Sadece ay ışığının aydınlattığı odada, gecenin kaçı olduğunu bilmediğim bir saatte, yalnızca iki kişinin nefes alıp verişleri sessizliği bozuyordu: Onun ve benim. Ben yatağın sağ tarafına arkam ona dönük vaziyette kıvrılmış, derin nefes alıp vererek uyuyormuş gibi yapıyordum. O, pencerenin önündeki yıpranmış teklide ayaklarını kalorifer peteklerine dayamış oturuyordu ya da arkamı dönmeden önce en son gördüğümde öyleydi. Uyanık olduğumu ve gergin bir şekilde, kesik kesik alıp bıraktığı nefesini duyduğumu bilmiyordu.
Uzun bir süredir sağ tarafımın üzerine yattığım için kolum uyuşmuştu ve benim sol tarafıma dönmem gerekiyordu. Hâlâ uyuyormuşum havası çizerek yavaş bir şekilde, ses çıkarmamaya çabalayarak sol tarafıma döndüm. Elbette üzerinde yatıyor olduğum eski yatak, benim bütün planımı alt üst ederek büyük bir gıcırtıyla sessizliği bozmuş, onun da bakışlarının bana doğru dönmesine sebep olmuştu. Neyse ki ay ışığı yalnızca ona vuruyordu ve o da benim yarı aralık gözlerimi görmüyordu. Tuttuğum nefesimi usulca vererek 'ben derin bir uykudayım' adlı pozisyonumu bulmuştum. Sesini çıkarmadığına göre o da inanmıştı.
Yarı aralık gözlerimi bu sefer tamamen kapatarak dikkatini tekrar toplamasını beklemeye başladım. Ancak planladığım gibi bakışlarını tekrar pencereden dışarıya döndürmemiş, aksine oturduğu yerden uyanmayayım diye yavaşça kalkarak yürümeye başlamıştı. Gözlerimi açamıyordum, bu yüzden de ne yaptığını anlayamıyordum ancak yaklaşan adımlarından bana doğru geldiğini hissedebiliyordum. Saniyeler birbirini kovalarken yatağın sol tarafında bir hareketlenme oldu ve göremesem de yatağa uzandığını fark ettim. Göğsümün altındaki o yumruğum kadar organ da başını almış ve tüm İstanbul'u ayağa kaldırır şekilde atmaya başlamıştı. Bu bana ilk yaklaşması değildi ancak her seferinde kalbimi böyle hızlı attırmayı başarıyordu.
Önce hiçbir erkeğe bu kadar yakışamayacak olan güzel kokusu tüm benliğimi sarmaladı, sonra yüzümü sıcak nefesi yaladı geçti. Sanırım uyuyup uyumadığımı anlamak için yüzünü bana doğru yaklaştırmıştı. Uyuduğuma kanaat getirmiş olacaktı ki saçlarıma yavaşça, yumuşacık bir öpücük bahşetmişti. Bir santim bile uzaklaşmadan saçlarımdan sağ kulağıma doğru kaydırmıştı dudaklarını. Derince verdiği nefesi bu sefer boynumdan dolanarak tüm bedenimi titretmişti. Bu adam bana dokunmasa bile yakabiliyordu beni. O, bir ateşti, yaklaşmayı isteyebileceğim tek ateş.
"Çok masumsun be Kadın!" diye fısıldadı kulağıma. "Tüm alevlerime rağmen bana dayanabilen tek kadınsın. Buna rağmen sana hak ettiğin değeri verememek..."
Kalbim bu sözler üzerine İstanbul'u bırakıp tüm dünyayı hedefine almış gibi daha bir gümbürtüyle atmaya başlamıştı. Bana ilk kez bunları söylüyordu. Gerçi bunları söyleyebilmek için de uyuyor olduğum anı bulmuştu, daha doğrusu uyuduğumu sandığı. Kısa bir süreliğine, sanki aldığı nefes yetmiyormuş gibi derin bir nefes almak için duraklamıştı.
"Her şey için üzgünüm. Ancak daha fazla yanmana sebep olamam." diyerek devam etti.
Bu da ne demekti? Kalbim aniden atmayı bırakmıştı sanki. Sadece hızlı hızlı nefes alıp verişlerim kalmıştı onunkine karışan. Boğazımda bir düğüm oluşmuştu. Hem o fark etmesin diye hem de boğazımda oluşan o koca düğümün acısından yutkunamıyordum. Aldığım nefes yetmemeye başlıyordu. Göz kapaklarım yeşillerimi örtse de gözlerimin dolduğunu hissedebiliyordum. Kirpik çizgilerimi çok ufak yaşlar izleyerek yanağıma usulca çarptılar ve yastıkta yerlerini buldular. Gidecekti. O gidecekti ve ben hiçbir şey yapamıyordum. Gözlerimi dahi açamıyordum ki ses çıkarayım. Bedenim kitlenmişti sanki ve beynim deli gibi istese de bedenime komut veremiyordu.
İki eliyle yataktan destek alarak uzaklaşmıştı. Yatağın etrafından geçerek benim yattığım tarafa, hemen arkama doğru ses çıkarmamaya çalışarak geldi ve tekrar saçlarıma bir öpücük bırakmıştı. Üstümün iyice örtüldüğünden emin oldu ve kulağıma tek bir şey fısıldadı: Hoşçakal...
YOU ARE READING
Gece Gözlü Adam
Teen FictionSen gece gözlü adamsın, Gönlüme bahar havalarını bırakansın.
