1) Christmas

41.4K 761 95
                                        

-

Siyah eldivenlerimle donmaması için örttüğüm ellerimden birinde klasik mağaza broşürlerinden biri duruyordu diğerinde ise evimin bir kaç sokak ötesindeki kahve dükkanından aldığım ve içimi ısıtan kremalı kahvem vardı. Bir yandan kahvemi yudumlamaya çalışırken bir yandan da etrafımdaki mağazalara bakıp elimdeki broşürü atacak bir çöp arıyordum.

Buraya taşındığımdan beri neredeyse hiç alışveriş yapmamıştım ve iki gün sonra büyük bir yılbaşı partisi vardı. Bu yüzden acele edip bir an önce kendime güzel elbise almalıydım.

Üzerimdeki siyah paltomun kolları biraz daha aşağı çekiştirdim ve kollarımın üşümesini biraz da olsa engellemeye çalıştım. Elimdeki kahvemden son bir yudum alıp bitmiş olan kahve bardağımı gereksiz broşürle birlikte yanından geçtiğim bir çöp kutusuna atıp mağazalarla dolu olan caddede vitrinleri inceleyerek karla kaplı kaldırımda yürümeye devam ettim.

Buraya, yani New York'a taşınalı yaklaşık üç hafta olmuştu ve ben daha yeni reşit olmuş biri olarak ilk defa ailemden uzakta tek başıma yaşıyordum.

Buna alışmak biraz zamanımı alacağa benziyordu çünkü diğer yaşıtlarımın aksine aileme gerçekten çok değer verirdim ve onlara biraz fazla bağlıydım.

Üstelik onlardan daha önce hiç bu kadar uzakta yaşamamıştım. Ailem yani annem, babam ve küçük kız kardeşim Maicy İngiltere'nin küçük bir kasabası olan Tiverton'da yaşıyorlardı ve Tiverton, 18.000'lik nüfusuyla küçük bir kasaba olmasına rağmen gerçekten muhteşem bir yerdi.

Ben buraya taşınmadan önce her hafta sonu Exe Nehri'ne gider hem balık tutar hem de piknik yapardık.

Kafamda ailemle ilgili olan düşünceleri bir kenara bırakıp vitrinindeki kırmızı uzun bir elbiseyle dikkatimi çeken mağazaya doğru hızlı adımlarla ilerledim. Mağazanın camdan kapısını itip içerisinin sıcak havasının suratıma çarpmasına izin verdim.

Mağazanın içi dışarısına göre oldukça sıcaktı ve üşümem biraz da olsa azalmıştı.

İçeri girdiğimde gülen yüzlü bir bayan yanımdan geçip kasanın bulunduğu bölüme doğru ilerlerken bana gülümsedi ve ''Hoş geldiniz'' deyip kasanın arka tarafındaki sandalyelerden birine oturdu. Ben de gülümsemesine karşılık verip vitrinde gördüğüm elbiseyi bulmak için mağazayı dolaşmaya başladım.

Mağaza gerçekten güzel dizayn edilmişti ve oldukça büyüktü. Mağazanın sol tarafındaki askılara doğru ilerlerken gözüme vitrinde gördüğüm o kırmızı elbise çarpmıştı.

Orada birkaç elbisenin arasında duruyordu ve kırmızı rengi kendini o elbiselerin arasından bile belli ediyordu. Askısını elime almadan önce etiketindeki beden yazısına baktığımda yüzüm düşmüştü, elbise bana bir beden büyüktü ve başka bir tane daha aynı elbiseden görememiştim.

Herhangi bir mağaza görevlisi bulmak için kafamı çevirdiğim sırada yanımda mankenin üzerindeki siyah kısa elbiseyi çıkarıp yerine başka bir tane elbise giydiren çocuğu fark ettim.

Elbiseyi askısından almadan yanına doğru ilerledim.

Aramızda bir kaç metre kala durduğumda o da beni fark edip kafasını bana çevirmişti.

Üstünde durduğu manken için konulmuş olan küçük podyumdan indi. "Merhaba ben Justin, yardımcı olabilir miyim?" dedi gülümseyerek.

Elimle askıdaki kırmızı elbiseyi gösterdim.

"Aslında şu elbisenin bir küçük bedeni var mı diye soracaktım."

Adı Justin olan çocuk eliyle bir dakika işareti yapıp "Hemen geliyorum." dedi ve hızlı adımlarla yanımdan uzaklaştı. O, depo olduğunu tahmin ettiğim beyaz kapılı odaya doğru ilerlerken bende eğer elbisenin küçük bedenini bulamazsam diye başka elbiselere bakıyordum ve şimdiden mavi bir tane beğenmiştim bile.

Fallen Angel (Justin Bieber FanFiction)Stories to obsess over. Discover now