Hep karşımıza çıkan olumsuzluklara verdiğimiz isimdir belkide mutsuzluk.
Oysa çoçukken düşünce dizimiz bile kanasa mutsuzluğa kapılmak diye bir şey yoktu.En basiti öpünce geçiçeğini sanardık yaralarımızın.Geçmese bile bir manevi merhem misali değeri vardı gözümüzde.Yaş ilerledi... okul çağı,iş güç...Hayat koşulları diyip diyip bir sağa bir sola koşuştururken ,küçüklüğümüzde içimize gizlenmiş onca tecrübeyi unuttuk.Biz hep bir şeyler olduğunda hayatı suçlayan taraf olduk.Oysa kendi suçumuz kabahatimizden de büyüktü.Büyümek için uğraştık annemizin terliklerini,babamızın kıyafetlerini giymeye özendik yavaş yavaş terketti yaşımızın her adımı ile beraber çoçukluğumuz.Hayat evet herkese aynı koşulları sağlamıyordu.İşte bu anı fark edemeyip değer bilmemekle git gide arttı hatalarımız...Bir çoçuk babasından pamuk şekerini vermesini beklerken diğeri ise babasının getirdi kuru katığı arttırmak peşindeydi.Hayat buna rağmen hep bir huzur bir mutluluktu.Taki o hep gözlediğimiz zaman geldi.Kimimizin yaşı aldı başını gitti.Ağızlarda ise hep bir huzur,mutluluk özlemi dökülür oldu.İnsan oğlunun bir imtihanı da belkide buydu.Tanrı onca nimet sunmuştu.Bazı insanın kuru katığına şükretmesine karşı ne kadar bir adaletsiz durumdu, yediği önünde yemediği arkasında olan insanın.Bakar bir kör olmuştu çoğumuz.Bakıyordu ama gördüğü sadece yanılsamalardı.Ön plana hep bir bencillik ben duygusunu sığdırdı.Belkide bu yüzden bakar bir kör olmaya boyun eğdi.Bunların yanı sıra hep kovalamaya başladığımız bir kavram eklendi hayatlara...Mutluluk...
Sanki hiç yaşamamışcasına yabancıydı çoğu insan.Aslında mutluluğu unutmuştu.Çünkü her insanın içinde bulunmayı bekleyen mutlulukları,umutları,huzurları vardır.Ulaşmamız o seviyeye o farkındalığa ulaşıp bakar kör olmaktan çıkmak kadar basitti.Hayatta görme yetisini kaybetmiş bir insana kör demek yanlıştır.Çünkü o insan kör değildir sadece bir yetisini kaybetmiştir.Oysa hisleri ile sezileri ile gerçekleri görebilecek kadar da kendine verilmiş bir yeteneğe sahiptir.Bu böyleyken bakar bir kör olan insanlara kızmak geliyor insanın içinden.Mutluluğu bir kalıba sokmak gibi çalışmaları da olmaz mı insan oğlunun. Deli ediyor insanı düşündükçe. Neden derseniz insan her an mutluluğa açık olmalıdır.Örneğin nefes alması demek ona verilmiş bir lütuftur.Her gün iyisi ile kötüsü ile bir güne uyanıyorsa bu mutsuzluk sebebi olamıyacak kadar karşı bir isyanlar. Çünkü biz kötü bir haldeyken sadece kendimiz o acıyı çileyi çekiyoruz gibi düşünürüz.Oysa o an aklımıza gelmez bizden başkalarının daha ağır imtihanlar yaşadığı.
Gelinebilcek bir nokta varsa oda nefes alabildiğimiz sürece mutlu olmayı beklemek yerine bizim mutluluğu seçmemizdir.Mutluluk göreceli bir kavramdır herkes için değişebilir.Bizim ayağımıza gelmesini değilde bizim ona koşmamız ise asıl doğru bir durumdur.Sokaktaki bir insanın size gülümsemesi,suladığınız bir ağacın meyvesini vermesi....Sevgisini kazandığınız çevrenin size hissettirdikleri... Düşünebileceğiniz aklınızdan geçen herşey sizin mutluluğunuzun bir kapısıdır.Siz bu kapıdan geçmeyi isterseniz mutlu Olursunuz Çünkü istemezseniz o kapı sizin ayağınıza gelmeyecektir...Mutluluk her zaman içinizde gizli.Aramakta size kalmış ...
-Kerem AKDEMİR
