Sigaramdan ciğerlerime yolculuğa çıkan bir grup dumanı içime çektikten sonra Nur'a döndüm. Televizyonun karşısındaki kanepede yayılmış abur cubur yiyordu. Kafamı televizyona çevirdiğimde film izlediğini anladım. Okulların tatil olduğu bu Allah vergisi günde, zamanını böyle geçirmesine izin vermemeliydim. Ayağa kalkıp, "Duşa giriyorum. Sende hazırlan," dedim. O ise "Ne için?" dedi boş boş bakarken. "Zamanı böyle öldürmene göz yumamıycam. Kalk gitarını da al. Dışarı çıkalım." deyince somurtarak bir yandan da söylenerek ayaklandı. Bende üst kata çıkıp odama yöneldim.
Ben Ilgın Aykut. Ailemin varlıklı olması bazen çok işime yarıyordu. Farklı şehirlerde olsakta faydasını sürekli görüyordum.
Odanın kapısını açıp içeri girdim. Aynanın karşısına dikilip, kulağındaki küpeleri ve piercinglerimi çıkardım. Banyoya girip kıyafetlerimi de çıkardım. Ardından suyun altına girdim. Soğuk suyun vücudumu karıncalandırmasına izin verdim.
Banyodan çıktığımda saatin bire geldiğini farkedip hızlıca durulandım. Dolaba yönelip siyah bir şort, askılı siyah bir sweet, ve siyah gömleği üzerine ğeçirdim. Aynanın karşısından küpe ve piercinglerimi alıp sırayla hepsini taktım. Hafif bir göz makyajindan sonra siyah güneş gözlüğümü ve siyah ayakkabılarını geçirip odadan çıktım. Merdivenlerden indiğimde Nur hazır bir şekilde oturmuş, gitarın akordlarıyla meşguldü. Beni fark ettiğinde istifini bozmadan "Bir ara öldün zannettim. 2 saattir ne yaptığını açıkçası çok merak ediyorum." dedi.
"Tamam. Uzatma. Hadi çıkalım." deyip kapıya yöneldim. Nur'da gitarı kılıfına sokup ayaklandı. Kapıda bir taksi bizi bekliyordu. Anlaşılan Nur çağırmıştı. Taksiye binip bizi sahile götürmesini söyledim adama. Adam ise başıyla onaylayıp. Gaza bastı.
Adama tutarı ödeyip arabadan indik. Bu sahilde genellikle bizden başkası olmazdı. Sahile doğru yürüdüğümde sinirlerim cidden serice bozuldu. 2 çocuk ellerinde gitarla bizim yerimizde oturmuş, şarkı söylüyorlardı.
Bizim yerimize oturmuş, şarkı söyleyen çocuklara gözlerimi dikmiş, sinirle bakıyordum. Buralardaki herkes, oturdukları yerin bize ait olduğunu bilirdi.
Bir anda Nur kolumu tuttu. Kafamı ona çevirdiğimde sessizce, "Ilgın, lütfen bir günümüz kavgasız geçsin." dedi.
Bende Nur için sesimi çıkarmadım. Yoksa ben onlara yapacağımı bilirsin.
Sesimi çıkarmadan onların yakınlarında bir yere oturduk. Nur gitarı çantasından çıkardı ve akorlarını kontrol etti tekrardan. "Hazır," dediğinde başımla onayladım.
"İlk olarak 'Shawn Mendes'le Camilla Cabello' nun şarkısını çalalım," dedim sessizce.
Nur'da onaylamak için başını salladı. Ve çalmaya başladı. Beraber şarkıyı söyledik. Bundan ikimizde çok keyif alıyorduk.
Şarkı bittiğinde kendimizi alkışlıyorduk ki yanımıza 10 yaşlarında bir çocuk geldi. Elinde bir kâğıt vardı. Kağıdı bana uzattı. Elime aldığımda "Bu nedir?" diye sordum. Çocuk eliyle bizim yerimizde oturan çocukları gösterdi. Ve hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.
Kat kat katlanmış kağıdı yavaşça açıp okudum. Nur'da "Ne yazıyor, ne yazıyor?" diye sürekli soruyordu.
Kağıdı açtığında içinde;
"2 taş kız... Hımm. Sizinle düet yapmayı çok isteriz. Başka şeylerde olabilir. Hani anlarsın ya. ;)" yazıyordu. Tam anlamıyla böyle yazıyordu.
Sinir yavaşça bacaklarımdan boynuma kadar yol aldı. Buda neyin nesiydi?
Hızla ayağa kalkıp "Siz şimdi görürsünüz!" diye fısıldadım. Hızlı adımlarla notu gönderen çocukların yanına gittim. Tam karşılarına dikildiğimde kaşlarını çatarak "Hey! Siz!" diye seslendim.
Birbirlerine bakıp alayla gülüyorlardı. Nur'unda yanıma geldiğini fark ettim. Çocuklardan teki "Biz mi?" diye sordu. Dudağının bir kenarı kıvrıktı. Bu hali beni daha çok sinirlendiriyordu. "Evet sen!" diye sesimi yükselttim tekrardan. Histerik küçük bir kahkaha attı. Artık sabrımın son raddesine gelmiştik. Bu sefer daha alçak bir ses tonuyla konuştum. "Ayağa kalk," diye. Bu sefer yanındakine kısa süreliğine bakıp dediğimi yaptı.
Ayağa kalktığında "Düet ve belki daha fazlasını mı yapmak istiyorsun sen?" diye sordum ona yaklaşırken. Suratına keyiflendiğini belli edecek bir gülümseme yerleştirdi. Bende tebessüm ettim.
"Evet istiyorum," dedi. Bende elimde tuttuğum kağıdı iyice buruşturdum kimseye fark ettirmeden. "Peki. Ama önce şu dudaklarının arasından gelen nane kokusunu daha çok hissetmek gerekiyor." dediğinde. İyice ona yaklaşıp omzuna dokundum.
"Peki, hisset." dedi ve dudaklarını aralayıp nefesini yüzüme yavaşça üfledi. Ben "Biraz daha," diyince bu sefer ağzını tamamıyla açtı. Bende fırsat bilip, elimdeki kağıdı ağzına soktum. Namüsait bir yerine de dizimi geçirdim. Çevik bir hareketle saçlarından çekip yere yatırdım. Ardından bir yumruk atıp kulağına, "Benim 'daha fazlası' anlayışım bu. Umarım hoşuna gitmiştir." dedim ve duraksadım. Ayağa kalkıp kendimi toparladığımda "Bir daha asla karşıma çıkma yakışıklı. Ben senin bildiğin kızlardan değilim!" dedim ve ilerledim. Ardından bir anda arkamı dönüp "Ha, bu arada bir daha sizi, bizim yerimizde görmeyeyim. Daha fazlasını yaparım!" diye tısladım. Ve Nur'un yanına gittim.
