Merhabalar!
Sıfırdan düzenlemiştim Atlas Mavisi'ni... Birçok şey değişti aslında... O sebeple en baştan okumak isteyenler için bölüm bölüm yeniden ekleyeceğim.
İyi okumalar şimdiden!
***
Bazı insanların iki farklı hayatı vardır; herkesin görmesine izin verdiği ışıltılı maskesini kendisine siper ederken yaşadığı o mükemmel hayatı ve maskesinin ardındaki yıkık dökük virane... Ve hiç kimse o viraneyi göstermeye cesaret edemez, çünkü bir insana en küçük yaranızı gösterdiğinizde ilk yapacağı şey o yarayı deşmek ve iyileşmesine dair son umut kırıntılarınızı da yok ederek tüm ihtimalleri elinizden almak olacaktır. Tam da bu yüzden, saklanmak gerektir işte... Maskenin ardında kimsenin ulaşamayacağı o karanlık köşeye gizli ruhu korumak için, saklanmak gerekir.
Benim için dizayn edilen düzeni değiştirmek için uğraşmıyordum, varlığımı ve bulunduğum yeri sorgulamıyordum. Sadece derinlere sakladığım ruhumu korumak istiyordum. Biraz nefes almak ve her zaman muhteşem görünmem gerektiğini söylemekten bir an olsun vazgeçmeyen insanlardan uzaklaşıp bana ağlarken ne kadar çirkin olduğumu söyleyecek gerçek sözcükler aramam suç mu? Rüzgârın tenimde bıraktığı özgürlüğü hissederken birinin bana saçım ve makyajımın bu rahatlıktan kötü etkileneceğini söylemesini istemiyordum, beni dağınık saçlarım ve makyajdan oluşan maskem olmadan kabullenecek insanlar arıyordum. Mesela motoruma atlayıp dünyanın diğer ucuna kadar savrulmak, dinleneceğim durakları kendim belirlemek, tüm benliğimle özgürleşmek istiyordum. Yüzümdeki tek makyajım, gülümsediğimde yanağımda beliren gamzelerim olsun istiyordum. Belime kadar uzanan saçlarımı pahalı taçlar değil, yalnızca güneş ışıkları parlatsın istiyordum. Ama tek yapabildiğim karanlıktan ve sigara dumanından kimsenin birbirini göremediği, görse de kafası güzel olduğu için tanımadığı bu küçük yerde saklanmaktı. Maskemin ardındaki viranenin bir yansımasını görüyordum buraya her adım attığımda... Müziğin gürültüsünü seviyordum, içtiğim ucuz şarabı seviyordum, müziğin ritmine kendimi kaptırmayı seviyordum, saklandığım bu delikte kendimi sevebiliyordum. Daha güzel bir an olabilir mi? Ben, kendimi seviyordum. Olduğum gibi, olmak istediğim gibi...
Sevdiğim başka şeyler de vardı elbette... Her Cumartesi gecesi, elindeki pahalı gitarıyla bu köhne yerde şarkı söyleyen Mavi Göz'ü de seviyordum. Oturduğu eski tabureye ve hatta en güzel şarkıları söylediği o mikrofona bile ait olmadığı o kadar belliydi ki... Defalarca dinlemiş ve defalarca izlemiştim onu... Bu onunla kaçıncı gizli randevumdu bilmiyordum. Alnına düşen sarı saçları, mavi gözlerindeki fırtınaları gizlemek istercesine tam gözlerinin üzerinde duruyordu. Ara sıra tek eliyle saçlarını geri atıyordu ve çok kısa bir anda, saliselik bir anda tüm gerçeğini görebiliyordum gözlerinde... Tıpkı benim gibi... Saliselerde yaşayan insanlar, saliselerde yaşamaya mahkûm olan insanlar... Sadece çok iyi bir oyuncuydu işte ve o da en az benim kadar iyi kullanıyordu maskesini... Benimki makyaj, onunki gülümsemesiydi.
Şarkı bittiğinde bakışlarımı Mavi Göz'den ayırdım ve şarabımdan bir yudum daha aldım, memnuniyetsiz bir şekilde yüzümü ekşitmeye hazırlanırken kulağımın dibindeki pis nefesle irkildim. Adamın teki, yanımda duruyor ve tüm sarhoş cesaretiyle gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
"Buradan sonra ne yapıyorsun?" dediğinde öfkenin yine ve yine tüm bedenimi ele geçirdiğini hissediyordum. Hayır, öfke problemi olan bir kadın değilim. Sadece bu tarz lakayt tavırlar karşısında kendimi kaybediyorum. Ona doğru döndüm ve son bir şans verir gibi, müziğin üzerinden bağırdım.
"Bana mı dedin?" derken bunun bir soru değil, uyarı olduğunu anlamasını bekliyordum ama algısını açamayacak kadar sarhoş ve beyni yerine uçkuruyla düşünecek kadar aymazdı, farkındaydım. Yüzündeki alaycı gülümseme muhtemelen sinirden kıpkırmızı olmama sebep olmuştu, el yordamıyla masadaki şarap şişesini buldum ve sıkıca kavradım.
YOU ARE READING
Atlas Mavisi (KİTAP OLDU)
Teen Fiction"Atlas, adeta bir dağ gibidir. Gücünden dolayı değil, suskunluğundan dolayı... Atlas düşünür, durur. Yaşadıkları Atlas'a, varoluşun sınırlarını bozulmuş bir plak gibi fısıldar. Güçlüdür ama özgür değildir. Atlas, özgürlüğün var olmayan bir ülke oldu...
