10 yıl önce...
8 yaşındayı daha Semih. Ailesi ile beraber İzmirde yaşıyordu. Ufak olmasına rağmen aklı her şeye eriyordu. En büyük kahramanı babasıydı. hep onu örnek alırdı. Ne yaparsa o da aynısını yapardı. İlk aşkıydı annesi. Hep annesinin saçlarıyla oynardı, doya doya öperdi. Bir gün hiç ummadığı bir şey oldu daha küçüçük bir çocukken. Ailesini kaybetmişti. O sarı saçlı aşık olduğu annesi, o sert duruşu ile örenk aldığı babası artık oğullarının yanında değildi. En acısı da ikisi de Semih'in gözü önünde ölmüşlerdi. Semih de oradaydı ama o iyiydi. Aslında deildi. Sadece iyi olmaya çalışıyordu. Daha ne bilsin ki o yaşta bir çocuk. Ama öyle değildi işte. Semih her şeyin farkındaydı.
Artık 18 yaşındaydı. Her şeyin daha çok farkındaydı. Anne ve babasını kaybettiği acı tekrardan baş göstermişti. "oğlum arabada ben de vardım. Niye onlar" duraksadı. o kelimeyi ağzına almak istemiyordu. Birkaç yıl önce de "annenle baban neredeler?" diye sorduklarında 'öldü' diyemezdi. Asla da söylemek istemiyordu. "benden ayrılıp cennete gitti ha? Neden Erdem?" Erdem en yakın arkadaşıydı Semih'in. Çocukluk arkadaşı. Ailesi de tanıyordu Erdem'i. Aynı ortaokul, aynı mahalle, aynı lise. Her şeyini bilirdi Semih'in. Semih de onunkileri. En azından Semih öyle biliyordu. "Abi geçti işte. Biliyorum ben anlayamam ama artık yıpratma kendini. Biliyorum kardeşim ne desen haklısın ama yapacak bir şey yok. Keşke elimizden bir şey gelse be kardeşim." Derin bir nefes aldı Semih. Mutsuz olanlar genelde sigara içerlerdi. Ama Semih küçükken babasına söz vermişti. 'Her ne olursa olsun kötü bir alışkanlığın olmayacak. Ne sigara, ne alkol, ne uyuşturucu. Bunu kafana sok.' derdi. Babasının sözünü dinlemişti bu yaşa kadar. Dinleyecekti de. Hem kendisi, hem babası için.
"Hayatta ben en çok babamı sevdim." En sevdiği şiirdi bu. Can Yücel'in. "Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk, Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek. Nasıl koşarsa ardından bir devin , O çapkın babamı ben öyle sevdim." Sürekli bu şiiri söylerdi aklına babası geldikçe. Yine bir damla süzüldü annesinden aldığı mavi gözlerden. Ellerini saçlarının arasından geçirdi. Yine ağlıyordu, tek başına. Erdem dışında kimse onun ağladığını görmemişti, görmeyecekti. Ama tutamıyordu kendini. "Keşke ben de gitseydim onların yanına. Benim yaşamaya ne hakkım var ki?"
VOCÊ ESTÁ LENDO
BEYAZ ŞARAP
Ficção Adolescente8 yaşındayken ailesini kaybetmiş bir çocuk, büyüyünce ne kadar düzelmiş olabilir ki? Kendisinin yaşamaya hakkı var mıdır bu saatten sonra? Kahramanı ve ilk aşkı ölmüştü onun. Hayır hayır ölmek değil, melek olup gitmişlerdi Semih için. Annesinden ald...
