Onu ilk kez, amcamın düğününde görmüştüm. Tam karşımda, amcamın eşinin arkasında, yüzükleri taşıyordu. Kusursuz yüzünü izledim bir süre. Sonra başını kaldırıp bana baktı. Okyanuslarına kapıldığımı hissettim. Çok geçmeden, bakışlarımı ayırmak zorunda kalmıştım.
Ben ve üç arkadasım -Jamy, Abigail,Jasmine- bisikletlerimizi durdurduk ve evimizin önündeki bahçeye oturduk. Oyun tartışması çıkmıştı bile. "Ben ve Jamy anne ve baba olalım ve sizde çocuklarımız olun." dedi Jasmine. "Bence, Harry ve ben anne ve baba olalım, siz çocuklarımız olun." dedi Abigail.
"Bir fikrim var." diye atıldım. "Ben ve Jamy, baba olalım ve sizde çocuklarımız olun."
"Eşcinsel misin?" dedi Jamy. "Evet òyle baksana." dedi Abigail'de. "Biz eşcinselleri sevmeyiz. Hadi gidelim." dedi Jamy bacağıma vurarak.
Uzun süre bunları düşündüm. Ailemle her kiliseye gidişimizde, rahip eşcinsellerin öldükten sonra cehenneme gideceğini ve Tanrı'nın onları sevmediğini sòylüyordu. Peki Tanrı, bizi sevmiyorsa neden yarattı?
Cehennem günahkarlar için değil miydi?
Okula gittiğimde, Abigail ve onun havalı arkadaşları, beni okul girişinde görür görmez, "Harry, erkeklerden hoşlanıyor!" diye bağırmaya başladı. Hatta içlerinden en sürtük olanı, "Çok yakışıklısın, öpüşelim mi?" dedi dudaklarını büzerek. Yüzümü buruşturup, sınıfıma yöneldim.
Louis ile sürekli birlikteydik. Onun elini tutmak, onu öpmek beni mutlu ediyordu. Onunla olmak farklı bir histi. Ona delilercesine aşıktım. Ama okul baskısı beni mahvediyordu. Umursamamaya çalıştım.
Sustum. Kimseyle konuşamadım.
Annem ve babamın konuşmaları ise beni daha fazla öldürüyordu.
"Karşı eve eşcinsel bir çift taşınmış." dedi babam, kendine kahve doldururken. "Emin misin?" dedi annem. "Evet. Arabalarında gökkuşağı bayrağı vardı. Ve adam, adamın beline kolu atıp onu öptü. İğrenç."diye cevapladı suratını buruşturarak.
"O yolu kullanmanızı istemiyorum. Diğer yoldan gideceksinin okula." diye ekledi kız kardeşim Gemma ve bana bakarken. "Ama o yol iki kat uzun." diye itiraz ettim. "Umrumda değil. O yoldan gideceksiniz."
Sesimi çıkarmadan yemeğimi yemeye devam ettim. "Tiyatro çalışmaları nasıl gidiyor?" diye sordu annem, çorbaları doldururken. "Gayet iyi. Romeo ve Juliet üzerine çalışıyoruz. Romeo'nun aslında Julio diye bir adama aşık olduğunu,fakat Juliet olarak başrolü değiştirdiğini biliyor muydun?" "Bunu sana kim söyledi?" diye sordu tekrar babam. "Tiyatro öğretmenimiz."
"Peki futbol takımı seçmeleri ne oldu?" "Ben.. Geçemedim." "Futbol kursu için verdiğim para boşa gitti yani. Mükemmel(!)."
Çok zaman geçmeden odama çıktım.
Repliklerimi alıp camın önüne oturdum. Bir süre ezberlemek amacıyla okudum, fakat telefonunun bildirim sesleri bana hiç yardımcı olmuyordu. Telefonumu elime aldım ve mesajlara baktım. Her biri küfür ve hakaret barındıran mesajlardı. Telefonunu tekrar yatağa attım ve camın önüne oturdum. Ama halen durmuyordu bildirim sesleri. Tekrar elime aldım ve mesajlara göz attım. Gözlerim dolmuştu. Telefonumu kapattım ve yattım.
👽👽👽👽👽👽👽👽👽👽👽👽
Ertesi gün sabah, okula erken gittim. Çünkü Louis ile tiyatro salonunda buluşacaktık. Tiyatro salonunda, sahnenin önünde beni bekliyordu. Hızlı adımlarla yanına ilerledim. Onu öpmeye eğildiğimde, bir adım geriledi. "B-bunu yapamayız." "Neden? Seninde benden hoşlandığını sanıyordum." "Hoşlanıyor-dum. Kuzenim her şeyi öğrendi ve aileme söylemekle tehdit ediyor." "Peki. Seni son kez öpebilir miyim?" Tam onu öpecekken benden uzaklaştı. "Bunu yapmanı istemiyorum. Senden nefret ediyorum Harry. Bana sürekli dokunmaya çalışıyor." dedi tiyatro girişine bakarken. O tarafa döndüğümde, Abigail ve iğrenç arkadaşlarını gördüm. "Yakalayın onu!" diye bağırdı. Can havliyle çantamı bırakıp koşmaya başladım. Spor salonuna girdiğimde bir çok kişi salondaydı. "Demek kuzeni mi ayartan çocuk sensin." dedi ve üzerime yürüdü Liam -hemsworth-. Ayağımın takılan çelmeyle birlikte yere kapaklandım. Yüzüme yediğim bir kaç yumruk sonrasında, tek hatırladığım şey, Abigail'in alnıma siyah kalemle bir şeyler yazmasıydı.
😓😓😓😓😓😓😓😓😓😓😓😓
Eve döndüğümde babam telefonda birisiyle konuşuyordu. Bana doğru dönen Gemma'ya sus işareti yaptım ve yavaş adımlarla merdivene ilerledim. Ama annem fark etmişti. "Tatlım.. Ne oldu sana?" Merdivene oturdum. "Sana bunu kim yaptı?" dedi babam. Sesimi çıkarmadım. Ağlamaya devam ettim sadece. "Sana bunu kimin yaptığını sordum Harol Edward Milward Styles!" "Abigail, Liam, Jasmine"
"Yarın dövüş kursuna başlıyorsun. Şimdi çık ve temizlen." Odama yöneldim ve yatağına yattım. Telefondan ve bilgisayarımdan sürekli bildirim sesleri geliyordu. Binlerce hakaret mesajı atmışlardı. Telefonumu kapattım. Ve bilgisayarımıda. Merdivenlere indim ve annemle babamın göremeyeceği şekilde oturdum. Hala kavga ediyorlardı. "Onu şımartıyorsun!" diye bağırdı anneme babam. "Onu şimarttığım falan yok!" "Ona ceza vermeme izin bile vermedin! Bu evde bir homoseksüelin yetişmesine izin veremem! Onun yüzünden Gemma da zarar görecek! " "Taşınalım o zaman." dedi annem. "Taşınalım. Tamam ama, gittiğimiz yerde de aynısı olacak." sessizce banyoya çıktım. Benden nefret eden insanların dediklerini yapacaktım. Ağlayarak banyonun kapısını kilitledim ve aynanın karşısına geçtim. Alnımdaki yazıyı temizlerken, göz yaşlarımı durdurmaya çalışıyordum. Ama hiç başarılı değıldim. Alnımı temizlediğimde, küveti doldurmak için musluğu açtım. Sonra banyo dolaplarını karıştırmaya başladım. Hayatımı sonlandıracak oldukça fazla ilaç vardı. Ama en acıyı verecek olanı seçtim. Yani jileti. Buz gibi su ile dolu küvetin içine oturdum. Gemma, ailem ya da Louis benim yüzünden zarar görmeyecekti artık. Jileti koluna değdirdim ve yavaşça damarımın üzerinde hareket ettirdim. Mutluydum o an. Kimse zarar veremeyecekti artık. Tanrı beni yanına alıyordu. O da sadece sevgiye ihtiyacım olduğunu biliyordu.
"Sadece sevgiye ihtiyacım var.." diye fısıldadım gözlerim kapanırken...
Sea. İşte one-shotımız. Umarım beğenirsiniz. Yorum ve voteyi unutmayın!!
KAMU SEDANG MEMBACA
I Need Just Love|Larry Stylinson One-shot
Fiksi PenggemarDünya tersine döndü ve Harry, Louis'e aşık oldu. Not:Dünya tersine dönerse adlı LGBT kısa filmden uyarlamadır. #one-shot #fanfiction
