TATLI'sız RÜYA

301 66 50
                                        

   ...Yakışıklı prens gelir ve kızı öpmek için yavaşça eğilir. Kızın çişi gelir, ama tutar. Yakışıklı prens tam kızı
öpecekken...

    "Aybükeeee!! Uyan kız kör olmayasıca!!" diye 'sabah cırlamasına' başlar kızın annesi.Annem için, bu sabah cırlamaları tuvalete gitmek gibi bi şey oldu anlaşılan.

    "Saol ya anne sayende tatlı rüyam 'TATLI'sız RÜYAYA' döndü diye çemkirmeye başladım. 'Tabi kimin kızıyım sonuçta' hemen lafını söyledi" Nebahat Teyzenler güne gelecek. Kalk temizlik yap!!"

    " Yeme beni anne! Bu sefer kim gelecek? daha doğrusu ( biraz bağırarak) bu sefer hangi falcı kadın gelecek anne?" " Kız sus bi kız! Baban duyacak!Ne işim olur benim falla malla!!Hem ben inanmam öyle şeylere!!"

    "Hımm bende yukardan düştüm(!)" dedim. Tabi bu konuşma annemin terliğinin yolculuğunun, benim kafamda son bulmasıyla sona erdi!

  ...Ve okul! Bi nevi dünyadaki cehennemimiz!Nedense bana okulla ilgili her şey dayanılmaz geliyor. Buna okul binası da dahil. Hele renkleri!! Ve okul müdürü. Okul müdürünün, koridorun başında görülmesiyle öğrencilerde oluşan 180 derecelik değişimi görmemek imkansız .O anlarda ' evrim bu olsa gerek' diye düşünmüyo değilim.
   

     Ve Buğra Öğretmen. Okulun en yakışıklısı. Ama naparsın hayaller Buğra Öğretmen gerçekler... Kimi kandırıyorumki bi gerçeğimizi bile yok..

  
     Sınıfın kapısından içeri girmemle birlikte kafaya boş şişeyi yemem bir oluyor. Şişeyi atan tabiki benim en az attığı şişe kadar boş olan kuzenim Mert. Her ailenin bir 'malı' vardır ya işte bizimki de Mert."Naber beybesister!!" Hımm unutmadan İngilizcesi biraz kıttır da." Lan kaç defa söyledim 'beybesister' deil o babysister !!" " Aman neyse ne banane!! "

     ..."Off!! Taş bu lan" kapıdaki çocuğu görmemle bunlar demem bir oldu.
 
  
     Mert le birlikte her zaman gizlice takıldığımız 'üniversteliler kafesi' ndeydik.Normalde buraya bizim gibi bebelerin takılması yasaktır ama ne diyebilirim ki 'yasaklar sen çiğnediğin sürece yasak değildir' öyle değilmi? Biz tam Mertle herzamanki köşemize geçmişken kapıdan o girdi." Off! Taş lan bu!" diye kuzenimi çekiştirmeye başladım. O da kapıya döndü. Kıvır Kıvır saçları ve o ışıltılı gülümsemesi ile içeri girmişti bile. Bi an en son masadan başlayıp tüm kafeyi taramaya başladı.Sıra bizim masaya gelebilmişti sonunda. Bi an göz göze geldik. Bana göz kırpıp, başıyla selamladı. Dur bi dakka o çocuk bana göz mü kırpmıştı, selamlamışmıydı.Ben böyle birini tanımıyorum ki diye düşündüm. Hiçte unutulacak bir tip de değildi.Ben böyle düşünmeye devam ederken deli gibi el sallayıp "Fırattt" diye bağıran Mert görüş alanıma girdi.Çocuk adımlarını hızlandırdı ve gelip bizim masaya kuruldu.Mertle hemen 'sanki ben orda yokmuşum gibi' koyu bi sohbete giriştiler.

   ...Aradan yarım saat geçti ve onlar hala hangi koyun daha güzel olduğunu, en güzel dondurmanın Hasan abide yapıldığını... Israrla birbirlerine söylemeye devam ediyorlardı.Anladığım kadarıyla yazlıktan mı ne arkadaşlar mış da yani topu topu 35 günde bu kadar abartılmazki canım. Ama yok yok illede 'en güzel mangal onlarda yapılmışda' falanmışda filanmış. Ben de bu sırada çaktırmadan Fıratı incelemeye devam ettim. Yeşilden maviye durmadan değişen gözleri vardı. Her güldüğünde yanağının her iki tarafında da gamzeleri beliriyordu. Ama azıcıkta hanımevladı gibi göründü gözüme.

     ... Hala tanıştırılmamıştık. Sonra Mert birden"Bu da benim kuzen Aybüke! Kendisi beybisisterlik yapar!" diyince bana kal geldi.Sonunda beni tanıştırmayı akıl ettiği için sevinmiştim ama beni ''beybesister' olarak tanıştıracağını bilsem hiç tanıştırmamasını tercih ederdimMertin sözlerinden sonra Fırat gözlerini merakla açtı. Ama Mert bu usarmı"Kızım hiç anlamıyom ne diye elalemin bebelerine bakarsınki? " "Ben seviyorum belki elalemin bebelerine bakmayı sananeki!" tabi bizim ailede genetik ya hemen yapıştırdı cevabı" Lan evlensen boyum kadar çocuğun olacak hala onun bunun bebesini seviyon" diyince hiç bi şey söylemeden öylece kaldım. Saol be kuzen hep de böyle yakışıklıların yanında rezil eder. Bi güzel içindem saydırdım kuzenime ama ne fayda!!

   ...Onlar sohbetlerine devam ederken korkulu rüyamız ola garson belirdi köşeden. "Lan sizi kaç defa uyarıcam daha??" biz olacaklardan haberdar olduğumuzdan, tam kaçmaya başlayacakken Fırat "Neler oluyor" diye sordu.Mert Fıratın kulağına neler olduğunu fısıldadı.Fırat birden "Senin derdin ne be?" diyince orda kaldım.Fırat doğruca garsonun üzerine yürüyordu. Galiba beyefendinin 'adamlık taslama yeri' ağrıyordu anlaşılan. Bende acaba bizim hanımevladının kaç yeri kırılır diye düşünerek izlemeye başladım. Çünkü bu iri yarı garsonun karşısında bizim hanımevladının hiç şansı yoktu.İlk yumruğu Fırat sallayınca şaşkınlıktan ağzım açık kaldı.

    ...Ve ardından bir yumruk daha ve 'nakavt' garson yerde sayın seyirciler!! Bana ne oluyorsa artık neyse sonrasında üçümüz nasıl kafe den kaçıp evlerimize dağıldık bilmiyorum bile.Ama tek bildiğim bi şey varsa o da üçümüzün yol boyunca kahkaha atarak kaçmamızdı. Eve vardığımda nefes nefeseydim. Ama garip bir şekilde çokda mutluydum!

    Yatağıma uzandığımda bugünü çoktan unutmuştum bi daha nerde görücektimki Fırat ı .Hemen yarını planlamaya başladım. Artık yeni bir dostum daha olacaktı. Bakıcılık için kurduğum bloğa her gün onlarca teklif geliyor. Ama ben yalnızca sınırlı sayıda teklifi kabul ediyodum. Ama bu işe ilk başladığımda ilk bakmaya başladığım küçük kız 'Sedefcik' ten ayrılmak zorunda kalmıştım o yüzden bi kişilik boş yerim vardı.Her boşluk beraberinde küçük bi dostu da getiriyodu.İşte yarın yeni biriyle daha tanışacaktım. Gece daha da derin bir karanlığa gömülürken 'içimdeki prensese' daldım...

   
    "Aybükeeee! Kız uyan daha ilk günden geç kalıcan!" Ve annem ve sabah cırlamaları."Sana da günaydın!" diye avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.Bu gün annemin sabah cırlamaları bile bozamıyacaktı beni.Yine de annemi dinleyip hazırlandım. Şanslı tişörtümü de giymeyi unutamadım. Bugs- Bunny liydi. Tamam kabul çocukça olabilirdi ama beni şimdiye kadar hiç hayal kırıklığına uğratmamıştı ta ki bugüne kadar...

   
    ...Yine geç kalmıştım, yine koşuyordum ama bu sefer benim hiç suçum yoktu. Yaşlı amcanın teki önce otobüse binicem diye tutturmuştu.Acelem var amca desem de anlatamadım derdimi amcaya. En sonunda " Amca bu otobüs mezarlığa uğramıyo sen en ise oradan geçen birine bin zira yakında ihtiyacın olacakmış gibi görünüyor! " deyince bütün ' terbiyesiz' vb ne kadar söz varsa yedim üstelik otobüsü de kaçırdım. Sonuç olarak daha ilk gününde geç kalan 'boşboğaz' ben. Ne vardı ki o sözleri söyleyecek! Aman sende! yaşlı amca da biraz beklese ne olurdu ki sanki hiç?Ben böyle kendi kendime konuşmaya devam ederken karşıma aradığım ev çıktı. Evi hiç inceleme fırsatı bulamadan hızlıca kapıyı çaldım. Biraz bekledikten sonra ayak sesleri duydum. Ben aklımda edeceğim özürleri sıralarken kapı açıldı.

      "Özür dile...Sen??"
...

İÇİMDEKİ PRENSES Stories to obsess over. Discover now