A/N: Kısa -uzun olması gerekiyordu, ama olamadı- bir one shot, klasik bir son, olmaması gereken olaylar zinciri ve yapılan türlü türlü yanlışlar.
Ben yazarken kahkahalarla güldüm, umarım siz gülmezsiniz.
Keyifli okumalar.
(Şarkı eşliğinde okumak isteyenlere özel bir playist hazırlamadım ama yine de Lana Del Rey dinleyebilirsiniz.)
+++
"O bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti."
-A.H.T.
+++
Her güne farklı bir renk kullanırdı.
Mezuniyet balosuna giderken pembe, sevgilisiyle Londra sokaklarında gezerken mavi, aile yemekleri için beyaz, sinemaya giderken kırmızı, kızkardeşinin düğününe giderken sarı ve benimle çocuk parkında yürüyüş yaparken siyah sürerdi.
Ojelerini cilalanmış tahta bir kutunun içinde saklardı, her bir bölmeye tek bir oje koyardı.
Bana kutusunu ilk gösterdiğinde onunla dalga geçmiştim, onu ciddiye almamıştım. Bana hiç kızmamıştı, anlamadığımı biliyordu ya da hiç anlamayacağımı.
Benim üstüme gelmeyi, bana bağırmayı pek sevmezdi. 11 yıldır sevgilisine bile demediği lafı bırakmamıştı ama bana hiçbir şekilde tek bir laf etmemişti. O zamanlar bunun pek önemli olduğunu düşünmüyordum.
Mavi
"Hayır öyle yapmayacaksın, sağ tarafa koy onu, evet tam oraya, evet." Hanna esnemek için elini kaldırdı, sonra vazgeçip indirdi.
"Sence nasıl oldu Race? Sol tarafa koymalıydık o yastığı, değil mi?" İki tarafa da göz gezdirdim. Kalp şeklindeki büyük yastık iki tarafta da berbat duruyordu ama söylemedim.
"Hayır, böyle iyi, belki biraz sola alsan daha güzel durabilir." Bana bakıp o meşhur ciddi misin bakışını attı ve yatağının üzerine oturdu. Pembe winnie the pooh'lu yatağı odasındaki en eski eşyaydı. 3 yaşında almıştı ve şimdi 18 yaşındaydı. Ama hala eskisi gibi, yeni alınmış gibi duruyordu.
"Tamam sevgili Race, şimdi sen o yuvarlak kıçını yılların bile eskitemediği sandalyeden kaldırıp evine gidiyorsun. Bende Freddie ile buluşmaya gidiyorum." Yataktan kalktı ve makyaj masasının oradaki tahta cilalı kutusundan mavi ojesini çıkarttı.
"Hadi, ne bekliyorsun, çıkarken kapıyı iyice kapat."
Kırmızı
"Nasıl geçti?" diye sordum cevabını bilmek istemediğim halde. Freddie hakkında konuşmaya başlayınca bir daha susmazdı ve bu onun en kötü huylarından sadece birisiydi. Çoğu zaman görmezden gelirdim.
"Güzeldi, gezdik."
"Bu kadar mı?" İnanmayarak onun yanına daha çok yaklaştım. Elindeki aseton kutusunu pamuğa boca etti. Tırnaklarını sertçe silmeye başladı.
"Kavga ettik, Race, ve sonra barıştık. Evet bu kadar. Daha fazla sorun yoksa karşı koltuğa otur." Yanından yavaşça kalktım ve işaret ettiği yere oturdum. Özel alanına işgali hiçbir zaman hoş görmezdi.
"Peki, peki daha fazla soru yok." Hanna beni dinlemeden pamuğu çöpe attı. Kırmızı ojesini çıkardı. Demek sinemaya gidiyorsun, kiminle?
"Sinemaya mı gidiyorsun?" Sesim küçük bir kedi yavrusu kadar ince çıkmıştı. Hanna kızdırmak istediğim son kişiydi.
"Evet, gidiyoruz, beraber. Saat sekizde başlıyor. Kırkbeş dakika var, annemin arabasını al garajdan, anahtar girişteki askılıkta asılı." Ojesini sürmeyi beş saniyeliğine bıraktı ve bana döndü. "Umarım korku filmi seviyorsundur Race, son gittiğimizde sadece sekiz dakika izleyebilmiştin."
YOU ARE READING
i'll try tonight // one-shot
Short StorySonra şöyle düşündüm, o gerçekten muhteşem biriydi ve buraya çok fazla gelmişti.®
