Yıl 1990 Arnold isimli bir adam. Kendisi o kadar önemli değil ama hikaye onunla başlıyor. Arnold son arkadaşının da cenazesinden sonra evine geliyor. Derin bir iç çekiş ardından hayatının ne kadar anlamsız, boş ve acınası olduğunu düşünüyor, tekrar. Eski silahını sakladığı çekmeden çıkarıp uzun bir süre ona bakıyor. Geriye dönüp baktığında sonunda o silahı ilk defa neden aldığını hatırlıyor... Kendisini öldürmek için. Buruk bir gülümsemeyle son kez ölü karısının fotoğraflarına bakıp onları birer birer öpüyor. Ne yapması gerektiğini, ne yapmak istediğini, biliyor. Fotoğrafları öpüp anısını tekrar canlandırdıktan sonra silahını kafasına dayayıp oracıkta can veriyor. Dediğim gibi Arnold aslında o kadar önemli değil ve hayatı da o kadar fazla gerekli değil ancak Arnold sayesinde hikayemizin kahramanı Ellie doğuyor. İntiharın ardından karşı komşusu olan ancak birbirlerine selam bile vermedikleri o dik başlı genç Albert sonunda yaşadığı binadan ayrılmak için kendisine bir neden buluyor. O yılın Haziran ayında daha iyi denilebilecek bir binaya taşınıyor. İşte orada onunla tanışıyor kısa bir süre içinde olsa hayatının aşkıyla. O zamana kadar aşka asla inanmamış olan Albert tanıdıştığı kadını düşünmekten veya kendisini her gece uyutmayan onu öpme isteğinden kopamıyor. Çok uzun bir süre sonra değil 1991 yılının Şubat ayında onunla evleniyor Amelia ile. Amelia ve Arnold'ın ilk ve tek çocukları Ellie aynı yılın Nisan ayında Amelia'nın karnında oluşmaya başlıyor. 1992 yılının 3 Ocak gününde sonunda hikayemizin kahramanı Ellie dünyaya geliyor ama bir kişinin varoluşuyla bir başkası yok oluyor. Amelia doğum sırasında ölüyor. Albert sadece iki yıl boyunca tanıyabildiği hayatının aşkı dediği bu kadın ölünce harap oluyor. Ellie'ye bakması için bir dadı tutup kendisini her gece barlara atıyor. En sonunda Ellie'nin ilk doğum gününde Albert yine bir bardan yeni gelmişken dadı Ellie'yi artık böyle göremeyeceğini Albert'a açıklıyor. Albert ise umursamaz bir şekilde elindeki içkiyle yırtılmış gömleğiyle ve yağlı dağılmış uzun saçlarıyla arkasını dönüp evden ayrılıyor. Dadı arkasından adama saatlerce küfredip evden ayrılıyor. Ellie ilk doğum gününü bu şekilde babasını göremeden ona bir yıldır bakan kadının onu küfürlerle yatağa zorla sokup evden ayrılışıyla. Ertesi günün sabahında eve polisler geliyor. Ellie'yi alıp bir bakım evine veriyorlar. Ellie'ye babasının geri dönmeyeceği söyleniyor. Yazıktır ki Ellie babasının o gece öldüğünü altı yaşında farkediyor. Ellie yaramaz otoriteye karşı bir şekilde bir bakım evinden başka bir tanesine yollanarak on dördüncü yaş gününe kadar bakım evlerinde kalıyor. On dördüncü yaş gününde ise her gencin elbette en az bir kez söyledikleri gibi artık yeter diyerek kaçıyor. Elbetteki her gencin o sözü söylemeden önce düşünmedikleri gibi Ellie'de düşünmüyor. Hiçbir planı hiç parası olmadan sokakta buluyor kendisini. Hayatın gerçek zorluklarını fark etmeye o yaşında başlıyor Ellie. Ailesinin ölmesi hiçbir şey. Parasının olmaması hiçbir şey. Asıl önemli olan yalnız bir şekilde soğuk sokaklarda üstünde paçavra bir tişört ve pantolon ile kalmak ve geri dönecek sıcak bir yerinin olmaması... Ama her gencin yaptığı o muazzam hatayı yapıyor Ellie gururuna yenik düşüyor ve hiçbir şekilde geri dönmeyeceğine yemin ediyor. Bir gün sonra sokakta kalan evsizlerle tanışıp onlarla birlikte kalmaya çalışıyor ancak hiçbir evsizin filmlerde veya o kitaplarda okuduğu gibi iyi kalpli olmadığını aksine hiçbir şeyini paylaşmayan o züppeler gibi olduklarını fark ediyor.Ama sonunda şans Ellie'nin de suratına gülüyor. Hayatında ilk defa belkide... Bir kadınla tanışıyor Amelia adında. Amelia adındaki bu kadın Ellie'yi yanına alıp onu giydiriyor besliyor ama bir kaç hafta süren bu harikalar diyarı çok çabuk süremeden gerçek yüzünü gösteriyor. Amelia Ellie'yi pazarlamaya başlıyor. Ellie'nin ise buna söylecek çok bir şeyi olmuyor. Sadece bir veya iki lütfen ama o kadar. Amelia adındaki annesinin ismini taşıyan bu kadın Ellie'ye hayatın en zor kısmını gösteriyor. Çocukken taciz edilmeyi. Ellie iki ay boyunca Amelia ne derse onu yapıyor Amelia'nın onu tuttuğu evden kaçmayı düşünsede her seferinde sokakta soğukta kalmaktansa ısınabileceği yemek yiyebileceği tercih edip ertesi sabah kendisine neden kaçmadığı için lanet okuyor. Tacizler başladıktan iki ay sonra Amelia polise yakalanıyor. Ellie sonunda Amelia'dan kurtulmuş olsa da asla dönmeyeceğine yemin ettiği o bakım evlerine geri dönmek zorunda kalıyor. Bu sefer arkadaş edinmeye çalışmaya karar veriyor elbette ki tekrar kaçmayı düşünüyor ancak bu sefer kendi çıkarlarını hazırladıktan sonra gitmeyi planlıyor. Herkese ne kadar sevecen de davransa içten içe herkesten nefret etmeye ve kimseye güvenmemeye başlıyor annesinin o harika adına sahip olan birisi bile olsa. İnsanlar kötüdür yazıyor her gün tutmaya başladığı günlüğüne. On yedinci yaş gününe kadar toplayabildiği kadar parayı toplayıp yazabildiği kadar 'İnsanlar kötüdür.' yazmaya devam ediyor. On yedinci yaş gününde tam planlı bir şekilde kaçıyor iki gün önce bahçede bulduğu iş ilanı olan kafeye gidiyor. Hemen işe alınan Ellie'nin aklında sadece son bir şey kalıyor artık. Yaşayabileceği, soğukta sokaklarda kalmayacağı bir yer bulmak. İşte ilk vardiyasından sonra dört saatlik aramanın sonunda çalıştığı kafeden iki sokak ileride harap olmuş çalışmayan bir araba buluyor arabanın kapısını biraz zorladıktan sonra içeriye girmeyi başaran Ellie arabanın içinde neler olup olmadığına bakıyor. Bulabildiği tek şey olan eski fotoğrafa bakarak uykuya dalarken acaba fotoğraftakinin kim olduğunu merak ediyor. Fotoğrafın üstündeki Arnold yazısına bakarken uyuya kalıyor. Uyandığında onun için yeni ve değişik bir dünya başlıyor.
...
Ellie zoraki bir şekilde uyanıp Arnold'ın eski fotoğrafını cebine koyup çantasını alıp arabadan dışarı atıyor kendisini. Sokaklarda dolaşıp kendisine kafedeki iş saati gelene kadar vakit öldürecek bir şeyler arıyor. Sonunda bakım evinden çaldığı ve sözde arkadaşlarından topladığı paralarla kendisine iki paket sigara ve kuşları ve kendisini az da olsa beslemek için ekmek alıyor. Kimsenin etrafta olmadığı deniz kenarına giderek oturuyor ekmekten bir parça kendisine bir parçadan etraftaki kuşlara atıyor. Kuşlar ekmek yerler mi diye düşünüyor ekmeği atarken. Bir tanesinin gagasıyla didikledikten sonra ekmek parçasını alıp gitmesiyle gülümseyip arkasındaki evin duvarına yastlanıp oturuyor. Ekmeğin büyük bir kısmını kuşlara harcadıktan sonra bir kısmını da sonrası için saklıyor. Bir sigara yakıp Arnold'ın fotoğrafını çıkarıp uzun bir süre ona bakıyor. O sırada yanına gelip oturan kişiyi fark etmiyor bile. Fotoğrafa bakmaya devam ederken yanından bir ses gelmesiyle irkilip fotoğrafı cebine atıyor. Kafasını çevirdiğinde yanında oturan muhtamalen onun yaşlarındaki kıvırcık saçlı, askılı bir tişört ve yırtık bir kot giymiş zayıf çocuğu fark ediyor.
"Kimdi? Fotoğraftaki adam yani?" Ellie asla duymadığı aksandan dolayı çocuğu anlamakta güçlük çeksede sonunda soruyu anlayıp cevap verebiliyor.
"Bilmem. Kimsin sen?"
"Oh, peki. Sakin ol. Seni öldürmek için gelmedim. Ben Bryan. Bryan White. Peki sen?"
"Ellie Light. Tanıştığıma memnun oldum Bryan White. Soru şu ki neden buradasın?" Bryan gülümseyip cevap veriyor.
"İnsanları çok sevmiyorsun değil mi? Bu yüzden bana böyle sert davranıyorsun. Her neyse sorunun cevabı ise seni gördüm. Burada yalnız bir şekilde oturup o fotoğrafa üzgün bir şekilde bakıyordun. Ve ben insanları severim ve özellikle senin gibi güzel olanları yalnız ve üzgün bir şekilde görmeyi sevmem." Ellie çocuğa afallamış bir şekilde baktıktan sonra kendi içinde bir çatışmadan sonra sert bir şekilde karşılık verip çocuğu yollamaya karar verdi.
"Neden siktirip gitmiyorsun? Dediğin gibi insanları sevmiyorum. Özellikle de senin gibi bana asılan tanımadığım insanları." Çocuk bağırarak bir kahkaha attıktan sonra bir sigara yakıp konuşmaya başladı.
"Aslında, ben 'ibne'yim sanırım. Homoseksüel veya gay kelimesi bile toplum için kullanılması yasak bir kelime sanırım. Çünkü iki sokak ilerideki yaşlı adam sopasıyla bana vururken 'İbne!' diye bağırıyordu. Bu arada kimseye söyleme. Toplum bunun için hazır değil sanırım. Ve hayır. Seni yalnız bırakmayacağım çünkü şuan fakirim, evsizim yani gidecek başka yerim yok ikinci ve en önemlisi olarak da dediğim gibi insanları üzgün görmeye dayanamam. Her ne kadar seni tanımasam da, iyi bir insan olduğunu düşünüyorum ve gerçekten üzgünüm ama sen gülene kadar buralarda olacağım Ellie."
"Peki istediğini yap ve gay olup olmaman umrumda değil. Ve benden sana yatacak bir yer vermemi bekleme çünkü ben de evsizim ve fakirim ve işe yetişmem lazım bu benim ikinci günüm. Geç kalamam."
Kalkıp hızlı adımlarla yürümeye başlasa da Ellie ne zaman arkasına baksa o toplumdan dışlanmasına rağmen insanların o çirkin yüzlerini görmesine rağmen hala mutlu olup insanları önemseyebilen Bryan'ı onu takip ederken görüyordu. Bir insanın böyle olmasını sadece saf olmasıyla açıklayabiliyordu Ellie. En azından şimdilik.
YOU ARE READING
Ellie
Non-FictionBu normal bir insanın hikayesi. Hikayenin karakteri kesinlikle gerçek değildir ama gerçek olması olasıdır. Çünkü o hepimizin içimizde sakladığımız isyankar ruhun bir yansıması.
