Cennete hoşgeldin,keyifli okumalar.
***
(Bölüm şarkısı; Low - Lullaby.)
***
2 YIL ÖNCE.
Alnımda biriken terler sicim gibi yere dökülürken,yenileri arsızca eskilerin yerini dolduruyordu.
Soğuk hava,enseme dayanan soğuk bir bıçak gibi belli etse de kendini, ısınmaya başlayan bedenim,onu iplemiyordu.
Önümde sallanan kum torbasına sert bir yumruk daha geçirdim.
Yumruklarımın naylon kumaşa çarparken çıkardığı tok sesler dışında, derin nefeslerim boş depoda yankılanıyordu.
Üzerimdeki siyah atlet, tenime yapışmıştı. Tepeden topladığım saçlarımın kökleri terden sırılsıklam olmuştu,saç uçlarım hareketlerimle beraber sırtıma küçük silleler atıyordu.
Havanın soğuk olmasına rağmen vücudumun etrafında ateşten bir çember varmış gibi hissediyordum.
Hızımı alamadan sert darbeler indirdiğim kum torbası her düşünceme ön ayak oluyor ve her zehirimde artan gücüm, az sonra kum torbasının yere devrileceği fikrine düşürüyordu beni. Umursamadım.
Zihnime ağır gelen her düşüncem,bu sabah uyandığımda, göğüs kafesime bir ok gibi saplanan huzursuzluktan pay biçiyordu.
Şuana kadar bir sorun çıkmamıştı ama içimi kemiren bir his vardı.
Kötü,rahatsız edici bir histi. Her zamankinden daha boğucu.
Lanet.
Kollarımın sızlamaya başladığını hissetsem de buna aldırmadım ve duraksamadan kum torbasını dövmeye devam ettim.
Aslında kum torbasına değildi attığım yumruklar, içimdeki laneteydi. Boğuluyor gibi hissediyordum.
"Dora?"
Beklenmedik ses, hızımı düşünürken,artık durmam gerektiği komutuna, bedenimde onay verdi.
Durdum.
Kollarım iki yana bir kağıt parçası gibi düşerken, yanaklarımın içini ısırıp, deponun kapısına baktım. Göğsüm hızla inip kalkıyordu, nefesim düzene girmeye çalışıyordu.
Oktay'ın, tüm heybetiyle o siyah takım elbisesinin içinden,bana perişan bir ifadeyle baktığını gördüm.
Yüzündeki ifade kaşlarımı çatmama neden olurken, alnımdaki terlerin buz kestiğini ve şakaklarımı yakarak yere sıyrıldıklarını hissettim.
"Ne var? " Sert sesim,bana bile yabancı gelmişti. "Ne istiyorsun? "
Oktay yumruk yaptığı ellerini gevşetip bana doğru kararsız bir adım attı. Kısaca onu inceledim.Hafif grileşmiş saçlarının altında hiçte 36 yaşında gibi durmuyordu.Uzun boylu, sert çehreliydi.
Sessizlik dolu bir cevap verdi.
Yanında babanın yokluğunu hissettiğim de, bakışlarım sorgularcasına kısıldı ve gereksizce çevresine bakındım.
Oktay,Semih babanın sağ koluydu. En güvendiği adamı. Yıllardır onunlaydı ve oğlu gibi seviyordu Oktay'ı.
"D-dora... " Gergin dudakları arasından tekrar adımı seslendirdi. Acı çekiyor gibi görünüyordu.Sırtına saplanmış bir bıçak mı vardı? Geberiyor muydu?
Gözlerinden dökülen dehşeti bir an avuçlarımın arasına alabilirim sandım. Beni de germişti.
Bu hali daha da canımı sıkarken,derin bir nefes alıp, ellerime bağladığım kirlenmiş sargıların bağını çözdüm.Yıpranmış bez parçalarını gelişigüzel yere fırlatırken , Oktay'a alttan bir bakış attım.
YOU ARE READING
Cennetin Tanrıçası
Teen FictionGözleri beni bulduğunda, kafasından geçenleri okumak istercesine baktım ona. "Nasıl bir kadınsın sen? " diye sordu düz bir sesle. O an o kadar yorgun göründü ki gözüme, onu bu hale getirenin ben olduğunu bilmek kalbimi kavurdu. Başımı yana eğdim p...
