Evin önünde birikmiş insanların sesleri zaman geçtikçe artıyordu. Yattığım eski yatakta yavaşça doğruldum, gıcırtılar için sinirlenecek halim yoktu. Bugün hiçbir şey yapacak halim yoktu aslında. Evin bahçesini gören pencereye doğru ilerlerken gözlerim yeni yeni açılıyordu. Pencereyi açtığımda kafamı hafifçe aşağı doğru eğdim. O anda annemin sevenlerinin ne kadar az olduğunu görmüş oldum. En fazla yirmi kişi gelmişti. Yarısı cenazeye uygun bile giyinmemişti. Başsağlığı dileyip gidecekmiş gibi ellerinde arabalarının anahtarlarıyla bekliyorlardı bahçede. Babam iyi bir tören hazırlamıştı. Bahçe gayet güzel bir hale gelmişti. Bunu annem yaşarken yapsaydı bu onun da hoşuna giderdi. Küçük, sahne sayılabilecek bir platform yapılmıştı. Platformun önüne neredeyse iki düzine sandalye koyulmuştu. Bahçenin bir köşesinde ise genellikle elinde araba anahtarlarını taşıyanların bulunduğu yemek bölümü vardı.
Babam gelen misafirleri karşılamak için bahçenin girişinde duruyordu. Onu yalnız bırakmak istemiyordum. Giyinip yanına, bahçeye gidecektim. Giymem gereken siyah takım elbiseyi dün babamla seçmiştik. Yavaşça indim çürük merdivenleri. İndiğim her basamakta içimi daha kötü bir his kaplıyordu. Heyecanlanıyor ve biraz da korkuyordum. Yanımdan geçen herkes başın sağolsun diyor, acıyan gözlerle izliyordu beni. Babamın yanına geldiğimde birkaç arkadaşıyla konuşuyordu. Belki arkadaşları anlamamıştı ama babamın darmadağan olduğunu anlamak hiç de zor olmamıştı benim için. Babam annemi severdi. Ayrılmak onun fikri değildi zaten. Bunu annem seçmişti. Annem kumar oynardı. Parayı ailesine tercih etmişti. Yine de ayrıldıklarından beri babamdan hiç para almamış. İki sokak ilerideki iyi bir devlet okulunun müdürüydü. Evi küçüktü. Tek başına yaşıyordu. Maaşı ona yeterdi, artardı bile. Ancak oynadığı oyunlar onu zora sokuyordu. Babam onu defalarca uyarmıştı, bu hayattan zararla çıkacağını da söylemişti. Ama annem onu hiç dinlememişti. Sonunda bu hayattan zorla çıkarılması hepimizi mahvetti. O öldürüldü. Sandalyelerin içinde hala boş olanlar vardı. Babam da ben de beklemiyorduk zaten hepsinin dolmasını. Babam platformun üzerine çıkınca insanlar sohbetlerine ara verdiler. Bahçedeki iki büyük ağacın gölgelediği sandalyelere çoktan geçmişlerdi. Platforma yakın olan ilk sıranın ortalarında oturuyordum. Konuşmasına başlamadan onu destekleyen gözlerle süzdüm babamı. Bakışlarımı görmesini istiyordum, onun yanında olduğumu bilmesini.
Babam önce boğazını temizledi. Gergin ve hüzün yüzünü sarmıştı; "Hepinize geldiğiniz için teşekkür etmek istiyorum, böyle bir günde bizi yalnız bırakmadığınız için..." Sesi titriyordu; "Ben Ayça'ya çok bağlıydım. Onu çok severdim. Ona âşıktım. Sırılsıklam âşıktım Ayça'ya." Babam bu sözleri söylerken omuzunda kamera taşıyan adamlarla dolu bir minibüs bahçeye yaklaştı. Eski karısının öldürülmesinin bir açıklaması olmalıydı, en azından basının geliş amacı buydu. Babam konuşmaya devam etti;"Her insan gibi Ayça'nın da yanlışları, hataları vardı. Ancak özünde hayatımda tanıdığım en iyi ikinci insandı o. Oğlum Ege benim her zaman ilkim oldu." Bunu söylerken gözlerini bana dikmiş hafifçe gülümsemişti. Aynısını yaptım. "Ayça' nın öldürülmesi bizi derinden üzdü ve böyle bir şeyi kim yapmış olursa olsun cezasını alacak. Onu asla unutmayacağım. O iyi bir insandı." Cümlelerinin sırası oldukça karışıktı. Gözleri dolmuştu. Platformdan inmeye hazırlanırken yanına koşup, onu evin içine götürdüm. Evin alt katında bahçedeki yemeklerden fazlası vardı. Konuşma bitince çok da kalabalık olmayan kalabalık eve girdi. Her yerde üzerleri dolu kokteyl masaları vardı. Babamla birine çoktan yerleşmiştik. Üç dört dakikada bir insanlar masamıza yaklaşıp acımızı paylaştıklarını söylüyorlardı. Hava almak için bahçeye çıkacaktım ki babam bana seslendi. Sesinden platformdaki üzüntüsünün az da olsa geçtiği anlaşılıyordu. Belki de acımızı gerçekten paylaşıyorlardı. Beni birileriyle tanıştırmak istediğini söyledi. Masamızın yanında kırk yaşlarında bir kadın, aynı yaşlarda bir adam ve benim yaşlarımda bir kız vardı. Sahte bir gülümsemeyle hepsinin elini sıktım. Babam da gülümsemeye çalışıyordu; Bu Güneş Hanım. Annenin üniversiteden arkadaşı. Belki hatırlarsın, küçükken bize gelmişlerdi." Hatırlamıyordum. Sadece gülümsedim ve kafamı memnun oldum der gibi salladım. Konuşmak istemiyordum. Bahçeye çıktım. Babam onlarla konuşmaya devam ediyordu. İyi insanlara benziyorlardı. Birkaç volta attım ıslak çimenin üzerinde. Kızlarını düşündüm. Gerçekten güzeldi. Babamın konuşma yaparken oturduğum sandalyeye oturdum. Biraz izledim o kızı. Sarı saçları ve mavi gözleri vardı. Güzeldi. Gerçekten güzeldi. Bakmaya devam ettim. Birkaç saniye sonra o da bana baktı. Göz göze gelmiştik. Bana gülümsedi. Gerçekten de çok güzeldi.
