İnsanlar vardır. Siz bir deseniz, aslında on olduğunu evet deseniz hayır olduğunu anlarlar tek bakışla. İnsanlar vardır. Biri on, eveti hayır yaparlar. İnsanlar vardır. Sonsuzluğa sınır koyup, varlığı yoklukla bir tutarlar.
Gökyüzü nefretini yayıyordu yeryüzüne. Güneş dahi geçici hükümdarlığından vazgeçip teslim etmişti tahtını Ay'a. Hayat bile, geçip gidiyordu gözlerinin önünde ve ruh, elden kayıp yok olmaya hazırlanıyordu.
Kız sürekli karalıyordu bir şeyleri defterine. Ya da defterlerine mi demeli? Ardında bıraktığı onlarca kağıtla gitti çocuk. Ve kız, her bir gününü ayırdı o kağıtlara. Çocuğun yere atıp dağıttığı kağıtlar, günleri oldu kızın.
Ve içinden etti yeminini kendine. "Bu kağıtlar bittiğinde bende biterim." Yalandı. Hemde baştan aşağı. Zaten bitmişti kız. Gökkuşağından ruhu, balık pullarından gözleri, ve pastel boyadan oluşan bedeni, karanlıktı artık. Siyah...
En sevdiği renkiti. Belki de en nefret ettiği. Sonuç ise basitti. Sevsin ya da sevmesin, onu yok eden renkti siyah.
İçinde kopan son çığlığa kulak verdi kız. Zihninde yankılanan seslenişlere, anılarının denizinde bir kağıt gemiden farksız halde yüzen o çocuğun resmine dikti gözlerini.
Hatıralar çarptıkça zihnine, yanıp bitti kız içten içe. Vurdukça acı ruhuna, sessizleşti kız. Bir daha konuşmak istemedi.
Ağzından çıkan son kelime "Şubat." olmuştu o gece. Hayatını mahfeden, ya da yeni baştan yazan.
YOU ARE READING
ŞUBAT
Teen FictionHer mevsim bir şey hatırlatır. Mevsimler kiminin hayatı olur, kiminin adı, kiminin ise sonu. Peki "Son" ile "Başlangıç" aslında aynı mıdır? Yoksa bir kanca ile bağlı mıdır zaman içinde birbirine. Yarın var mıdır? Ya da geçmiş hükmeder mi geleceğe bi...
