İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

1. BÖLÜM

1.3K 57 21
                                        

Uyarı: Bu hikâyede küfürden sakınılmayacaktır.

Sükunet dilime dikenli tel misali dolaşmış, içime doğru yararak ilerlerken, dibe yaklaştığı her saniye iç organlarımı keskin jiletleriyle acımasızca paramparça ediyordu. Ve ben, bu durum karşısında ellerim kollarım bağlı kalmaya hüküm sürülmüştüm.

Dışarıdan sessiz görünebilirdim; ama içimdeki zifiri karanlık asla susmuyor, her an zikrediyordu. İçerideki kontrol bile bende değildi. Ondaydı.

Bakışlarım donuktu, ruhum gibi. Niye bulunduğumu bile bilmediğim bu yerde kafamı yana eğip daha hızlı sallanmaya başladım. Soğuktu, ürkütücüydü. Ve yalnız değildim. Kasvetli odada siyaha bürünmüş insanların ürkütücü gözleri bir saniye bile üzerimden ayrılmıyor, kollarımı tutan sert ellerini unutamıyordum.

Her nefes alışımda korku iliklerime işliyor, dışarıya buharlar halinde yayılıyordu. Karanlık beni aldatıcı gülümsemesiyle, elinde şekerle beklerden ona boyun mu eğmeliydim?

''Korkuyorum.''

Küçük, saklandığı yerden titrek nefesiyle bir solukta söylemişti kelimesini. Nemli gözlerini kırpıştırarak benden yardım dilendi. Onun ipek saçlarını okşayarak teselli etmeyi o kadar çok isterdim ki, kendine bile yararı olmayan biri bunu nasıl başaracaktı? O anda otomatik çelik kapı kilit sesiyle beraber açıldı ve Küçük saklandığı yerde daha da büzüştü.

Kaliteli siyah rugan ayakkabının çıkartığı ses odanın içinde yankılanırken, gölgelerin içinden çıkarak yakınıma gelen, yüzünü tam göremediğim adam elini uzattı. Beklenmedik bu hareketten dolayı irkilerek geriye doğru kaçtım.

''Kaçmakta neyin nesi kaltak?''

Şeytan kaldığı yerden devam ederken adam beni bir süre süzdükten sonra arkasındaki siyaha bürünmüş adamlara dönerek ağır ağır yürüdü. Önlerinde durduğunda beklemediğim bir şey yaptı. Ürkütücü sesiyle bağırdı.

''Bir daha hanımefendiye zarar verdiğinizi duyarsam, dünya üzerinden iziniz silinir.''

Sözü bittiği anda içimde bir şey tetiklendi ve benliğime hakim olamayarak içimde tutsak olan çığlıkları serbest bıraktım. Ellerim saçlarımı çekiştirirken çığlıklarım havaya eşlik ediyordu. Beynimin içine mıhlar saplanmakla kalmıyor benliğimi yararak ilerliyordu. İrislerim büyüyüp kafam göğe doğru bakınca Şeytan kahkahalarla gülmeye başladı. Bu acınası halimde sadist bir zevk aldığını biliyordum.

Ardı ardına kesilmez yakarışlarım müthiş bir acıyla sarsılırken, yüzlerini göremediğim onlarca adam yanı başıma toplanmış duruyorlardı. O cızırdayan ışıkta neydi?

''Bana bu deliyi eğiteceğimi söyleme Andrew.''

Gözlerim karanlığa teslim olmadan evvel daha önce duymadığım erkeksi ses söylemişti bunu. Son sözü her zamanki gibi Şeytan seyircilere sundu.

''Umarım ölürsün pislik!''

***

''İşe yaramayan gözlerini aç gerizekalı! Kalk ve nerede olduğuna bak!''

Küçük'ün ninni mırıldanan sesi ve Şeytan'ın ciyaklamaları sayesinde benliğim hayata giriş kapısından adımını attı. İlk algıladığım şey tepemdeki kör edebilecek bembeyaz ışıktı. Elimi gözlerime siper edip yattığım yataktan doğruldum. Lanet adamlar beni elektro şok cihazıyla mı vurmuşlardı, Tanrım! Tek tesellim kıyafetlerim üzerimde olmasıydı.

"Üstündeki paçavralar olmasa ne olacak? Her türlü göz zevkimi bozuyorsun ucube!"

Üryan ayaklarımı soğuk zeminle buluşturup yataktan kalktım. Bulunduğum yer küçük bir odaydı; ne camı vardı ne de havalandırması. Griyle kaplanmış odanın içinde bir adet masa ve sandalye, bir tane de tek kişilik yatak bulunuyordu. Hapishaneye geldim de, benim mi haberim yoktu?

''Hapishane mi? Neden buradayız? Evey, sen kötü birisi değilsin ki...''

''Kes sesini zavallı. Evey, tatlım, beni dinle, sen kötü bir sürtüksün!''

Küçük, Şeytan'ın küfür etmesinden hoşlanmıyordu. Köşesine geçip ellerini kulaklarına bastırarak yere çöktü. Şeytan alıştığım iğrenç kahkahasını atarken adım atmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü duvara sabitlenmiş olan bir pranga bileğimde göz kırpıyordu. Lanet olsun!

Prangaya boş bakışlar atarken mekanik kilit sesi odanın içinde çınladı. Bir saniye içinde kapı açılmış ve içeriye tanımadığım bir adam girmişti. Arkasını döndüğünde arka profilini süzdüm. Siyah asker botu, bej kargo pantolonun üzerinde parlarken biraz daha üstüne çıkıp sıkı kalçasında takılı kaldım.

''Sen tam bir kaltaksın! İyi bak, iyi bak. Cehennemde yanacaksın!''

Yanaklarım kızarırken bakışlarımı kaçırarak kafamı önüme eğdim. Saniyeler sonra adım sesleri yaklaşırken boğazım yanıyordu. Dilimin ucuna gelen çığlıkları özgür bırakmak istiyordu meyyit ruhum. Ama bunu yapmamam lazımdı, hayır, yapmayacaktım. Zorlanarak aldığım soluklar kesikleşmeye başladığında bu iyi bir haber değildi.

Sessizlik bir çığ misali üzerime yıkıldığı dakikalarda, korku ve heyecanın arasındaki tehlikeli dans devam ederken merak dayanamadı ve gün yüzüne çıktı.

''Siz kimsiniz ve benden ne istiyorsunuz?'' diye sordum, titrek çıkan sesimi hakim olamayarak.

Kafamı kaldırdığım an, yeni çıkan kirli sakallı sert çehresinde yüzünü sarmalayan boş gözlerle çarpıştım. Kaşlarının gölgesinde yaşayan koyu mavi gözlerini üzerime dikmiş, öylece bakıyordu. Ayaklarının üzerinde dimdik durmuş, ne bir tepki ne bir kelime, hiçbiri yoktu. Kalın dudakları düz bir çizgi halinde yerinde taht kurmuşken bir cevap bekledim. O da yoktu.

Aniden açılan kapı sayesinde yerimde zıplarken zincir sesi beynimde patladı. İçeriye siyah takım elbiseli bir adam girmiş, otoriter sahibi olduğu her halinden anlaşılan orta yaşlı kel adamın hükmedici bir tavrı vardı. Lanet olası yerde iradem dışında tutuluyordum ve bu adamlarını hayatım boyunca bir kere bile görmemiştim. Neler dönüyordu böyle!

''Daha yeni mi aklına geldi tatlım?''

''Kes sesini!''

Şeytan'a dair söylediğim kelimeler odanın içinde yankılanırken yaptığım hatayı yeni fark etmiştim. Gözlerimi kapatarak yüzümü buruşturdum.

''Bir şey mi dediniz?''

Bu sesi tanımıştım. Kel, bana el uzatan adamdı. Sahte gelen samimiyetiyle sormuş, saniyeler içinde yanıma gelmişti. Tedirgin gözlerle yaptığı her hareketini elimde olmadan inceliyordum. Omzuma giden elini gördüğümde hızlıca geriye doğru gittim. Hava da kalan eline bakıp yumruk yaptı ve geri indirdi.

''Sadece burada neden bulunduğuma dair mantıklı bir cevap istiyorum.'' Ayağımı sallayıp zincirin ses çıkarmasını sağladım. ''Ve bunun.''

Hissettiğim korku sesime yansırken dik durmak için çaba sarf etmek zordu.

''Evey Deitrich. 5 Kasım 1994 tarihinde gece yarısını beş dakikayı yirmi bir saniye geçe Northwestern Memorial Hastane'sinde, Chicago'da doğdun. Seninle ilgilenen hemşirenin adı Maggie LaBeouf idi; şu an Graceland mezarlığında derin bir uyku çekiyor. Belinde aya benzeyen doğum leken var. Annenin adı Mia ve profesör babanın adı da Dwayne. Yaşadığın ev iki kat-''

Küçük, her cümle de gözleri büyürken tedirginlikle bana baktı. Şeytan bile kaşlarını kaldırmış sessizce dinliyordu. Bu, bu çok fazlaydı.

"Siz kimsiniz ve bunları nereden biliyorsunuz!"

Kafayı sıyıracaktım!

"Ben oyum, buyum, şuyum ne fark eder ki? Seninle ilgili her şeyi biliyorum Evey..."

İçimde zincirlenmiş duygular şaha kalkıp içerisini yerle bir ettiğinde onları daha fazla tutamazdım. 

HAHA!Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin