"Hayat adlı bilmecenin soru işaretine, 'ama'ların bürüdüğü cümlelerin üç noktasına, gülümsemesinin kıvrımına ve başına taktığı kurdelenin fiyonguna sıkışmış genç bir kız yürüyordu sokakta. Elleri krem rengi trençkotunun içinde, soğuk hava burnunu ısırırken topuklu ayakkabılarından gözünü ayırmadan, tüm varoluşuna karşın yokmuş gibi yürüyordu yalnızca. Bir sokak ağzını daha geçmek üzere aynı adımlarla ilerlerken kırmızı ayakkabılarının önünde klasik bir erkek ayakkabısı belirdi aniden. Yere düşmemek için sıkıca tutunmuştu fark etmeden lacivert takımlı adama.
İşte buna benzer bir tevafukla başlamıştı hikayeleri... Gündelik sıradanlıkların arasında hayatlarını değiştirecek bir tevafuk... Nereden bilebilirdi ki ince kravatlı bu adamda bir şeyler bulabileceğini?
Ne kız yolda yürüyordu, ne de adam karşısına çıkıyordu bu sokakta. Ama yaşamını soyutluğa aktaracak olsa böyle düşünürdü genç kız. Aynen böyle, neşeli kıyafetlerine nazaran hüzünlü bir şekilde hayatta adımlarken genç adam hiç ummadığı bir anda karşısına çıkmıştı. Ve fark etmeden, belkide düşmekten korkarcasına sıkı sıkı sarmıştı adamın kollarını. Bırakmamacasına...
Fakat ne olursa olsun genç kız içindeki hüznün katlarcası kadar büyük bir kalp taşıyordu sol yanında. Sevgisinden ve neşesinden bol değildi hüzün... Küçük kuytu köşelere saklanıp, bazen gün yüzüne çıkardı...
Kaç yaşında olursa olsun saklambaç oynamaya ve çizgi film izlemeye bayılıyordu! Grip olduğunda küçük burnu silinmekten kızardığında bile sinirlenmez, kendi haline gülerdi mesela. Ve anı yaşardı! Bir sonraki cümlesini nasıl bitireceğini düşünmez; o an ünlemse ünlem, noktaysa nokta koyardı! Gerçi bu başına biraz iş açmış olabilir. :)"
Ve boğazını temizleyerek sözüne devam etti yazar:
"Neyse, ben lafı daha fazla uzatmayayım da, sizi bu iki gencin hikayeleriyle baş başa bırakayım. Hoşçakalııııııınnnn!!!!"
Küçük bir alıntı:
Artık Eylül'ün sabrı taşmaya başlıyordu. Küçüklüğünden beri övüldüğü her konuda yeriliyordu bugün. Oysa o nasıl duygularla hazırlanmıştı. Babaannesinin işkencesi bitince soluğu banyoda almış, gerilen kaslarını sıcak suda rahatlatmıştı. Tatlı aromalı kokusunu ardında estirerek boy aynasının karşısına dikildiğinde yüreği küçük bir kuş gibi çırpınıyordu. Heyecan deryasının yeşil sularında kürek çekerken endişe rüzgarlarıyla gemisi alabora oluyordu. İçinde tarifi imkansız fırtınalar eserken yapabildiği yalnızca parmak uçlarını kırmızı elbisesinin göğüs kısmının üzerinde kalan saydam taşlarda gezdirmekti. O an annesine gidip gözyaşları arasında sımsıkı sarılmak istemişti fakat koca bir yalanla dansa kalkmışken sahneyi terk edemezdi. Elbisesinin ince belini sarmalayışında avutmuştu kendini genç kız. Kemik beyazı boynuna parfümünden iki fıs sıkarken ve kulaklarına zarif küpelerini takarken aynadaki aksiyle göz göze gelmişti birkaç kez. Lakin hemen gözlerini kaçırışındaki inkar, korku adlı bir canavarı dünyaya getirmişti. Saçları yapay bukleleri taşıyamaz olmuştu. En nihayetinde vizon rengi parlak babetinin önündeki koca fiyonk şirince gülümsetebilmişti Eylül'ü. Odadan ayrılmadan evvel son kez aynada kendini süzerken kaçıramamıştı gözlerini. Kalbi teklemişti o an. Halk arasında 'eşek gözlü' diye tabir edilen iri gözleri ne olursa olsun sevimliliğini kaybetmemiş yalnızca bir tutam hüzün karası çalınmıştı kahve gözbebeklerine. Birkaç dakika boyunca süren bu bakışmada küçük bir kızın hayalleri esir düşmüştü. Karanlık zindanın ücra bir köşesinde kirli duvarın soğukluğu etlerini kıstırırken tek notalık bir ses yeniden umut olmuştu ona. Eylül hızla telefonunu eline alıp gelen mesajı okudu.
-B.B. YAVUZ
NOT: Tamamen kendine özgü olan bu eser, her şeyiyle biricik yazarına aittir. Emeğe ve edebiyata saygı sonsuz dileğimdir... Tüm telif hakları bana aittir.
YOU ARE READING
Bay Kravat İle Bayan Fiyonk
HumorKaradeniz'in hırçın dalgalarıyla Marmara'ya savrulmuş iki insanın karşılaşmaları sonucu oluşan bu ani ilişki beraberinde meydana gelen olaylar sizleri yutabilir, yuvarlayabilir, fark etmeden çiğneyip öğütebilir! Dikkat dikkat! Şu karşıdan zarif zar...
