi dışarıya doğru uzattım. Parmağımdaki safir yüzük, güneşin ışığını etrafına yansıtıyordu. Şoförümün elini tutarak, yalancı güneşe doğru ilerledim. Ayaklarım, zemine kondu. Başımı yukarıya kaldırdım. Titreyen mavi gözlerimle, etrafı süzdüm. Çatıya konan kuş, dikkatimi çekti. Onun kadar özgür olsaydım, tekrar buraya gelir miydim?
Siyah simli elbisemi, yerleri süpürmemesi için yukarıya doğru topladım. Ahşap işlemeli kapıya doğru yavaşça ilerledim. Ardına kadar açık olan kapı, adeta pençelerini bilemiş bir kaplan gibi avını bekliyordu. Göz yaşlarımı içime akıttım ve derin bir iç çektim.
Meşe ağacından yapılan merdivenimiz, eskisinden daha iyi görünüyordu. Ev sanki her geçen yıl daha da güçlenir gibiydi. Geçmişimizi, üzüntülerimizi ve trajedilerimizi gizleyerek güçlenmeye devam ediyordu.
Giriş holünün sol tarafındaki kemerin altından geçerek salona doğru ilerledim. Her şey değişmişti... mobilyalarımız, duvar kaplamalarımız, perdelerimiz... her şey çok farklıydı. Küçük bir kızken, şömine başında geçirdiğimiz sıcak ve güzel günler geldi aklıma. En azından, çok az da olsa, güzel olan anılarımız vardı. Ama yaşadıklarımız o kadar kötüydü ki... ev bunları hatırlamamıza izin vermiyordu.
Yavaşça başımı yukarıya doğru kaldırdım. Duvarda asılı olması gereken, annemin yağlı boya portresini aradı gözlerim. Ama maalesef yerinde değildi. Yirmi yılda çok şey değişmişti. Annemin ölümünden sonra terk ettiğim evime geri dönmüştüm. Ama bu sefer, babamın cenazesi için.
''Ahsen! Kızım!''
Durdum... Tekleyen ellerimi kontrol etmeye çalıştım. Bana doğru yaklaşan adımlarını duyabiliyordum. Ama sesin geldiği tarafa dönemiyordum. Karşılaşacağım manzaradan korkuyordum. Ne göreceğimi bilmiyordum. Yıllar sonra, terk ettiğim babamın ne ye benzediğini görmeye korkuyordum. Yaşlanmış mıydı? Muhtemelen. Omuzum da hissettiğim elin sıcaklığıyla irkildim. Her zaman ki gülümsememi taktım yüzüme. Son derece sıcak, ama bir o kadarda mesafeli. Araf ta kalan bir gülümsemeydi bu...
''Merhaba, baba. Çok şık görünüyorsun.''
Göz yaşları, kırışan teninin içine doluyordu. Serap görmüş bir gezgin gibi bakıyordu bana. Hiçbir şey söylemiyordu. Sanki varlığıma inanmıyor gibiydi. Birden kendimi onun kollarının arasında buldum.
''Ahsen! Kızım! Seni çok özledim.''
Hiçbir şey söyleyemedim. Onu affedemiyordum. Onu nasıl affedebilirdim? Bize yaptıklarından sonra, nasıl affedebilirdim? Yavaşça kendimi geriye doğru çektim.
YOU ARE READING
SAKLI GEÇMİŞ
Mystery / ThrillerGeçmişte yaşanan kötülüklerin bedelini, masum aşkımız ödedi... Hayatımızı sonsuza kadar değiştirecek büyük bir sır. Ölüm ve kan kokan bu çatının altında gizleniyordu...
