".. İnsan yaşar, hayali kadar. Kimi hayal eder, bir ömür yettiği kadar. Kimi inanmaz. Kiminin kalbinde Tanrı. Kimi küser hayatına. Kimi yakalar yıldızları."
Şarkının bitmesiyle kulaklıklarımı çıkarttım. Çimenlerde doğrulup bağdaş kurdum. Güzel bir havaydı. Ne kuşların dinçle cıvıldayacağı kadar gündüz, ne de gölgelerle oyun oynanacak kadar geceydi. Ne umutla bakılacak kadar sarı, ne de karamsarlığa düşecek kadar mordu.
Birkaç saat sonra olacaklardan habersizce yasladım başımı çimenlere. Yeşilin huzurunu hissettim içimde. Sonra mavinin sesini dinledim sakince. Sıradan biriyim işte. Senin kadar sessiz, onun kadar masum, onlar kadar normal. Kendimi paylaştığım tek şey müzik. Ne inanmam, ne de kalbimdedir Tanrı. İnandığım şey kendimdir, dinlediğimdir, hissettiğimdir. Bu yüzden, dinlediği şarkılarda yaşayanlardanım desem yeterli olur.
Düşüncelerimden kollarımı okşayan sert rüzgarla ayrıldım. Hava kararmıştı. Bu kadar kalacağımı tahmin edemediğimden yanıma hırkamı almamıştım. Müzikçalarımı ve kulaklıklarımı çantama atıp rahatımı bozarak ayağa kalktım. Tenhalaşmıştı. Korkmak demeyelim de tedirgin oluyordum sadece bu tür durumlarda.
Teyzemle yaşıyordum. Teyzem dedim ama öz değil. Kimsesizler yurdunda büyüdüm. Annem, babam kim, yaşıyorlar mı inanın ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey başımı soktuğum sıcak bir evim olduğudur. Eve ulaşmak için kısa yolu tercih ettim. İkinci araya döndüğümde karşıdan gelen kapişonluyu gördüm. Başımı öne eğip adımlarımı hızlandırdım. Sonra arkadan gelen ayak seslerini duydum. Yine paranoyaklaşıyordum. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Genç adamla aramızda bir iki metre kaldığında başımı kaldırdım. Karşılaştığım pişkin sırıtışı iyiye yormak Polyanna'ya bile haksızlık olurdu.
" Yalnızsan eşlik edelim, güzelim." dediğinde suratındaki pişkin sırıtış iyice yayıldı. Arkadaki ayak sesleri kesilmişti. Dönüp bakmaya cesaret edemedim. Gözlerimdeki korkuyu gizleyerek baktım karşımdakine.Cevap bekler gibi bir hali yoktu ama eğleniyordu açıkça.
Birkaç dakika ,ki bana saatler gibi geldi, süzdü beni. Sonra aniden kolumu tuttu ve hızlıca peşine çekti. Olacakları izlediğim filmlerden, okuduğum kitaplardan dolayı tahmin edebiliyordum. Şansımı deneyip teklif önerdim.
"Bırak beni ne kadar para istersen veririm." ağzımdan çıkanlar yaşadığım hayat şartlarıyla çelişse de doğruyu söyler gibi inatla baktım adama.
Çarpık bir gülümsemeyle baktı ve niyetini açıkça belli etti. "Alacağım şey maddiyatla ilgili değil küçük."
Duyduğum sözlerden sonra gözlerim karardı, kulaklarım uğuldamaya başladı. Duyduğum son şey adamın sözlerinden sonra arkadan gelen kahkahalardı. Sonrası yoktu. Ne dinçle cıvıldayan kuşlar vardı, ne de gölgeler. Ne umut vaat eden sarı vardı, ne de karamsarlığa düşürebilecek mor. Son çırpınışımda ne Tanrı yok dedim, ne de kurtar beni Tanrı'm dedim.
Ne hayatıma küstüm, ne de yıldızları yakaladım...
• • •
Koku.. Metal ve sidik karışımı bir şey..Rahatsızca kıpırdandım. Kendimi zorlayarak gözlerimi açtığımda gördüğüm tek şey güneş almayan kırık dökük bir yerdi. Ayaklanmaya yeltendiğimde başımdaki ve kasıklarımdaki ağrı ile olduğum yerde kaldım. Yavaş yavaş neler olduğunu idrak edince gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Üzerimdeki kıyafetler yırtık pırtıktı. Güçlü olmalıydım. En azından eve ulaşana kadar..
Gözlerimi sinirle silerek kendimi zorladım ve ayağa kalktım. Pantolonumda hissettiğim ıslaklık önce beni durdurdu. Sonra her şeyi yok sayarak hızlıca çıkışı bulmaya çalıştım. Birkaç yanlış denemeden sonra açık havaya ulaşmak, tünelin sonundaki ışığa ulaşmak gibiydi. Çabucak önümdeki bayırı çıkıp tanıdık dükkanların bulunduğu sokağa vardım. Saat sabahın altısı falan olmalıydı. Bakkallar yeni açıyordu. Adımlarımı hızlandırıp evimi buldum, zaman lehime işlemiyordu sonuçta.
YOU ARE READING
Eksik Kalan
Short StoryKorkularla, acılarla başa çıkmayı; sevgi ile başaran insanlardan oluşuyor bu hikaye. Öyle umduğunuz mutlu sonları göremezseniz şaşırmayın sakın, sadece duyacağınız farklı notalara, göreceğiniz uçsuz bucaksız renklere odaklanın. Eksik kalanlar, hayat...
