Tesadüf Değil

3 0 0
                                        

''Kız valizini alarak kapıdan çıktı.''sözüyle başlamıştı Ahmet Hoca hikayeyi anlatmaya ve birden durakladı, gözlerini bana doğru yavaşça yöneltti. Anlamlı bakışları altında yatan düşüncesini merak etmiştim. Ne söyleyecekti acaba bana? Gür bir sesle: ''Ali! Bu hikayeyi sen biliyorsun galiba, ilgisizliğine bakacak olursak?'' dedi. Oysa dikkatimi iyice toplamıştım ve Ahmet Hoca'nın anlatacağı hikayeyi dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Ayşe'nin bana fısıldaması üzerine dikkatim Ayşe'ye yönelmiş ve Ahmet Hoca'nın bana bakmasıyla yanlış anlaşılmıştım. Yanaklarım dalından yere düşmüş bir elma gibi kızarmıştı. Ne söyleyeceğimi bilemez bir durumda gözlerimi gözlerinden kaçırarak yere baktım. Azarlar bir tavırla dışarı çıkmamı söyledi Ahmet Hoca bana. Daha önce onu hiç böyle görmemiştim. Hep güler yüzlü idi. Hiçbir zaman kızmazdı ve sinirlenmezdi. Sınıftakiler de bu durum karşısında şaşırmıştı ve gözlerini büyütüp anlamsız ifadelerle bana bakmışlardı. Oturduğum sıramdan hemen fırlayarak kapıya yönelmiştim. Ahmet Hoca ''Dur!'' dedi ''Çantanı da al!'' Bir çırpıda geriye dönerek hızlı bir şekilde çantamı sıranın üzerinden aldım ve kapıya doğru yöneldim. Tüm vücudumu ter sarmıştı. O kadar korkmuştum ki bu durum karşısında. Kapıdan dışarı çıkarak okul bahçesine kendimi zor attım. Beklemeliydim Ahmet Hoca'yı ve sormalıydım neden bana böyle davrandığını. Dakikalar geçmez bir hal almış ve dersin bitmesine yarım saat kalmıştı. Kafam karışmıştı. Olayı tekrar tekrar gözden geçiriyordum. Fakat anlam veremiyordum.
Ders bitiş zili çaldı. Sınıf arkadaşlarım koşarak birer birer okul kapısından dışarı çıktılar. Hepsi beni merak etmişti çünkü. Hepsi de yanıma geldi ve Ahmet Hoca'nın sınıfta beni beklediğini söylediler. Şaşırmıştım. Nereden anlamıştı ki benim bahçede bekleyeceği mi? Şaşkın şaşkın sınıfa doğru yöneldim. Sınıf kapısına yaklaştım ve içeriyi yavaşça gözden geçirdim. Ahmet Hoca sandalyesinde oturmuş masa üzerindeki notlarını karıştırıyordu. Benim geldiğimi fark etmiş olmalıydı ki kafasını hiç çevirmeden ''Yanıma gel Ali.''dedi. Yanına yaklaştım, bana birkaç kağıt uzattı. O kağıtlarda anlatmakta olduğu hikaye yazıyordu. ''Al bunları ve eve gidince oku. Bir daha ki dersimize sen anlatacaksın bu hikayeyi.''dedi. Kağıtları elime aldım ve çantama yerleştirdim. Neden bana kızdığını söyleyecek bir tavır aldığımı anlamış olmalı ki ''Bu hikayeyi okuyunca beni anlayacaksın.''dedi. Katılaşmış tüm vücudum bir anda yumuşadı adeta. Ahmet Hoca'nın bana kızmadığını anlamıştım. Sevinçle oradan ayrıldım. Okul bahçesine çıktım ve Ayşe'nin bahçede beklediğini fark ettim. Çam ağaçları altındaki çiçeklerin arasındaki bankta oturuyordu. Yüzünde bir solgunluk ve hüzün vardı. Yanına yaklaştım, kafasını çevirdi ve geldiğimi fark etti. Beni görünce hemen ayağa kalktı. Bana doğru yürümeye başladı. Ağzının içinden bir şeyler söylemeye çalıştı. Ama sadece özür dileyerek kendini suçlarcasına koşarak yanımdan uzaklaştı. Şaşkındım. Birçok şey söylemek istedim ama söyleyemedim.
Ayşe on altı yaşında sessiz bir kızdı. Çokta güzeldi. Hem de derslerinde oldukça başarılıydı. Suratında hep bir hüzün vardı anlam veremediğim. Belki de bu hüzün çocukken anne ve babasını kaybetmiş olmasından kaynaklanan bir şeydi. Teyzesiyle birlikte yaşıyordu. Teyzesinin ona iyi davranmadığını biliyordum. Çünkü bir keresinde pazarda onca insan içinde ona nasıl kızdığına ve onu nasıl aşağıladığına şahit olmuştum. Ama o yaşam sevincini hiç kaybetmiyordu. O günden bu yana onun yeri benim için hep farklı oldu. Okulun tüm erkekleri ondan hoşlanıyordu belki de. Tabi ki onlar arasında ben de vardım. Ben de hoşlanıyordum Ayşe'den.
Günün verdiği şaşkınlık, korku, endişe ve sevinç karşınında yorulmuş eve doğru yürümeye başlamıştım. Bir an yanımdan geçen bir arabaya gözlerim dikildi. İçinde Ayşe'nin teyzesi, tanımadığım bir adam ve o adamın arabasında istemeyerek oturduğu belli olan Ayşe vardı. İlerden bir ara sokağa saptılar. Ayşe'nin durumu beni tedirgin etmişti. Ne kadar koşsam da yetişmem mümkün olmadı arabanın arkasından. Çok merak etmiştim o adamın kim olduğunu. Daha önce hiç görmemiştim. Ayşe'nin bir tanıdığı olsa idi Ayşe o kadar çekingen durmazdı.
Ayşelerin evi bizim birkaç sokak aşağımızdaydı. Hemen eve koştum ve akşamın olmasını bekledim. Akşam olunca Ayşe'nin yanına gidecek ve bir sıkıntısının olup olmadığını soracaktım. Akşam olmasına iki üç saat vardı. İki üç saat nasıl geçerdi ki. Aklıma Ahmet Hoca'nın vermiş olduğu hikaye geldi. Çantamdan çıkardım hikayeyi, odama geçtim ve yatağıma uzandım. Eve geldiğimde kimsenin olmaması şaşırtmamıştı beni çünkü sabah okula giderken annem yedek anahtarları vermiş ve dayımlara gideceğini söylemişti. Hikayeyi okumaya başladım:
'' Kız valizini alarak kapıdan çıktı. Dışarıda hiç tanımadığı bir araba bekliyordu. Hayatın neler getireceğinin farkında olmadan arabaya bindi. Bu kız on altı on yedi yaşlarında bir lise öğrencisiydi. Ablasıyla birlikte yaşıyordu. Ablası bir gazinoda şarkıcıydı. Araba ablasının çalıştığı gazinodan gelmişti. Aniden rahatsızlanması üzerine ablasını hastaneye kaldırmışlardı. Ablasının patronu evi arayarak Pelin'e durumu izah etmiş ve Hande'ye birkaç kıyafet almasını söylemişti. Çünkü Hande birkaç gün hastanede yatacaktı. Pelin'de refakatçi olarak ablasının yanında kalacaktı. Pelin elindeki valize ablasının kıyafetlerini ve ablasının ihtiyacı olabilecek şeyleri koymuştu.
Hastaneye gittiğinde Hande'yi hiç bu kadar solgun bir vaziyette beklemiyordu. Adeta şok oldu Pelin. Hande'nin gözlerinin altı o kadar kararmıştı ki sanki birileri dövmüştü. Hastane çalışanları Hande'ye ne olduğunu bilmiyordu. Sadece vücudunun dirençsiz kaldığı için bu duruma geldiğini söylüyorlardı Pelin'e...''
Birden kapı çaldı. Hikayeye o kadar dalmıştım ki irkildim. Odamdan çıkarak kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda şaşkına döndüm. Kapıdaki Ayşe'ydi. Nefes nefese kalmış, gözleri irileşmiş, elleri titrer bir vaziyette konuşmaya çalışıyordu. Hemen içeri aldım. Bir bardak su getirdim. Yavaş yavaş suyu içerken gözleri gözlerime büyük bir korkuyla balkıyordu. Başına gelenleri anlatmaya başladı. Anlatmaya başlamadan önce ben onları gördüğümü söylemiştim. O adam, yani Sadık Bey Funda teyzenin patronunmuş. Funda teyze ile birlikte evlerine gidiyorlarmış. Okulun oradan geçerken Ayşe'yi görüp onu da almışlar. Hep birlikte Ayşelere gelmişler. Sadık Bey ve Funda teyze akşam yemeğine çıkacaklarmış. Funda teyze odasına hazırlanmaya gidince Sadık Bey denen o seviyesiz Ayşe'ye askıntı olmuş. Askıntı olduğu yetmiyor gibi bir de tehdit etmiş: ''Bu olanları teyzene söylersen senin beni arzuladığını söylerim.''demiş. Anlayacağınız klasik Türk filmi replikleri canlanmış. Bunları duyunca o kadar sinirlendim ki Sadık Bey denen o seviyesiz karşımda olsa öldürebilirdim. Funda teyzeyle Sadık Bey evden çıkınca Ayşe de buraya koşmuş hemen. Funda teyze biraz alkollüymüş Ayşe'de bu durum karşısında korkmuş. Sadık Beyin teyzesine bir şey yapmasından korkmuş.
Sadık Bey bir tekstil fabrikasının sahibiymiş. Kurnaz mı kurnaz, eğlenceye, gece hayatına düşkün biriymiş. Görenler, duyanlar öyle diyor. Ayşe'ye yaptığı bu şeyden sonra da ne mal olduğunu anladım. Funda teyze de o fabrikada terzilik yapıyormuş önceleri ama şimdilerde Sadık Beyin asistanı olmuş. Ayşe bana ''Bir şeyler yapalım.''dedi. Dikkatimi bir şey çekmişti o an. Ahmet Hoca'nın bana vermiş olduğu hikaye ne kadar da benziyordu yaşanılan şu olaylara. Ama hikayenin sonunu okumamıştım. Ayşe'ye hikayeden bahsettim ve Ayşe ile birlikte hikayeyi okumaya devam ettik:
''...Pelin ablasının dövüldüğünü anlamıştı. Hande utancından Pelin'in gözlerine bakamıyordu. Pelin'in ''Bak gördün mü haklı çıktım işte.'' der gibi bir hali vardı. Hande'nin yanına gelen patronunun boynunda bir tırnak izi vardı. Hande'yi dövenin Fuat olduğunu anlamıştı Pelin. Fuat Hande'nin yanına geldi ve polise hiçbir şey söylememesi için iki kardeşi tehdit etti. Bir gün öncesinde Fuat ve Hande gazino çıkışında yemeğe gitmişlerdi. Yemekten sonra Fuat'ın evine gittiler. Fuat alkolü biraz fazla içmişti. Hande ne olduğunu anlamadan Fuat Hande'nin üzerine yürüdü. Fuat Hande'nin ellerini boynundan çıkardığı atkısıyla bağlamaya çalışırken Hande'de Fuat'ın boynundan tutmuş ve boynunu tırmalamıştı. Ellerini bağladı ve her tarafına vurmaya başladı. Hande her ne kadar dirense de gücü yetmedi. O kadar çok güvendiği patronunun bu halini görünce yıkılmıştı. Pelin'in sözleri gelmişti aklına. Pelin Hande'ye Fuat'ın nasıl biri olduğunu defalarca anlatmıştı. Ama Hande her defasında küçümsemiş ve ''Sen ne bilirsin küçüğüm.'' diye alay etmişti Pelin'le. Bunları hatırlayınca bir kez daha yıkıldı...
... İş işten geçmişti artık. Hande Fuat'ın gerçek yüzünü başına gelen bu talihsiz olayla görmüştü. Oysa kardeşinin sözlerine kulak vermeli ve onu küçümsememeliydi.''
Hikayeyi okuyunca kendimizden geçtik. Bu kadar benzerlik nasıl olurdu. Ahmet Hoca sanki bilerek vermişti bu hikayeyi bana. İkimizde şaşırmış ne yapacağımızı düşünüyorduk. Polisi aramak geçti aklımızdan ama bir hikaye okuduk diye polise ne ispatlayabilirdik ki veya böyle bir şey ya olmazsa ne derdik polise. Ayşelere gittik ve Sadık Beyin ev adresi bir yerlerde yazıyor mu diye göz attık. Evet Funda teyze Sadık Beyin adresini yazmıştı. Çünkü daha önce de gitmiş onun evine. Ama o zaman arkadaşça bir ilişki varmış aralarında. Sonradan sonraya bu gezip tozmalar artmış. Funda teyze arada bir krize girermiş evde. Ayşe bir keresinde banyoda bir serum be şırınga görmüş o zamandan beri şüpheleniyormuş ve teyzesinin uyuşturucu bağımlısı olmasından korkuyormuş.
Hemen dışarıya çıktık ve bir taksiye atladık. Sadık Beyin evi de bize epey uzakta Bebek'te imiş. Yollar uzadıkça uzuyordu sanki. Zaman o kadar çabuk geçiyordu ki. Bir an önce varmalıydık Sadık Beyin evine. En sonunda gelmiştik. Taksiciye parasını verdik ve indik. Ne yapacaktık şimdi? Hiçbir fikrimiz yoktu. Sadık Beyin evinin önünde dikildik. Üst katta bir odada ışık yanıyordu. Gölgeler hareket ediyordu perde de. Aniden sesler yükseldi. Funda teyze bağırıyordu. Sesler tam net anlaşılmıyordu ama arada anlaşılan sesler geliyordu ''ver onu bana'' diyordu Funda teyze. Yapacağımız tek bir şey vardı o da polisi aramaktı. Polisi aradık ve durumu izah ettik. On dakika sonra polis olay yerine gelmişti. Yükselen ve gerginleşen sesler karşısında hemen içeriye girdi polisler. Biz de peşlerinden gitmiştik. Funda teyzenin kolunda serum bağlıydı. Sadık denen o meziyetsiz kişinin elinde de şırınga vardı. Ayşe'nin korktuğu başına gelmişti. Polisler hemen ambulansa haber verdiler ve Sadık denilen o haysiyetsiz kişiyi de tutukladılar. Biz de Funda teyzenin peşine hastaneye gitmiştik.
Annem ve babam olayı öğrenmişler, hemen onlar da hastaneye geldiler. Ayşe, teyzesinin başında bekliyordu. Annemin gözlerinden yaşlar aktı. Korkmuştu benim başıma bir şey gelmiş olmasından. Babam soğukkanlılığını koruyordu. Ben onları bırakıp hemen Ayşe'nin yanına gittim. Elinden sımsıkı tuttum ve onu teselli etmek için elimden geleni yaptım. Aramızdaki yakınlık orada daha da çoğalmıştı. Her ne kadar Funda teyzenin durumuna üzülsem de Ayşe ile olan yakınlaşmamıza içten içe seviniyordum.
Aradan iki gün geçmişti. Öğleden sonra Ahmet Hoca'nın dersi vardı. İki gün öncesinde yaşadığım olaylar beni epey etkilemişti. Mahalle Ayşe ile beni konuşuyordu. Mahallelinin gözünde kahraman gibi bir şey olmuştuk sanki. Bu olaylar Ahmet Hoca'nın da kulağına gitmiş olmalı ki dersinden önce beni yanına çağırdı. ''Anladın mı şimdi bu hikayeyi neden okumanı istediğimi?'' dedi. Tesadüf olmadığını anlamıştım ama Ahmet Hoca'nın bu olayla ilişkisini anlayamamıştım.
Sordum soruşturdum Ahmet Hoca'nın bu olayla ne ilişkisi olabilir diye. Öğrendim ki Ahmet Hoca Sadık Beyin kardeşiymiş. Ağabeyinin neler yaptığının farkındaymış. Funda teyze ile de muhabbetini biliyormuş. Bu sebeple o hikayeyi bana vermiş. Sanırım kendisi Sadık Beyin kardeşi olduğu için polise söyleyememiştir.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Mar 05, 2016 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Tesadüf DeğilWhere stories live. Discover now