DÖNÜŞ - Giriş

28 5 1
                                        



"Neden geç kaldın?" uzun zamandır duyduğum bu sorudan artık sıkılmıştım çoğu zaman cevap bile vermiyordum. O kadar bunalmıştım ki hayattan onu bırakıp gitmek gibi delice bir fikir ile doluydum. Konuşmak için bile kelimeleri bir araya getiremiyordum. O yüzden salonu es geçip merdivenlere yöneldim. "Sana sordum?" bu kadar sakin konuşması beni deli ediyordu. Onun sesini duymak beni çıldırtıyordu –bazı zamanlar- bıkkınlıkla ona döndüm. Koca koltuğa yaydığı evrakları inceliyordu. "Evet." Diye devam etti. Elindeki kâğıdı dizine koymuş bana bakıyordu. Bakır rengi saçları ve mavi gözleri vardı. Tıpkı benim gibi. Beyaz teni dolgun dudakları ve sert bir çenesi vardı. Hafif kirli sakalları onu yaşından daha büyük gösteriyordu. Ona baktıkça ona olan sadakatim beni ona karşı durmaktan alı koyuyordu. O ömrünü bana vermişti nasıl olurda ona karşı gelirdim. Ama içimdeki bu derdi ona söylemek zor geliyordu. Bana yine kızacaktı.

 O derin gözleri beni süzerken olduğum yere oturdum. Dizlerim artık beni taşımıyordu. O yerinden kalktığında yüzündeki saf korkuyu saklamamıştı. Ona bakmayı bir an bile bırakmadım. Hızla önümde diz çöktüğünde elleri yüzümü kapatan saçlarımı geri ittirdi.

"Anlatacak mısın yoksa ben kafamdan kurmaya başlayayım mı?"

"Ben..." diye bilmiştim sadece. Elleri yanaklarımı okşarken beni kendine çekip sarıldı.

"Neden sürekli bunu yapıyorsun. Kendine zarar vermekten başka bir şey değil bu yaptığın."

"Ama ben."

 Devam edememiştim o da üstelememişti. Saçlarımı okşayıp öptü ve benimle öylece oturdu. Onu çok seviyordum. O kadar çok ki onun için ölürdüm. "Bir daha gitme bana şimdi söz vermeni istiyorum." Yapa bilir miydim? Kendimden emin olamazken ona nasıl söz verirdim. Beni çevirip suratıma baktı. Gözleri gözlerimde öylece durdu. Bunu onun için yapmalıydım o da benim gibi üzülüyor ve yıpranıyordu. "Söz." Diye mırıldandım uzandı ve alnımı öptü. "Şimdi odana çık ve dinlen tamam mı?" kafamı sallayıp onu anladığımı belirttim. Beni yerden kaldırırken birazda olsa gevşemişti. Benden ayrılıp yerine giderken "Abi." Diye seslendim. Dönüp bana gülümserken bende güldüm. "Seni seviyorum." Başını sallayıp gülümsemesini büyüttü gülümsemesi bulaşıcıydı. "Ben pek o duyguları beslemiyorum." Dediğin de dudak büktüm. Ve o yerine giderken bende odama çıktım.

 Pislik herif beni sinir etmek için elinden geleni yapıyor. Biraz daha iyi hissederken hızla bir duş alıp yatağa girdim. Aklıma aile mezarlığımızda geçirdiğim dakikalar gelince kafamı sallayıp onlardan kurtuldum. Onlar ölmüştü ve bizde baş başa kalmıştık. Onlar öldüğünde ben altı abim ise on altı yaşındaydı. Onlardan sonra beni hiç bırakmamıştı. Şirketi o on sekiz yaşına girene kadar yönetim kurulu idare etmişti ama daha sonra o işleri ele almış ve şirketi o yaşından itibaren başarıdan başarıya sürüklemişti. Bu zaman boyunca bana bakmış ve okulumu bitirmem konusunda ısrarcı olmuştu. Onu kırmamış okulumu bitirmiştim. Şimdi ise ne yapacağımı bilmiyordum. Belki şirkete çalışırdım. Şuanda yirmi dört yaşındayım ve o bana artık ne bekliyorsun demiyor. Hatta hiç çalışmasam umurunda bile olmaz. Benimle olduğu sürece onun hayatında hiç kadın görmemiştim. Belki tek gecelikler hariç. Tüm hayatı benimki üzerine kuruluydu. Bu biraz beni korkutsa da hayla nefes alıyordum. Ama artık onunda bir düzeni olsun istiyordum. Bunu onunla konuşacaktım. Esnemeye başlayınca kafamdaki düşüncelerden kurtulup yorgana daha sıkı sarıldım. Ve ona bu konuyu nasıl açacağımı kara kara tartışırken uykuya daldım.

DÖNÜŞStories to obsess over. Discover now