1. Bölüm

48 3 2
                                        

 Kadının alnı boncuk boncuk terlemişti. Terden sırılsıklam olan ellerini su yeşili ucuz bluzuna sürterek kuruladı. Uzun kızıl saçlarını toplayıp sağ omzundan vücudunun ön tarafına düşecek şekilde saldıktan sonra koyu camlı kaliteli güneş gözlüklerini kutusuna koyup kutuyu da çantasına attı.

Kadın açık mavi gözlerini yatakta uzanan ve aşağı yukarı 25 yaşlarında olan esmer çocuğa dikip tarifi imkansız bir hırsla bakarken, tavandan sarkan cılız ampulün yeterince tam olarak aydınlatamadığı salon, çocuğun sızmadan hemen önce içtiği esrarın dumanıyla kaplıydı ve içerideki alkolle karışık idrar kokusu insanın boğazını tırmalıyordu.

Çocuk, içtiği esrarın etkisiyle kendinden geçmiş gibiydi. Gözleri aralıktı fakat kesinlikle çevresinde olup bitenlerin farkında değildi.

Kızıl saçlı kadın yatağa yaklaştı. Parmaklarını uzatıp çocuğun kareli gömleğinin iki düğmesini açtı. Elini yavaşça içeri sokarak çocuğun terden nemlenmiş teni üzerinde dolaştırmaya başladı. Çocuk buz gibiydi!

Kadın, çocuğun göğüs ucunu bulup sıktı. Çocuk en ufak bir tepki vermiyordu!

Kızıl saçlı kadının sinirleri bozuldu. Saçlarıyla aynı renk oje sürdüğü uzun tırnaklarını biraz daha çocuğun terli teni üzerinde dolaştırdıktan sonra gömleği sert bir hareketle çekti ve gömlek yırtıldı. Çocuk yine kıpırdamadı. Solgun ışık, çocuğun pürüzlü ve biraz da tüylü tenine uğradığında kızıl kadının gönlünde bir huzursuzluk yarattı.

Kadın "Pezevenk" diye mırıldanacaktı fakat bir an duraksayıp biraz da çocuğun kulağına yaklaşarak "Orospu" dedi. Öyle ya; erkeğin de orospusu olurdu.

Kadın, salondaki yoğun alkol ve idrar kokusundan rahatsızlık duydu. Çocuğun altına kaçırıp kaçırmadığını merak ederek, pantolonunun düğmelerini açıp iç çamaşırına baktı. Kuru görünüyordu. Çocuk altına kaçırmadığına göre kokunun başka bir kaynağı olmalıydı. Kutsal bir görev gibi gördüğü eylemine geçmeden önce bu kokuyu yok etmeliydi. Tuvaleti aradı gözleriyle. Tek odalı küçük bir kutuyu andıran boktan bir apartman dairesiydi çocuğun evi. Tuvalet antrede olmalıydı.

Aramasına rağmen tuvaleti bulamayınca banyoya daldı. Burada koku daha da yoğundu. Demek ki kaynağa yaklaşmıştı. Klozete yaklaştığında idrarın önce sarartıp daha sonra koyulaştırdığı sıvının üzerinde dışkılar ve sigara izmaritleri yüzüyordu. Tiksinerek sifonu çekse de kuru bir gürültü geldi. Anlaşılan sular kesikti. Büyük olasılıkla fatura ödenmediği için kesilmişti.  "Fakir piç" diye mırıldandıktan sonra çaresizce salona, çocuğun yanına döndü.

Salon son derece dağınık olmasının yanı sıra aynı zamanda pisti. Dağınıklıkla, daha önceki diğer öğrenci kurbanlarının evinde de karşılaştığından durumu kanıksamış olsa da pisliğin bu derecesini başka hiçbir yerde görmemişti. Daha önce fırsat bulamadığı için yapamamıştı fakat o an merakına yenik düşerek pislik içindeki odayı incelemeye başladı. Bir duvarda Che Guevara'nın puro içerken çekilen siyah beyaz bir posteri, karşı duvarda ise çeşitli yıldız ve orak-çekiç figürleri asılıydı. Küçük bir masanın üzerinde, kaynatılmaktan alt kısmı artık kararmaya başlamış çaydanlık, kirli çay bardakları, dolu kül tabakları ve dörtte üçü yenmiş bir ekmeğin dağınık kırıntıları görünüyordu. "Burada nasıl yaşıyor bu be" diye söylendi.

Ağustosun boğucu sıcağı sanki tüm haklarıyla kadına yükleniyordu. Su yeşili bluzunu çıkarıp yavaş yavaş soyunmaya başladı çünkü artık acele etmeliydi. Bu pis, iğrenç ve sidik kokusu sinmiş evde çok fazla oyalanması gerekmiyordu. Görevini yapıp derhal gitse iyi olacaktı.

Yatağa yanaşıp çocuğun hareketsiz ve aynen bıraktığı gibi durduğunu görünce gülümsedi. Çocuk kesinlikle az sonra başına geleceklerden habersiz ve mutlak bir teslimiyet içindeydi.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Sep 09, 2016 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Kızıl KadınStories to obsess over. Discover now