Mart dedikleri gibi kazma kürek yaktıracak derecede soğuktu. Ve bizde dernekte ki ısıtıcının önünde adeta kök salmış akşam yapacağımız pankart çalışması için son hazırlıkları yapıyorduk. Hava soğuktu. Çok soğuk. Ama biz yapacağımız çalışmanın önemini biliyorduk. Zaten teşkilat olarak hareket ettiğimiz için o heyecan kendiliğinden üzerimizde yerleşiyor ve soğuğu sorun bile etmiyorduk. Tamam belki birazcık sorun ediyor olabilirdik ama yaptığımız çalışmaların önemi ve sonuçlarını görünce soğuk hava manevi sıcaklığı asla yenemiyordu.
"Evet arkadaşlar, yaptığınız ve yapacağınız görevlerin önemini elbette biliyorsunuz. Biz kullar, yeryüzüne Allah tarafından hakkı yaymak ve batıldan caydırmak için gönderildik. Önceliğimiz iyi bir kul olmak ve aynı zamanda insanları doğruya çağırmaktır. Bugünkü pankart çalışmamızın konusu, batının eline aldığı moda akımına bilinçsizce köle olan hanım kardeşlerimizle ilgili."
Komisyon başkanımızın bu konuşmasından sonra hepimiz anladığımızı belli edercesine başımızı aşağı yukarı hareket ettirdik. O da her birimize bakarak tebessüm etti.
"Allah çalışmalarımızı hakkıyla yapabilmemizi nasip etsin. Allah yardımcınız olsun arkadaşlar."
Böylece küçük çaplı toplantımıza son vermiştik. Akşam sekiz civarı Eminönü meydanına toplanıp üçlü gruplar halinde mahalle mahalle dağılacaktık.Saat henüz dört olduğu için arkadaşlar evlerine dağılmak için ayaklanmıştı. Arkadaşlar teker teker kalkınca geriye komisyon başkanı, Emre ve ben kalmıştık. Emre'yle lisenin ilk yıllarından beri arkadaştık. Okulda dernek olarak yaptığımız bir program sayesinde bizi tanımış, o günden sonra derneğimizde görev almak istediğini söylemişti. O günden beri canla başla her çalışmamızda görev almak istiyordu. Yavaş hareketlerle oturduğum sandalyeyi geriye çekip ayaklanarak başkana seslendim.
"Başkanım ben eve gidiyorum. Akşam görüşmek üzere. Allah'a emanet olun." sözlerim üzerine not aldığı ajandasından başını kaldırarak cevap verdi. Akşama görüşmek üzere Eymen. Allah'a emanet ol sende."
Hasan Ağabey'in sözlerinden sonra yan tarafımda ki sandalyede oturmakta olan Emre'ye döndüm. Benim ayaklandığımı fark etmemişti. Her zaman ki gibi telefonu elinde, sosyal medya hesaplarında dolaşmakla meşguldü. Elimi Emre'nin omzuna koyup başkana kısa bir bakış attım.
"Emre, kardeşim ben çıkıyorum. İstersen sen dört saat gibi kısa bir süre kadar bu sandalyede oturduktan sonra direkt meydana geçersin?"
Sözlerimin üzerine başını telefonundan kaldırmadan konuştu.
"Eymen dur iki dakika daha. 'Kudüs bizimdir' hastagına tweet atıyorum."
Emre'nin tweet atması sonunda bittikten sonra Hasan Ağabey'e başımızla selam verip odadan çıktık. Çıkışa doğru ilerlerken Emre'ye muzip bir bakış attım.
"Bak bu sefer sırtıma atlama, kaç kilosun oğlum sen?! Belim kopmuştu geçen sefer!"
Gözlerini devirip merdivenden inmeye başladı. Ayakkabılarımızı giyip dış kapıyı açtık ve dışarı çıktık. Emre'yle evlerimiz birbirine çok fazla uzak değildi. Biz üst sokakta, onlarda alt sokakta oturuyordu. Sokak ayrımına gelene kadar Emre, bir haber sitesinde mülteciler hakkında okuduğu haberi anlattı.
"Kardeşim, sınava iki hafta kaldı. Ne yapacağız?"
"Seni bilmemde Emre, ben akşamları dört saat test çözmekle geçiriyorum. 'Ve biz, her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.' buyuruyor ya Allah. Biz elimizden gelen gayreti gösterelim Allah bize yardım eder kardeşim."
YOU ARE READING
EYLEM
Spiritual"Anne,rozetimi bulamıyorum.Sen gördün mü?" Bu bir kötü çocuk hikayesi değildir.
