Hikayemiz küçük bir kıyı köyünde yaşayan insanların sıradan hayatlarının hikayesi;
17 yaşında, antisosyal ve birgün ressam olma hayalleri ile yanıp tutuşan Filiz, en iyi arkadaşı Nazlı ve kuzeni Ateş'le tüm çocukluğunu ve gençliğini aynı köyde geç...
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Selamlar. Buralarda oldukça yeniyim, işlerin nasıl işlediğine dair de pek bilgim yok açıkçası. Siz okurlardan tek beklentim hikayeye dair yorum bırakmanız. Hikayemi ilgi çekici bulup bulmadığınızı bilmek isterim. Uzun soluklu bir hikaye anlatmayı planlıyorum, giriş de biraz uzun sürecek o yüzden. Sıkıldıysanız haber edin, hoşunuza gitmeyen şeyler olursa da :) Her şeyle ilgili yorumlarınızı bekliyorum.
İyi okumalar.
Okula ulaşabilmek için bir saatten fazla yol gideceği minibüsü kaçırmamak için hızla evden fırladığında kapının önünde neredeyse Nazlı'yla çarpışacaktı. Nazlı Filiz'in karşı komşusu, sınıf arkadaşı ve kendini bildi bileli en iyi arkadaşıydı. Pek fazla seçeneklerinin olduğu da söylenemezdi gerçi ama bütün farklılıklarına rağmen birbirlerine yürekten bağlıydılar.
"Gece cevap yazmadın." dedi Nazlı. "Uyuyakalmışım. Sabah gördüm." derken arkadaşına yalan söylediği için biraz vicdanı sızladı Filiz'in. Nazlı'nın sorusunun cevabını kendi de bilmiyordu, yeni tanıştıkları üniversiteli çocuklarla buluşmak isteyip istemediğinden emin değildi. Bir kere yaşça onlardan küçüklerdi, henüz reşit bile değillerdi. Ayrıca kızları kendi ortamlarına davet etmişlerdi, yani tanımadıkları başkaları da olacaktı. Filiz çok da sosyal bir kız sayılmazdı...
"Hadi." dedi Nazlı, " Ozan'dan hoşlanmadığını söyleme." minibüse binerken. "Şiiişt" dedi Filiz, kimsenin duymasını istemiyordu. Özellikle de minibüse onlardan önce binmiş olan Nazlı'nın ağabeyi Umut'un. Nazlı durumu hemen anladı ve sesini alçaltarak "Burak'ı bir daha görmek istiyorum. Bir uğrarız, hoşumuza gitmezse geri döneriz. Olmaz mı?" diye fısıldadı. Onun bu yalvaran gözleri karşısında daha fazla direnemeyip gülümsedi Filiz. "Tamam." dedi . "Ama kendimizi kaptırmayacağız. " "Tamam, tamam" diye sevinçle karşılık verdi Nazlı. Ah şu Nazlı, ne de çabuk seviniyor, nasıl da umarsızca belli ediyordu bütün hislerini. Filiz hiçbir zaman onun gibi olamamıştı. Onun üzüntüsünü , sevincini ve yaşadığı/yaşamak istediği bilumum duyguları yansıtabileceği tek yer tualiydi. O yüzden Nazlı'nın yanında olmak ona hep iyi gelmişti, tuhaf ağabeyine rağmen.
Umut küçük yaşından beri biraz alaycı ve acımasız bir tipti. Kimseye karşı şiddet uygulamışlığı olmasa da sözleri bıçaktan keskindi ve insanın tüylerini ürperten bir tuhaflığı vardı. Bütün gün evlerinin çatısında güvercinleriyle uğraşır arada da dürbünüyle denizi, ormanı izlerdi. Filiz'e bir seferinde de sanki kendisini izliyor gibi gelmişti ama bir sonraki karşılaşmalarındaki Umut'un düşmanca tavrı bu fikri hızla aklından kovdu.
Köyün liseye giden bütün çocuklarının binmesiyle minibüs hareket ederken her zamanki gibi son dakikada yetişen Ateş Filiz'in yanına oturdu. Ateş Filiz'in kuzeni ve dostuydu. Babası köyün muhtarı, kendisi ise köyün en zeki çocuğuydu. Çok iyi bir okulda burslu okumasının yanında sanatla, sinemayla, müzikle ve daha pek çok şeyle yakından ilgilenen çok yönlü bir gençti. Yakışıklıydı da ama orası Filiz'i pek ilgilendirmiyordu tabi. Kızları öperken "Yine ne işler çeviriyorsunuz muhabbet kuşları?" diye sordu gülerek. "Anlatırım sonra." dedi Filiz ama tabii ki anlatmayacaktı. Derken yolculuk ve hatta gün hızla geçti.
Okul çıkışı beklenen buluşma gerçekleşti, Filiz'in korktuğu gibi geçmemişti. Aralarında çok büyük bir yaş farkı olmasa da üniversiteli olmak ve liseli olmak birbirlerinden çok farklı şeylerdi ve deneyim farkı belirgin bir şekilde hissedilebiliyordu. Filiz Ozan'dan gerçekten hoşlandığını fark etmişti ve galiba sevgili oluyorlardı. Yani ortada edilmiş sözler olmasa da Ozan buluşma boyunca hep yanında oturmuş ve eve dönmek için kalktıklarına da elini tutmuştu. Nazlı için durumun bu kadar iyi gittiği söylenemezdi. Görünüşe göre Burak'ın zaten bir kız arkadaşı vardı ama Nazlı bu duruma rağmen akşamın tadını çıkarmasını bilmiş, somurtmayıp eğlenmişti.
Filiz o gece yatağında akşam yaşadıklarını tekrar düşünürken gördüğü o tuhaf sahneyi de düşünmeden edemedi. Oturdukları kafede İpek'i bir gençle görmüşlerdi. İpek köylerinde yaşayan bir kızdı. Kardeşleri Pelin ve Kerem'e nazaran oldukça uyumsuz bir kız olduğu söylenebilirdi. Aslında durumunda tuhaf bir şey de yoktu çünkü İpek her gün başka biriyle takılan, umursamaz bir tipti. O akşam da Filiz ve Nazlı'yı görmezden gelip, erkek arkadaşını da ekerek yalnız ayrılmıştı kafeden. Nazlıyla bunun dedikodusunu yapacak vakitleri olmamıştı ama, artık yarın konuşurlardı.
Işığı söndürmek için kalktığında bir anlığına karşı evin çatı katında bir kıpırtı gördüğünü sandı Filiz ama tekrar baktığında görebildiği sadece karanlıktı. "Şu çocukla kafayı bozdum, bir şey yaptığı yok." dedi kendine kızarak ve yatakta yeniden Ozan'la ilgili kurduğu hayallerine dönerek ayın bile bilemediği bir saatte uyuyakalana kadar mutluluğunun tadını çıkardı.