Leyla Tunalı, özel bir opera ve bale salonunun baş sopranosuydu ve bir gece, kariyerinin zirvesini gördü. İki yıldır sürdürdüğü, ciddi olduğunu düşündüğü ilişkisi aynı gecede kuruyan bir gülün yaprakları gibi ihanetle darmadağın oldu.
Leyla tanık o...
Hikayenin başladığı yer, geldiği yerden çok farklıydı.
Ben dört yüz kişilik bir opera salonunun kalbinde, aryalarını göğe yükselten ve en yüksek notalara zorlanmadan çıkan bir lirik sopranoydum. Sanat dünyası sesimi tanırdı, insanlar yüzümü tanırdı, müzisyenler sanatıma değer verirdi.
Ama onun neredeyse karaya çalan kahve gözleri, daha önce hiç anlaşılmadığımı fark ettirir gibi bakıyordu gözlerime. Ben, birini sevmiştim, ihaneti görmüştüm ve bunca zaman bana sevgiyle dokunuluyor sanmıştım.
Onun dokunuşunun yanında hiçbir şeymiş, yirmi sekiz yılımın gördükleri.
Birine güvenebileceğime dair inancım, onun benim hayatımı kurtardığı gece yok olmuştu.
Ama şimdi, o vardı. Bana bir gün, eğer bir şeyi isterse, alana dek peşini bırakmayacağını, sonuna dek onun için savaşacağını söylemişti. Güvenimi istemişti, peşini bırakmamıştı, onun için savaşmıştı ve almak üzereydi.
"Çok yürüdüm Leyla," dedi yorgun bir sesle. "Dağ tepe yürüdüm, nehirler gördüm, denizler gördüm, çiçekler gördüm, kuşlar gördüm." Parmağının tersi ile kirpiklerimi okşadı, ardından parmağı yanağıma doğru kaydı. Tenimi bir kuşun narin tüylerini, onu ürkütmemeye çalışarak okşar gibi şefkatle okşadı. "Ama kirpiklerine güneş vurdu ya bu sabah, ben hiçbir şey görmemişim bu zamana kadar. Kapkara saçlarına ay ışığı düştü ya, ben renk körüymüşüm bunca zaman." Elini usulca indirdi, göğsümün sol tarafına koyduğunda kalbim o kadar hızlı atıyordu ki hissetmemesi imkânsızdı. "Şu kalbinin sesini duydum ya, hiçbir kuşun şarkısını işitmemişim ömrümün bu demine kadar."
Bir savaşın ortasındaydık.
O savaştan yorulmuş bir askerdi ve savaş meydanlarında kuşlar uçmazdı, oralardan kervan geçmezdi, aşıklar buluşmaz, hayvanlar bombaların açtığı çukurlara dolan suyu içmezdi. Biz bir savaş meydanının ortasında, gül büyütmeye çalışıyorduk.
"Bir kuş avladın," dedim, sesim boğulur gibi çıkmıştı.
Yavuz dikeninden başka bir şey kalmayan gül fidesine onu yaşatmak için dokunan tendi. Dokundukça dikene batan, battıkça kanayan.
"Göğüs kafesimde yaşasın diye."
Ben o gül fidesinin dikeniydim.
Ten batan diken.
Yavuz Selim Aladağ'ın ona acı çektirerek dahi olsa dallarının ucunda yeniden çiçek açtıracağını bilen, diken.
🪽
YAVUZ SELİM ALADAĞ & LEYLA TUNALI
🪽
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
UYARI: Kitap şiddet, küfür, ileri seviye cinsel içerik, sigara ve alkol kullanımı içermektedir. Bu unsurlardan etkilenenlerin ve 18 yaşından küçüklerin okuması tavsiye edilmez. Bu kitap, GÜLPEMBE'den tanıdığınız Jandarma Yüzbaşı Yavuz Selim Aladağ'ın hikayesidir ancak bu kitaba başlarken GÜLPEMBE'yi okumanız şart değildir. Kitaplar bağımsızdır.
Kitaplarımla ilgili detaylı bilgi almak, yeni bölüm alıntılarına ulaşmak ve sorularınız için Instagram'dan beni takip edebilir, Whatsapp kanalımıza katılabilirsiniz, yeni bir dünyaya hoş geldiniz!