Issız sokaklarda yürüyorum, kafamın içi bir yığın hayal ve planla dolu. Yapmak istediğim şeyler ve yapabildiklerim, her şey birden uçacakmış gibi geliyor ellerimden. Sanki en ufak rüzgârda düşecekmiş gibi hissediyorum, ama engeller beni durdurabilecek durumda değiller. Çünkü ben hayatımı bu yolda sonlandırmaya yemin ettim. Kişiler veya engeller düşüncelerime nüfuz edemezler. Onlar bana ait ve hep öyle kalacaklar. Hiçbir zaman "herkes" olmayacağım!
Gene derin düşüncelere dalıp gitmişim. Sabahın onu olmuş, kalkıp işe gitmem gerek. Bugünkü ilk dersim saat onbir de. Hemen üzerimi giyinip kahvaltımı ettim ve yola koyuldum. Sanırım Üniversiteye metroyla giden tek profesör benim. Bu arada söylemeyi unuttum sanırım, Boğaziçi Üniversitesinde akademisyenlik yapıyorum. Sanırım otuz yaşında profesör olan tek insan benim ve otuz yaşından çok daha genç görünmem kimseye profesör olduğumu inandıramama yol açıyor. Gene de hayat güzel..
AZ13.. Neredeyse bütün günümün geçtiği odama vardığımda ceketimi çıkartıp kendime bir kahve yaptım. Dersimin başlamasına tam olarak yedi dakika vardı. Anfiye girip öğrencilere selam verdikten sonra masama geçip biraz onları izlemek istedim. Tabi sonra felsefî sözler söyleyip onları büyülemek.. Sanırım şuan hepsi delirdiğimi sanıyor. Yüzlerine dik dik bakıyorum, sanki biraz gülümser gibiyim. Bir anlam veremiyorlar tabi. Sonra fazla sıkıldıklarını düşünüp lafa girdim.
"Sanırım hepimiz bir şeyler için yaşıyoruz, bir amaç, ideoloji ya da her ne derseniz diyin. Peki sizin hayatta ki amacınız ya da ideolojiniz ve bu ideolojiyi size kabullendiren şey nedir bunu yazacaksınız bu ders. Şimdi başlayın lütfen."
Herkes nasıl başlasam diye düşünürken en ön ikinci sıradan sessiz bir çocuk takır takır yazıyor, her zaman böyle çekingen, içe kapanık öğrenciler vardır ve onlar keşfedilmeyi bekleyen birer cevherlerdir aslında.
Neyse ki biraz bir şeyler yazmaya başladılar da tüm ders boyunca hepsine gülücük saçmak zorunda kalmadım. Herkes bitirdiğinde getirip kağıtları verdiler, dersin bitmesine de bir kaç dakika kalmıştı. Hem de bugün yalnızca tek bir dersim var o da ilk sınıflara.
"Görüşürüz gençler kendinize iyi bakın!"
Sınıftan çıktım odama gidiyordum ki en köşede oturan sessiz çocuk arkamdan koşarak gelip elindeki kağıdı getirdi. Koştuğu için nefes nefese kalmış ellerini dizlerine koyup hızlı nefesler almaya başladı.
"Herhalde çok büyük amaçların var ki bu kadar uzun sürdü genç adam"
"Şey a-aslında ben biraz kendimi kaybetmişim yazarken o yüzden efendim afedersiniz."
"Tamam sorun değil. Hadi dersine git biliyorsun Ahmet hoca geç gelenleri almaz ve şuan sınıfa doğru gidiyor."
"A-a p-peki kendinize iyi bakın profesör"
Geldiği gibi geri koşan çocuğa bakarken gülmeden edemedim. Kendi üniversite yıllarımı hatırlıyorum da.. Şuan hatırlamak istemedim! Neyse işte artık eve gitme vakti. Bugünü kendime ayırıyorum, araştırmalarım ve dersler bir günlük aklımdan uçuyor. O bir ders de olmasa tam olacak ama..
Perşembe günleri tek ders olduğu için eve yürüyerek gidiyorum. Tamam bunun eve yürümeyle alakası ne diyeceksiniz ama neyse işte sjcjjs. Yolda en çok müzik dinleyerek etrafı izlemeyi, kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmayı seviyorum. Neden bilmem ama her bakışımda yüzümü bir tebessüm kaplıyor. Müziğin de bunda çok etkisi var tabi, dinlediğim şarkılar çoğunlukla slov, duygusal parçalar. Şarkıların sözleri ne kadar anlamlı diye düşünürken en sevdiğim şarkılardan biri çalmaya başlıyor şansıma..
Beyond the door
Kapının ardında
There's peace I'm sure.
Huzur var eminim
And I know there'll be no more...
Ve biliyorum artık olmayacak
Tears in heaven
Cennette gözyaşları
Would you know my name
İsmimi bilir miydin
If I saw you in heaven
Cennette seni görsem
Would it be the same
Herşey aynı olacak mı
If I saw you in heaven
Eğer seni cennette görsem
Gözlerim doluyor, nedenini bilmiyorum ama bu kişisel bir sorundan çok insanların kötülüklerinin bende yarattığı etkiler. Sanırım felsefeci olmanın en zor yanı; bir şeyler biliyorsunuz ve bir şeyler yapmak istiyorsunuz fakat insanlar sizinle ilgilenmiyor. İnsanlar zevkleri için savaşıyor, konfor için, daha iyi bir araba daha iyi bir ev.. Hiçbir zaman daha fazla iyilik için değil ya da doğru bir ideoloji için değil! Bunu düşündükçe içim içimi yiyor. Nasıl oluyor da bu kadar bencil ve aptal olabiliyorlar?
Bazen çok egoist olduğumu düşünüyorum bazen de tam tersi oluyor. İkilemler hayatımız boyunca hep varolacak sanırım ama bende doz biraz fazla gibi.. Neyse ki eve varabildim, üzerimi değiştirip yatağıma yayılmak ilk iş tabi ki..
YOU ARE READING
Merih
Teen FictionYapayalnız, kimsesiz, duygusuz, soğuk görünen biri. İnsanların önyargılarının içinde kaybolmaktan kendini alıkoyamayan, aslında kendi dünyasında 'beyaz' biri Merih. Siyahı kalbinde bulundurmayan biri.
