Kalemimi kuvvetlendiren, değerli yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.❄
İlk ve son yazı;
Bugün gidişinin ardından demlenerek başımın bir kez daha tüttüğü bin yüz yetmiş altıncı gün, güzel kadın. Böyle deyince daha da acıttığından, sorduklarında diğerlerine sadece üç yıl, iki ay, yirmi altı gün diyorum. Gerçi bir defa soran başka bir seferinde adını bile anmaktan vazgeçiyor. Öyle çok anlatıyorum ki seni, uzaklara daldığım ilk an da sormaya korkar oluyorlar. Çünkü başlarsam susmayacağımı ve buluşmanın senin adınla dolup taşacağını biliyorlar. Bende içimden zikrediyorum onlara; deniz kenarındaki kafeye gidersek martılara, bir bahçenin içinde oturursak çiçeklere, evdeyken de başka duvarlara anlatıyorum seni. Çünkü benim evimdeki duvarlar sıkılıyor bazen, kıyamıyorum.
Damla damla yüreğime akan acının kollarında uyuduğum günleri artık onlara söylemekten vazgeçtim. Beni yüzümün kırgınlığının aksine her gördüklerinde nasılsın kardeşim, diyerek iyiyim demeye zorluyorlar belki ama hepsi beni sevdiğinden yapıyor bunu biliyorum. Bazı duygulardan mahrum kalan ruhuma sende gelsene kardeşim, diyerek yardımda bulunup beni yanlarında sürükleyip duruyorlar işte. Sen gittiğinden beri en çok onlarla vakit geçiriyorum. Bir de komşumuzun doymak bilmeyen aç kedisi uğruyor yanıma. Birkaç lokmadan sonra boş boş baktığım tabağıma doğru yaklaşıp masumca yanaşınca, şefkatim ona doğru tabağı iteliyor. Her şeyi yiyebilen bir kedi olması sanırım yemekleri atmaya vicdanı tutmayan bana yardım ediyor. Bu yüzden hep birileriyle takılıyorum, biraz daha iyi hissettiriyor.
Gökmen çağırıyor her zaman, vazgeçemediği yaz tatili kampına ama içimden hiç gitmek gelmiyor. Senin gözlerimin önünde kışın kar oynadığını hatırımda saklamak istediğimden sıcağa daha alışamıyorum. Fakat bu sefer kabul edeceğim, annemin isteklerine dayanamıyorum. Bir genç olduğumu ve daha önümde bir sürü zamanımın bulunduğu gerçeğinin varlığıyla gitmemi diretip duruyor. Onu üzüyorum diye bende gitmeye karar verdim işte, diyemiyorum anne senin yüzün mü benim ruhum mu daha kırışık tartışmayalım istersin diye... Bu yüzden buraya yazıyorum. Ne komik! Bir kez bile hitabına sahip olan kişinin eline geçmeyecek bu yazı, iç döküş. Fazlasıyla komik...
Bugün çok yorucu geçti sevgili hanımefendi, ruhumu taşımak bana ağır mı geliyor bilmiyorum ama kafamı taşımak daha belirgin oluyor ki başımı yastığa koyup gün boyunca uyuyorum. Yüzümü yalayan güneş ışıklarıyla değil, gecenin pür karanlığının verdiği kasvetle uyanıyorum. Zor mu dersin sen şimdi? Arkadaşın çok gereksiz biriydi, benden iyi olmasın, hep düzeltmeye çalışırdın onu. Gittiği yolun yol olmadığını açıkça dile getirirdin, hiç de dinlemezdi seni. Ben daha çok dinledim, dinledim de ne oldu aşık oldum sana böyle. Sıkıldım bu konudan, sende zaten sevmezsin geçmişi. Babanı kaybettiğin için ilk hafta okula adımını atmazsın mesela, yeni bir öğretmen gelirde, babanızın işi ne dediğinde benim babam vefat etti dememek için. Üzülüyorum sana, bil istedim. Biri iletir umarım, sana...
Çaresiz olduğun zamanları hatırlarken bile nefesimden bir parça çalıyorsun biliyorum. O parça kulağıma ulaşsa yakacak, ulaşmasa ben öleceğim öyle ayrı bir dert. Baba, diyorsun. Ne olur bırakın babam orada, diyorsun seni tutan her bir parmağa. Eğer teker teker söylersen kollarını o parmakların hapsinden kurtarabilecekmişsin gibi belki bininci kez tekrarlıyorsun. Baban gelen ambulansa değil de, cenaze aracına koyulduğu zaman içimiz parçalanıyor ikimizin de. Sen onca yıllık babanın gidişine ağlarken, ben senin gözyaşlarını toplayamadığım için kalbimde kuytu bir köşeye saklanıp ağlıyorum. Sana sarılamadığım gibi, gözyaşlarını da elimden kaçırıyorum. Çok hızlı geçiyorsun benden...
ESTÁS LEYENDO
Bu Seni Son Anlatışım
Ficción GeneralBu sefer son diye başlayarak bir defter daha tükettirdin bana, sevgili. Ömrümden birkaç yıl çaldığın gibi kelimelerime de yoldaşlık edip onların ruhunu aldın. Aman sen bana uzak, onlara yakın ol. Kimse anlamıyorken beni, kelimelere fısılda ve sen an...
