Acımasız Hayat

120 37 4
                                        

Insanın içini sıkarcasına birbirine yanaşmış cumbalı evlerin arasında döşenmiş kilit parke taşlarını üzerinde ağır adımlarla yürürken şuursuzca ve rastgele adımları sayıyor zihnini binbir düşünce arasında en sevdiği düşünceyle meşgul ediyordu.Biliyordu ki onu düşündüğü zaman,kalbi heyecandan göğüs kafesini zorluyor sanki göğsünü yarıp dışarıya firlayacakmis gibi oluyordu.Birden aklına geldi.Adımlarını daha sık atmaya başladı.Bu adımlar onu kasabanın biraz dışında kalan pembe sürme kapılı eve götürüyordu.O kapi artık onun umut kapısı olmuştu.Kendince adını da umut kapısı koymuştu.
Belki dedi.Belki de gelmiştir.Pembe kapının üzerine demir çubuktan yapılmış bir tac vardı şimdi.Bu bahar havasında ne güzel,yemyeşil mis kokulu sarmaşıklar sarılmıştı.Belki de belki de gelmiş,siyah uzun saçlarının üzerine bir taç da o kondurmustur diye düşündü.Bu düşünce onu daha hızlı yürümeye şevketti.Evet.Evet şimdi tam da düşüncesindeki gibi pembe kapı tıpkı gelinlik giymiş gibi rengarenk samasık çiçeklerini sarılmış,tabiatın en güzel kokularını sürünmüş sahiplerini bekliyor.
Usulca kapıya yanaştı.Insanın sevdiğinin bir yaz boyunca bu kapıya el sürerek girip çıkması bile onu heyecanlandirmaya yetiyordu.
Kapının arkası sanki yemyeşil bir cennet köşesini andırıyor renk renk mis kokulu çiçekler,çeşit çeşit açan güller.Insanın hiç cikasi gelmeyecek bir köseydi umut kapısının arkası.

Birden gözü elinde çapa yanı başında da bir su hortumu bulunan bu küçük ama yeşil dünyanın emektarı bahçıvan Recep dayıya ilişti.Umutla ve bir anda titrek bir sesle;
"-Gelmediler mi seninkiler Recep dayı?"diye sordu.Yorgun olduğu her halinden belli olan Recep dayı şöyle bir doğruldu ve yüzüne anlamsizca baktıktan sonra "-Yok be evlat,onlar haziran sıcakların başlamadan gelmezler.Bak bu güller,bu çiçekler,üzerine dayandığın o kapi bile onları bekler.Hele haziran bir gelsin de..."dedi.Bu cevap ona daha en az bir kırk gün daha beklemesi gerektirdiğini hesabını yaptırdı.Zaten kendisi de umut kapısına dayanıp umutsuzca sormamış mıydı?
Birden aklına bir düşünce geldi.Kosarcasina kendi evlerine gidip kazmayi aldığı gibi bahçeye yöneldi.Evet,evet bahçelerinde bulunan mor salkimlı leylakdan iki adet fidan kaldırıp onların bahçesine dikerek ona bir supriz yapmalıydı."Tam da tahmin ettiğim gibi "ve hemen ise koyularak iki tane leylakdan fidanini yerinden söktügü gibi umut kapısına yöneldi.

Recep dayı yine bahceyle ugrasini sürdürüyordu.Ona fidanlari gösterek"-Bahçe de yokluğunu fark ettim,buraya güzel yakışacak,dikelim mi?Ne dersin?"Yorgun ve emektar bahçvanin münasip gördüğü yere beraberce diktiler.
Kendince umutlandı."Ağaçlar kök saldikca Serap'la sevgimiz de kök salacak.Artık gözü her gün mor salkimlı leylaktaydi.Leylagin açılışı onun umuduydu.
Haziranın sabahı güneşi tüm ışıklarıyla kuş seslerini birbirine tamamlatiyordu.Evlerinin bahçesinde ki cesmeden yüzünü yikadi,havluyla yüzünü kurulurken köylülerin koşar adımlarla hep aynı yöne gittiklerini gördü,o da arkalarından meraklı adımlarla koşmaya başladı.Hem koşuyor,hem de önde giden Ali Emmi'ye sesleniyor."-Ne var Ali emmi niye koşuyor bu millet?"diye bağırdı.Yorulan Ali emmisi biraz duraksadı.Geriye dönerek "Saffet"dedi."Saffet gelirken kaza yapmış köprü ağzında.Hepsi de arabadalarmis.Saffet ve büyük kızı ölmüş.Eşiyle küçük kiz Serap da agirmis.Bu haberle sanki ölen umut kapisi değil kendisi olmuştu.Gözleri karardı.Gökyüzündeki bembeyaz bulutlar sanki kapkara olmuş,üzerine çökmüştü.Başı döndü,diz bağları çözüldü.Olduğu yere yığıldı "Serap,Serap"diye inledi ve yıkıldı.Umutla beklediği arkadaşı belki bir daha gelemeyecekti ve bir umutla diktiği mor salkimlı leylagi bir daha goremeyecekti.Bu düşüncelerle adeta bogulmustu.
Çok geçmeden arkasından dokunan bir el onu kendine getirmişti.Evet annesiydi bu evden apar topar cikmisa benziyordu ki korkudan üzerinde ki mutfak önülüğünü bile cikarmamisti.Bir an hepsi sakaymis gibi geldiyse de annemin"Nolmuş oğlum niye koşuyor bu millet sen niye yerdesin?"diye arda arda gelen sorularıyla kendime geldim.
Nasil soyleyecektim kelimeler boğazımda dugumlenirken,ne desem anlardı kısaca,içimden hickirarak ağlamak geliyorken umutlarım soldu anne desem anlardı miydi?Derken tüm bu soruları bırakıp tek arkadaşımın yanına gitmek geldi içimden kimseye cevap vermeden yerimden kalktım ve köprüye doğru koşmaya basladim.
O kadar hizli kosuyordum ki kalp atislarimin gereginden fazla hizlandigini hissedebiliyordum.Bir ara başımın döndüğünü heryerin karardigini zannettim.Aldırış etmeden var gücümle kosuyordum ki "yok yok hayiir"diye bağırdım.
Sıkıca kapadigim gözümü açtığımda yere serilmiş ve burnumdan ılık ılık kanın süzülüp yere seri damlalar şeklinde düştüğünü gördüm.
Hayır ama umrumda bile değildi Serap'in bana ihtiyacı olabilirdi.Şöyle bir etrafima bakindiktan sonra köprüye ulasmama çok az bir mesafe olduğunu fark ettim ve burnumdan akan kana ve acıyan dizime aldırış etmeden koşmaya devam ettim.
Evet iste bitmek üzere tepenin arkasında Serap'a kavusmama çok az kaldı diyerek tepeyi hızlı atan kalbinin sesini ve soluk seslerini duyarak tırmandı.Iste ordaydi Serap.

Ama hayır orda yoktu orada sadece darmadağın olmuş bir teneke yığını,yardım için gelen bir sürü insan birde,birde yerde birikmiş kan pıhtısı.Gorebildigi tek şeyler bunlardı olduğum yere çöktüm artık gitmek istemiyordu.Çok geçmeden köylü birer birer evlerine dagiliyordu.
VKimisi"Evlat iyi misin gel geri dönelim Serap'i götürdüler zaten hastaneye kimse kalmadı orada."diyordu.
Kimisi aldırış bile etmeden yanından geçip gidiyordu.Kan çanagina dönmüş gözlerini devrilmiş teneke parçasına çevirdi ve "Allah onu bana bağışlasın."diyerek ayağa kalktı.
Ağır adımlarla kasabaya doğru ilerledi.Burnunun kanaması dinmişti ama dizi sanki yerinden kopacakmiscasina dehset bir aci
veriyordu ona.Etrafa şöyle bir göz gezdirdi ve annesinin bahcelerindeki beyaz taşın üzerine oturmuş onu beklemekte olduğunu gördü.Ağır adımlarına son verip seri bir şekilde annesine doğru yöneldi.Annesinin soru sormasını bekliyordu ki hayır annesi tek kelime dahi etmemişti.Ayağa kalkmış ve oğlunu bağrına yaslamis sıkıca tutuyordu.Ayakta durabilecek kadar bile hali kalmayan oğlunu yere serilmiş üzerine hali serilerek dekore edilmiş hasirim üzerine oturttu.

Annesine doğru çevirerek başını "Serap'in yanına gitmeliyim anne lütfen beni ona götürebilecek birini bul."dedi.Bu soz üzerine annesinin aklına yıllar önce eşinin çalışmak için gittiği şehirden dönerken otobüsün devrilmesi sonucunda teneke parçalarının arasında ezilerek can verdiği ve eşinin yanına gitmek için hiçbir vasıta bulamadığı geldi.Annesi yanında bulunan şişeden bir bardak su doldurup oğluna vererek"Sen hiç merak etme oğlum ben hemen bir araç bulup seni Serap'in yanına götüreceğim."diyerek cikis kapısına dogru kosararak uzaklaştı.Bir an olsun hızını kesmeden kasabanın meydanına giderek muhtar Ali emmiyi buldu ve durumu anlattı.Ali emmi köyde sevilen,yardımsever biri oldugu icin"Sen evine git kızım beni bekle ben hemen arabayı alıp geliyorum."diyerek evinin yolunu tuttu.
Annesi de bir an önce oğluna haber vermek için evine doğru yöneldi.
Koşarak bahçeye girdi ve"Oğul Ali emmi gelecek şimdi seni Serap'ina kavuşturacak."demeye kalmadan bahçe kapisinin önüne mavi renkte bir doğanın yanastigini gördü.
Oğlan yerinden bir hızla kalktı ve koşarak"Ali emmi hadi nolur oyalanmayalim bir an önce götür beni Serap'ima"dedi ve arabaya bindi.
Hiç vakit kaybetmeden Ali emmi ile birlikde yola çıktılar.Annesi içinden şöyle dua ediyordu"Rabbim sen evladima bu acıyı yaşatma."

   UMUT KAPISIWhere stories live. Discover now