Sessizce

80 8 7
                                        

Tren raylarının sesi böldü konuşmasını. İkimiz de istasyondaki vedaları izliyorduk. Bir tren daha yol alıyordu onlarca insanın yüreğinden. Yine o gürültülü demir sesi sardı etrafımızı. Ve gözden kayboldu.
Oturduğumuz eski bankın karşısındaki güzel manzara kaldı bize. Yemyeşil çınarların yapraklarına bir bir dokunuyordu yağmur. İçime çektim ilk kez ıslanmış gibi heyecanla rüzgara karışan toprağın kokusunu. O da çok severdi. "Tenine yağmur karışınca hüznü arınır toprağın" derdi. Konuşmasına devam etti.
"Bu yağmurlar bizim için. Bugün toprak, hüznünü dağıtmak yerine bize ortak olmayı seçiyor. Bu şehir bana kırgın, ben kendime sonbahar. Hatırlar mısın, buraya ilk geldiğimizde bu koskoca binalardan, kalabalıktan korkup şuradaki bankta, omzunda ağlamıştım. Yüzündeki çaresiz çocuğun bakışlarını hiç unutmam. Ellerimden tutup çekmiştin beni, yaprakları döven yağmurun altına. 'Bu şehirde yalnızca benimsin' diye bağırmıştın. Sonra bedenimi kollarının arasına alıp ağlamayı kesene kadar sarmıştın."
Hâlâ o günkü gibi yakıyordu yüreğimi gözleri. Biliyordum buraya neden geldiğimizi. "Birkaç dakika daha" diye yalvarıyordum o konuşurken içten içe. Gidiyordu. Bu şehri sevdirenim, ondan bana taprak kokuları, biraz da yağmurlar bırakıp gidiyordu. Çantasını koluna takıp yavaşça kalktı ayağa. Birkaç cümle döküldü dudaklarından.
"Yalnızca bu şehirde senindim. Ben yalnızca bu şehirde sevildim. Hoşçakal yağmurlarımın toprak kokusu.."

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Apr 01, 2016 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

FerahWhere stories live. Discover now