Etrafa bakındığımda bir balo salonunda olduğumu anladım. Üstüme bir göz gezdirdim. Oha lan elbiseye bak. Hemen bir ayna bulup kendime baktım. Saçım makyajım her şeyimle mütüştüm. Gözlerimle salonu taciz ederken beni kesen fazlasıyla meteor bir Brad Pitt ile göz göze geldim. Brad Pitt mi? hem de beni kesen. O an yaşadığım her şeyin bir rüya olduğunu anladım. Zaten bu kadar güzel olmamdan anlamalıydım.
Derken Brad ( aramızdaki samimiyet nedeniyle artık ona Brad diyorum) ile birlikte dans etmeye başladık. Ben hala şaşkınken o güzel gözlerini gözlerime dikmiş dünyanın sekizinci harikasıymışım gibi bana bakıyordu. Tam o sırada Angelina Jolie gelip "Brad'i elimden alamazsın sürtük!" diye bağırmaya başladı. Sonra en yakın kankalarım Madonna ve Bülent Ersoy gelip Angelina ' ya bağırmaya başladı.
Derken bir anda metal müzik çalmaya başladı. Madonna bağırdı, Angelina bağırdı, Bülent Ersoy bağırdı, orkestra bağırdı.
" Kızım kalk diyorum. Okula geç kalıcaksın saat kaç olmuş hala uyuyorsun! "
Gözlerimi açtığımda Madonna nın yerinde annem duruyordu. Hoş o da bağırıyordu ama bu çok farklıydı.
Önce annemin sesine ne kadar dayanabilirim diye bir deneyeyim dedim ama on saniye geçmeden bunun ne kadar saçma bir fikir olduğunu anladım. Kalkmadığımı görünce annem kabız olmuş köpek gibi hırlamaya başladı.
Anında kalkarken yorgana dolanıp yerle öpüşmeye başladım.
Sonunda zor da olsa muhteşem dudaklarımı laminanttan ayırınca banyoya gittim.
...
Gözlerimi açtığımda hala klozette oturuyordum. Yeterince işedim diye düşündükten sonra Sifonu çekip ellerimi yıkadım. Tam o sırada onunla göz göze geldim. O kim mi?
O benim uyurken ağzım açık kaldığı için yanaklarında salyalar olan, gözleri geç yatmaktan morarmış, saçı zaten kendinden bağımsız yaşayan aynadaki yansımamdan başka bir şey değildi.
Olsun buna da şükür. Hem önemli olan iç güzellik bi kere.
İyice geç kaldığım için daha fazla oyalanmadan evden çıktım.
Işık hızıyla yeni silinmiş merdivenlerden Usain Bolt edasıyla inerken ayağım kaydı ve kuş tüyü yastıklara layık popom mermer zeminle buluştu.
Ayağa kalkıp artık hissetmediğim popoma dokundum. Merdivenleri silen kapıcı Mehmet amcanın karısı Hayriye teyzeye içimden sövdükten sonra yürümeyi yeni öğrenmiş bir bebek edasıyla merdivenlerden inip durağa doğru ilerledim. Tam saate bakmak için elimi kaldırmıştım ki elimde bir sıcaklık hissettim. Hayır bu kadarı da fazla ama. Çantamdan peçete alıp elimdeki kuş bokunu silerken elime sıçan kuşa da sövdüm.
Beş dakika sonra otobüs geldiğinde vakit kaybetmeden bindim. O kadar doluydu ki içerdeki insanlar nerdeyse camlardan taşacaktı. Tabi bu durumda fortçulara da gün doğmuştu.
Muavin biraz arkaya ilerleyelim diyince tam ağzımı açıp " Arkaya ilerleyin, arkaya ilerleyin. Kardeşim arka dediğiniz yer toplasan bir metre kare bile değil. Siz burayı kırk dönüm arazi mi sanıyorsunuz anlamıyorum ki.!! " diye cevap verecektim ki arkamda bir şey hissettim. Oh My Godnes!! Birisi bana dayıyordu. "Laaan!! Kim dayıyo lan bana?!!?" Arkama döndüğümde yüzü makyajlı, saçlarında sarı peruk olan, fileli çorapla mini etek giymiş bir adam gördüm. Bu nasıl adam diye düşününce onun bir travesti olduğunu anladım. "Oha! Travesti lan bu!" diye cırlayınca tüm gözler bize döndü. Sonra çantamla adama vurmaya başladım. " Utanmıyor musun lan sen! Hem erkeksin hem de benden daha pürüzsüz bacakların var! Bi de gelmiş bana dayıyosun! "
Ben vurmaya devam ederken bizi ayırmaya çalışanlara da vuruyodum. "Yaağ şekeğriğiim naağpıyoğsuun yaağ!" " Lan bana öyle ağzını yayarak konuşma yamulturum seni."
" Ya benim ne suçum var kardeşim? Karı kılıklı adam bana dayadı görmedin mi? " " Hadi kardeşim başka otobüsle git. Yolcuların huzurunu kaçırdın zaten. "
" Kim ben mi! Aldım oğlum plakanı aldım senin! Sen görürsün seni otobüsçüler odasına şikayet edicem!"
Otobüs çoktan gözden kaybolmuştu.
Ne halt yicem ben şimdi. Allah tan okula fazla mesafe yoktu. Yürümeye başladım.
Okula vardığımda bahçede kızlarla konuşan Tuana ' yı gördüm. O da beni görünce el salladı. Tam birbirimize doğru koşarken fonda we are the champions. We are the Cham şarkı yarıda kesildi çünkü salak Tuana ayağı kayıp düştü. Aralık ayındaydık ve yerler buz tutmuştu.
Çevredeki insanlar Tuana ' ya gülerken ben artık onun bu rezilliklerine alıştığım için durumu garipsememiştim. Elimi uzatıp ayağa kalkmasına yardım ettikten sonra derse girdik.
...
Okul nihayet bittikten sonra Tuana ile birlikte eve gittik. Evlerimiz birbirine çok yakındı. Tuana' nın evine gelince " Hadi görüşürüz diyip ayrıldık." Ben de yürümeye devam ettim. Apartmanın önünde bir nakliye aracı vardı. İçeriye eşya taşıyorlardı. Anlaşılan yeni birileri taşınmıştı ve belki de hayatımın aşkıydı.
Eve girince annem bana seslendi. "Sevgi bak bu yeni komşumuz Güliz hanım. Bu da benim kızım." "Maaşallah pek de güzelmiş." dedi Güliz denen kadın. Maalesef taşınan hayatımın aşkı değildi. Zuhal Topal daki Şazuman abla tipi vardı kadında. Sanırım boş zamanlarında çöp çatanlık yapıyordu. İkimiz memnun oldumlaştıktan sonra üstümü değiştirdim.
" Sevgi! Sevgiiiiğğğ!!! Sevgiiii"
" Ne bağırıyorsun salak! " " Hadi gel kar topu oynayalım!" Al işte. Kız gelmiş yirmi yaşına hala gelmiş kartopu oynayalım diyordu. " Bana ne ya. Gelmicem. " " Noluuur lüüütfeeen! Ne istersen yaparım" Deyip yavru köpek bakışı yapmaya başladı. Yavru köpekten çok orangutana benziyordu ama bunu ona söylemedim tabi ki. "Tamam bekle geliyorum" dedim. Atkımı şapkamı takıp aşağı indim. Tuana salağı şarkı söylüyordu. "Kardan adam yapalım. Burnuna havuç takalım. Üşüyor bu havada atkıyı dola boynuna ağğğhhh!" Kafasına attığım kar topuyla susmak zorunda kaldı.
" Napıyosun ya!" " Kar topu oynayalım dedin." " Öyle mi? " dedi imayla. Sonra yandaki binanın çatısından sarkan sarkıtlardan birini aldı. Şimdi korkmaya başlamıştım. Hemen büyük bir kar topu yaptım.
" THİS İS BAHÇELİEVLER! WELCOME TO HELL!" Elindeki sarkıtı havaya kaldırıp bunları muzaffer bir komutan edasıyla söylerken ben de elimdeki devasa kar topunu ona attım. Sonrasında olanlar sanki ağır çekimde gerçekleşmişti. Tuana ne yaptığımı anladı ve hemen eğildi. O an arkasındaki yakışıklıyı fark ettim. Ben ağzım açık seyrederken Tuana "Hayııığrrr!" diye bağırdı. Arkası dönük olan yakışıklı önüne döndü ve baam! Yüzünün ortasına kar topunu yedi. Aha şimdi sıçmıştım. Ne halt yicektim. Çocuk yüzündeki karları temizlerken Tuana gülmemek için kendini tutmaktan patlıcana benzemişti. En sonunda dayanamadı ve patladı. O yerde yuvarlanıp kahkahalar atarken çocuk " Çok mu komik?" dedi. Tuana ayağa kalktı ve çocuğun sinirli olduğunu görünce durumun ciddiyetinin farkına vardı. "Eve yani hayır. Hiç komik değil. Ben zaten size gülmedim." Tuana benim sıçtığımı sıvarken duruma el attım. "Ben özür dilerim. Arkadaşıma atmıştım sonra o birden eğilince siz de onun tam arkasında durunca size geldi." " Ama tam suratının ortasına denk getirdin aferin lan Sevgi. İstesen yapamazdın. " " Allah senin belanı vermesin Tuana sus bi Allah aşkına durumu toparlamaya çalışıyorum zaten! " " Neyse tamam önemli değil. Bu arada ben Mirza." " Ben Tuana." "Ben de Sevgi." üçümüz de memnun oldumlaştıktan sonra Tuana "Ben eve gidiyorum Sevgi saat geç oldu. Yarın okulda görüşürüz." " Tamam görüşürüz. " Mirza ile birlikte öylece dikiliyoduk. Sonunda kendime gelip "O zaman ben de eve gideyim sana iyi akşamlar." "Sana da" dedi. Sonra ben eve doğru yürümeye başladım. O da arkamdan geliyordu. Ben eve girince o da girdi. İkimiz birden " Burda mı oturuyorsun " dedik. Sonra tekrar ikimiz birden " Evet " dedik. Bu halimize güldükten sonra konuştu. "Daha yeni bugün taşındık." dedi.
Tabi ya Şazuman abla kılıklı Güliz'in oğluydu. " Şaz aman Güliz ablanın oğlu musun yoksa?" dedim. " Evet annemi nerden tanıyorsun? "
"Annen bizdeydi." dedim. "Peki o zaman sonra görüşürüz." "Görüşürüz." Eve girdiğimde yüzümde bir gülümseme vardı. Mirza ne değişik bir isimdi. Acaba anlamı ne. Neyse artık komşumuz olduğuna göre bir sonraki karşılaşmamızda sorardım. Aman ne diyorum ben. Yatağa uzandıktan sonra hemen uyuyakaldım.
