Yine bir pazartesi günüydü. Sabahın köründe annem baş ucumda beni uyandırma çabasında.
"Lanet olsun bırakacağım bu okulu"
diye mırıldanarak uyandım.
"Oğlum söylenme hadi kalk kahvaltını yap"
dedi annem arkasını dönüp çıkarken odadan. Her anne bir melektir ama benim annem gerçekten bir melek. 12 yıl boyunca hiç usanmadan her sabah kalkar, kahvaltımı hazırlar ve beni öyle uyandırırdı aynı şekilde kardeşimi de. Kardeşim 14 yaşında yakışıklı bir çocuk. Babama baktım hala uyuyor. Benden bir saat sonra uyanıp işe gidiyor bizim için çalışıp para kazanıyor aslan babam.
"Anne ben çıktım görüşürüz"
deyip çıktım evden. Yine sokaklarda öğrenciler ve öğrenci servisleri vardı. Neyse ki okul bize yakın da servise de para vermek zorunda kalmıyordum. Okulun ikinci haftasındayız. Adettendir diye ilk hafta okula gitmiyorduk. Bir yandan seviniyorum çünkü sevdiğim arkadaşlarımla bir araya gelecez. Bir yandan sevmediğim bir sürü insan. Ama mutlu olmak istiyorsanız bazı şeyleri tam yaşarken bazılarını da görmezden geleceksiniz. Ve okulun kapısından içeri adım adım yürüdüm. Yeni öğretmenler, yeni öğrenciler. Bir taraftan yeter artık daha fazla insan tanımak istemiyorum derken bir taraftan da yeni insanları tanımanın heyecan verici olduğunu düşünüyordum. Bahçede etrafı süzüyordum. Çoğu suratı tanıyordum sadece 9. sınıfa yeni başlayan öğrenciler yabancıydı. Hocaların bir kısmı değişmiş geri kalan aynıydı. Monoton bir yıl geçireceğimi düşünüyordum önceki 3 yıla benzer şekilde. Biraz daha bakınınca gözüm birine takıldı. Ama o da ne? Bahçede duran manken gibi kız da kim ? Neden öğrenci forması giymiş ki ? Öğretmen olsaydı öğrenci forması giymezdi. Bir anlam veremedim.
Neyse sıraya girdim arada bir dönüp kıza bakıyorum. Daha önce hiç öyle bir kız görmedim. Ben pek kızlara bakmam zaten. Bir tane sevgilim oldu bu yaşa kadar o da arkadaşlarım ısrar etti diye. Yoksa kolay kolay sevmem ben. Bu kızın sevgilisi kim diye merak ettim. Biraz baktım kimlerle konuşacak diye ama hiç kimseyle konuşmadı. 12 D nin sırasına girmiş. O sınıftan mıydı acaba ? Neden kimseyle konuşmuyor ? Neyse marş falan derken sınıflara girmeye başladık. Biz 12 A da olduğumuz için ilk biz girdik. Kız dışarıda kaldı ben içeri girdim. Aklım dışarıda kaldı.
"Kendine gel lan"
dedim içimden. Zaten kafamda bir şey geçmemişti. Sadece beğendim galiba. Sınıfa geçerken selamlaşıyoruz arkadaşlarla. Piç Kerem de burada. Yine sınıfta kalmamış bu piç. Bu kadar tembel olup nasıl sınıfta kalmaz anlamıyorum. Derslerle alakası yok resmen. Nefret ederim bu şerefsizden. Her kıza yavşar, rahatsız eder. Kendini okulun kralı sanır. Ama ondan bir cacık olmaz. Geçtik sıralarımıza. Bir tanecik kankam Fatih yine yok piyasada. Her zaman okula geç gelmiştir. Ama adamın dibidir o.
Sınıftakilere sataşmayı da biraz severim. Yine bir kızla sataşırken bahçede gördüğüm manken gibi kız içeri girdi. Yolunu şaşırmış olsa gerek. Bizim öğrenci formamız vardı üzerinde. Ama bu bizim okuldaki kızlara hiç benzemiyordu. Formayı neden giymişti ki ?
Önde oturan, sınıfın asosyal ama bütün notları yüksek olan kıza;
"Merhaba, yanınız boş mu?"
dedi. Bu endama bu boya ancak böyle bir ses yakışabilirdi. Asosyal kız hayır der gibi kafasını salladı sağa sola bir yandan kaşlarını yukarı kaldırken. Şaşkınlık içinde izliyorum. Yanıma doğru yaklaştı. Ben orta sırada arkadan ikinci sırada oturuyorum. Bir önümdeki sırada güzel sayılabilecek Hilal adında iyi bir arkadaşım oturuyordu. Hilal'in yanına gelip parmağıyla işaret ederek;
"Boş mu?"
diye sordu. Hilal iyi ve yardımsever bir kızdır. Zaten yakın arkadaşı Büşra'dan küstüğü için kendini yalnız hissediyordu. Büşra sevgilisi yüzünden Hilal'li bozmuş mu sövmüş mü ne yapmış tam bilmiyorum. Zaten sevgilisine tapan kızlardan nefret ederim. Hayatımda gördüğüm en güzel parmakları görmüştüm ben o sürede.
"Evet boş. Oturabilirsin"
dedi Hilal. Biraz da sağa doğru kaydı. Bu inanılmazdı. Bu güzel kız tam önümde oturdu.
"Hoşgeldin adım Hilal"
dedi Hilal. Bir yandan elini uzatarak.
"Hoşbulduk. Ben de Eylül memnun oldum."
deyip tebessüm ettiler birbirlerine. Evet adı Eylül'dü. Saçları masama kadar uzanıyordu arkadan. Çok güzel saçları vardı ve mis gibi kokuyordu. Esmer tenli orta boylarda bir erkek öğretmen girdi içeriye matematikçiymiş. Dersler oldu bitti son ders zili de çalmıştı. Eylül çantasını alıp sınıftan çıktı. Bugün Fatih gelmedi ben de yalnız başıma eve dönecektim. Okul dışında Eylül'ü bir süre izledim sonra ortadan kayboldu kaçırdım nereye gittiğini göremedim. Ama içimde farklı bir duygu vardı ne olduğunu anlayamadım. Şarkı söyleye söyleye eve gittim. Attım ceketimi bir kenara uzandım yatağa gözlerimi kapattım. Aklıma ilk gelen şey Eylül oldu. Boyu, posu, ses tonu, parmakları baştan başa bir güzellikti bu. Odamın kapısını açık bırakmışım annem girdi.
"Oğlum neden uyuyorsun yorgun musun ? Yemek hazır gel ye"
dedi bana. Tek sıçramada fırladım yataktan bir yandan şarkı söylerken. Annem bir gariplik olduğunu anladı ama sorma gereği duymadı. Zaten ben pek bir şey anlatmadığım için o da sormak istemişti sanırım. Kardeşim girdi eve çantasını fırlattı kenara.
"Hayırdır yakışıklı canın mı sıkkın ?"
dedim. Hafif uzun saçlı, kumral, ela gözlü, bir de yakışıklıdır kardeşim.
"Esra ve Ömer yaz tatilinde çıkmaya başlamışlar"
dedi sinirli bir şekilde. Esrayı geçen sene biraz beğenmişti bu sene de açılacaktı. Ama onun hayallerini Ömer adında bir it çalmış. Bu yaşta aşk acısı da hiç çekilmez be kardeşim.
"Lan Ozan boşversene zaten o kız sana yakışmazdı daha güzel birini bulursun"
dedim kardeşime. Bana sadece bakmakla yetindi. Saygısızlık asla yapmazdı ve beni de çok severdi ben de onu tabii ki. Yemek yedikten sonra Ozan arkadaşları ile top oynamaya gitti ben de bahçede oturup dinlendim. Her gözümü kapattığımda aklıma Eylül geliyordu. Bu durumu birine anlatmam gerekiyordu çünkü içime atmak istemiyordum. Yarın Fatih'e anlatırım en iyisi.
- BÖLÜM SONU
YOU ARE READING
Bizi Ayıramayacaklar
Non-FictionDeğerli okurlar, bu yazdığım ilk hikayem. Yazım yanlışları ve noktalama işaretlerine dikkat etmeye çalıştım. Gözümden kaçan olduysa af ola. Hikayemi kısa tutmaya çalıştım usanç vermesin diye. İyi okumalar...
