Sessizlik ve karanlık yavaşça kollarını geceden çekerken sabahın erken saatlerinde gözlerimi açtım. Önceki geceden üstüme sinmiş bir miktar sigara kokusu ile yüzümü buruşturdum.
Ben sigara içmem.
Küfür mırıldanarak üstümdeki ince pikeyi yer ile buluşturdum ve yattığım yatağa lanet savurup yerimden kalktım. Ne zaman yabancı bir yatakta uyusam -ki uyuyamıyorum- rahat edemiyordum. Masamın üstündeki telefonu açık olması umudu ile yerinden aldım.
05:26
Adımlarımı merdivenden aşağıya yönelttim ve mutfağa geçip buzdolabını açıp üzüm suyu, su çıkardım. bardağın 3/4'üne üzüm geri kalana su doldurdum. Hazır içecekleri genellikle fazla şekerli buluyordum.
Tekrar odama yürüyüp balkona çıktım ve evden babama zorla getirttiğim ve sadece benim oturabileceğim tekli koltuğa oturdum. Böyleydim işte; biraz kuralcı, takıntılı ve sorumsuz bir insan. Ailem belli bir sınıra kadar saygı duysa da içten içe beni kınadıklarını anlamak zor değildi.
İnsanlar -özellikle benim yaşıtlarım- aileleri ile yazlığa gitmeyi ne kadar zevkli ve eğlenceli buluyorlarsa bende o kadar sıkıcı ve gereksiz buluyordum sanırım. Sonuçta bir kaç aylığına da olsa evimi, odamı ama en önemlisi yatağımı ve arkadaşlarımı bırakıp geliyordum buraya.
Ahh... yatağımı ve Gözde'yi özledim.
O anda balkona koymuş olduğum 2 büyük 1 orta boy ve 1 küçük valizlerimi fark ettim. Onları neden balkonun ormanlığa bakan kısmına atmadığımı düşündüm ya da daha insancıl olarak iç içe koymadığımı...
Cevabı sende biliyorsun ki İğde... sen böyle şeylerle uğraşmazsın.
Sanırım fazlasıyla haklısın ruh sesim. şimdi siz soracaksınız ruh ses ne. Her insanın içinde bir yerlerde özü yaşardı yani ruhu, bu ruhu bulmak inanın ki kolay olmaz çünkü bu bir nevi özünüzü bulmak gibi. Sizi bazı kararlar alırken sizi sizden çok düşünen bir yanınız olur,o her zaman vardır. Belkide umutlarımızı sulayan odur. Bana güvenmeyin siz verdiğim sözleri pek tutmam ben, söz de fazla vermem zaten ama...
Yani iç sesim beni eleştirip saçma ve gereksiz öğütler verirken ruh sesim bana yardım eder gerekirse benim yerime düşünüp benim yerime yaşardı hayatı.
Benim hayatımı.
Gel gelelim 2 büyük olana kıyafet, orta olana ayakkabı ve makyaj malzemesi, takı toka, küçük olana okumak için getirdiğim kitaplar, tablet, bilgisayar ve telefon kılıflarımı koymuş olduğum valizlere, iki seçenek arasında kalıp üçüncü bir seçenek ürettim ve ayağımla iterek balkonun diğer köşesine yolladım. Şimdi üşengecim felan belki ama kıyafet ve diğer eşyalarım konusunda aşırı derecede hassasımdır. Mesela kıyafetlerimi asla paylaşmam ve hiçbirini katlamam tek tek askılığa asarım. -iç çamaşır dışında- kıyafetlerle ilgilenen hizmetçileri her zaman benim seçmiş olduğum belirli bir deterjan ve yumuşatıcı dışında yıkatılmaması için uyarırım. Haftada en az bir kere de olsa alışverişe çıkmak benim için zorunludur.
Şimdi gözünüzde her ne kadar tasarrufsuz ve doyumsuz bir insan imajı yaratsamda aslında o kadar doyumsuz değilimdir. Mesela bana küçük gelen veya aldıktan sonra beğenmediğim kıyafetleri eskimiş olmaması şartı ile yardım kuruluşlarına veririm ve bunu sık bir şekilde yaparım. Ailemin haberi yok ama söylemeye de fazla gerek duymadım açıkçası. Muhtaç olan insanlara yardım ederken bunu gazeteye bile haber verenler var. Bazı insanlar artık yardımları içinden geldiği için değilde toplumda biraz güven kazanmak için yapıyorlar. Bu yargıyı hiçbir zaman desteklemediğim için bende kendi ismin ile yapmıyordum bağışları. Zaten soy ismimi versem direk manşet olurdum.
YOU ARE READING
SON KIŞ
Teen Fiction- İsteksizce birkaç parça hayat daha döküldü ellerimden, senin ellerinden sıkıca tuttum. Eksilenler önemsizdi, ama sen gitseydin o gün benden, ne bu ellere bir daha hayat gelir ne de bu ellerden bir daha hayat dökülürdü.
