Birkaç gün öncesine kadar tarafsızların kurduğu kampta düzen içinde yaşarken bugün istilacıların karargahına doğru yol almaktayım. İstilacıların karargahına gitmemle kampımızın yerle bir edilmesinin bir ilgisi yok. İstilacıların karargahına gidiyorum çünkü onlarda benimle yüreklerinde aynı kini ve nefreti taşıyor. Birkaç gün önce kampımız saldırıya uğradı. Bizi yeni geliştirdikleri bayıltıcı gaz bombalarıyla bayılttılar. Hiçbirimiz direnemedik. Çoğumuz katledildi ve katledilmemizin sebebi de devletin adına savaşmamamız. Çok azımız hayatta kaldık. Bende hayatta kalanlardan biriyim. Ama nefes almak çok acı veriyor. Kardeşimi aldılar elimden. Sadece o vardı hayatımda, benim ailem oydu. Annesini ve babasını savaşta kaybetmiş iki kardeştik biz. Onu benden aldılar. Bende o lanet olası devletlerini onların elinden alacağım.
3001 yılında savaş başladı. Annemizi ve babamızı kaybettik. Yapayalnızdık ve daha on yaşlarımızdaydık. Nereye ve kime gideceğimizi bilmezken savaştan kaçanların arasına katıldık. Silious Devletler Birliği savaşla birlikte bölündü. İstilacılar, Tarafsızlar ve Silious Devleti olarak üçe bölünmüş oldu. İstilacılar Silious Devletinden tam bağımsızlık istedi. Ve bağımsızlık verilmedi. Üstüne üstlük halkın tüm hakları elinden alındı. Konuşamadık, eleştiremedik, savunamadık, mutlu olamadık ve en acısı da ölenlerimiz içim göz yaşı dökemedik.
Kaçanlar Tarafsızları kurdu ve pes ettiler. Canlarını özgürlükleri için feda etmek istemediler. Farabrus Dağları arasında bir düzen kurdular. Kalıp savaşanlar ise kendilerine İstilacılar adını verdiler. Çok kayıp verdiler ama pes etmediler her çatışmada daha çok kendilerini belli ettiler. Güçlerini göstermekten çekinmediler fakat Silious Devleti gibi kadınlara ve çocuklara zarar vermediler. Verdikleri kayıpların intikamını devletten aldılar. İşte bende bu yüzden İstilacıların karargahına gidiyorum. Silious Devletinden benden kopardıkları annemin, babamın ve kardeşimin intikamını alacağım.
Tüm düşüncelerimden arındım ve lightcycle aracıma doğru ilerlemeye başladım. Bu aracı yıllardır biriktirdiğimiz parayla aldım. Dışarıdan bakınca biraz klasik dursa da hız konusunda üstüne yok. Aracıma atladım ve Farabrus Dağlarından çıktım. Hava karanlık olduğu için aracımın ışığından başka ışık yoktu. İstilacılara ulaştığımda büyük ihtimalle beni öldürmek isteyeceklerdi. Eğer dinlenmek için mola vermezsem sabaha orada olurdum. Gazı kökleyerek yoluma devam ettim...
|Bu hikayeyi sadece yazmayı ve hayal etmeyi çok sevdiğim için yazıyorum. Ve tamamen o an düşündüğüm şeyler. O an aklımdan ne geçerse onu yazıyorum. Karakterler ve isimlerde belli değil ama bir umut iyi gitmesini istiyorum. Herkese teşekkürler. |
*Ayrıca resimdeki araç kullandığı lightcycle oluyor. Tron filmindeki araçtır kendisi.*
ESTÁS LEYENDO
KAMP
FantasíaGözlerimi zorlukla açtığımda karanlıkta olduğumu fark ediyorum. Üniformamda ki el fenerini zorlukla bulduğumda onu açmak için biraz çaba sarf ettikten sonra açıyorum. Nerede olduğumu idrak edemediğim için en son nerede olduğumu düşünmeye çalışıyorum...
