Deniz, Kum, Güneş

128 15 8
                                        

       Güneş ne Kadar da sıcak.. Daha haziran ayının başlarında olmamıza rağmen güneş ışıkları tenime mızrak gibi saplanıyor beyaz tenimi yakıyordu. Adeta ailemin her yıl düzenli olarak bir araya gelip yemek yediği ana yemek olarak fırında yaptığı tavuğun pişmeye yakın haline benziyorum. - ilk başlarda bu yemek çok eğlenceliydi ailecek toplanır amcamın arka bahçesinde yemek yerdik sonra 17 yaşına girdim ve bunun boş bir aile yemeğinden ibaret olduğunu gördüm.-biraz daha az yakıcı olamaz mıydı? Veya uzaklardan gelen serin rahatlatıcı bir rüzgar çok mu şey istiyordum? Belki de elimdekilerin kıymetini bilmiyordum sonuçta neredeyse yağmur, kar ve soğuğun hükmettiği yerler vardı en azından olmalı coğrafya bilgim 4 yaşındaki bir çocuğun yüzme bilmesi, o kadar öğrenilebilir ama asla zamanı değildir. Odaklanamıyordum güneş gözlüğü, annemin kafasından çaldığım hasır şapka, mavi beyazlı şemsiyemizin gölgesi, annemin üzerime tonlarca sürdüğü koruyucu kremler... - çoğu zaman bu hoşuma gitse de bana bir bebek gibi davranması hatta beni onun büyük koca bebeği gibi görmesi sinirimi bozsa da artık 17 olduğum gerçeğini bir kenara bırakıp ona ayak uydurmam ve bu evcilik oyunu sürdürmem gerekiyor sonuçta o benim annem ve onun için ben herkesten önceyim o bana bu kadar değer verirken benim ona öyle davranmam adaletsizlik gibi geliyor.-

Etrafıma bakınıyorum bu kumsala gelirken yanımıza içecek almamamız neredeyse imkansızdı. Babama ve anneme bakıyorum ne yaptığımın farkında olmalarına rağmen kafalarını çeviriyorlar. "Ciddi misiniz? Bu sıcak havada kumsala geliyoruz ve içeceğimiz yok mu?" bir kaç saniye sonra annem umutlu bakışlarıma dayanamayıp bana bakıyor. "tabii var tatlım sadece arabanın bagajında" babam söze atlayıp "sadece senin gidip onları almanı bekliyor"-gerçekten mi? Babam normalde kumsala gelirken içecekleri asla arkasında bırakmazdı. Her şeyi yanına alırdı.-

birbirlerine bakıp gülüyorlar hemen arkasından annem kitabını okumaya babam ise her yaşlı erkeğin genellikle yaptığı gibi su dokusunu çözmeye devam ediyor. Babamı zaten biliyordum ama annem... Onu daha önce kitap okurken görmediğime yemin edebilirim o genellikle bilirsiniz işte el işi, yemek veya kadın dergileri okurdu. Lütfen sorma! Lütfen sorma! Bu sıcakta başka bir diyaloğu kaldıramam, ah benim tatlı merakım ona yeniliyorum ve yerdeki havlunun -ebay'den 29,99$'la aldığım batman temalı en sevdiğim hatta tek plaj havlum- üzerinden kalkıp sağımda duran anneme bir bakış atarak ne okuduğunu sordum. -şemsiyenin gölgesinin dışında kalmıştı. Sarı boyalı kıvırcık saçları güneşte parlıyordu.- Sanki benim sormamı beklermiş gibi kapağını kapatıp bana uzaktı. Kitabı almak istemiyorum sadece arabaya koşmak ve içeceklere kavuşmak istiyorum elinden almadan göz ucuyla kitabı süzüyorum gerçekten mi? "Kanlı Saatler" ağzım açık kalıyor.

Annem ve roman hem de cinayet romanı ortaokulda sanırım 6 sınıfta düşüp kasımı patlamıştım, o gün o kadar paniklemişti ki, değil kan görmeye kan kelimesini bile okuyamazdı. Ama şimdi ise cinayet romanı okuyor.- "cinayet romanı mı okuyorsun? Delirmiş olmalısın" annem sanki ciddi bir konu konuşur gibi yattığı bez şezlongdan-onuda geçen yaz Ebay'den almıştık- doğrulup bana bakıyor "neden ben cinayet romanlarına bayılırım" gerçekten şoka girdim buradan uzaklaşmalıydım... Hiç bir şey demeden yönümü otoyolun kenarındaki park halindeki araçlara çevirdim çıplak ayaklarla kumda yürümek hiç akıllıca bir fikir değildi.

Neredeyse zıplaya zıplaya yola ulaştım biraz sonra arabamızın yanındaydım ona şöyle bir bakınca ne kadar eskimiş olduğunun farkına varıyorum biran önce yenilenmesi lazım belki yeni yıla girmeden bankadaki belli bir miktar paramız ve takas yöntemi ile ikinci el pazardan bundan daha iyisini bulabiliriz. Sanki onu kırmış gibi elimi üzerinde gezdiriyorum "hey üzgünüz dostum(!) sen mükemmelsin(!)" ah ne yapıyorum an önce bir arabadan özür diledim kumda yürürken başıma güneş geçmiş olmalı bagaja doğru yürüyorum elimi bagaj koluna doğru uzatıyorum ve kendime doğru çekiyorum ama bir sorun var neden açılmıyor. Çoktan içecek kutusuna ulaşmış olmalıydım camdan mavi kutuya bakıyorum benim tatlı küçük dikdörtgen mavi kutum içinde belki beni bekleyen buz gibi bir şişe su vardır. Yada meyve suyu içinde kola olmadığından emindim annem gazlı içecekler konusunda çok hassastır. En son ne zaman evimizin kapısından kola geçtiğini hatırlamıyorum bile sersemlemiş bir şekilde bagaj kapısına bakıyorum neden? neden açamıyorum? Ne eksik? Ne hatalı?

Bir süre sonra kendime geliyorum ve anahtarın olmadığını anlıyorum lanet olası küçük bir çubuk benim ve sevgili içeceklerimin arasındaki tek engel öfkeden çılgına dönüyorum..Hızlıca ailemin yanına dönüyorum güneşin kavurduğu kum biraz önce yürümemi engellerken şimdi ise öfkemi biraz daha körüklüyor gidip havlumun üzerine oturuyorum ve sinirli bir şekilde "lanet olası anahtarları unutmuşum!" diye tıslıyorum annem kitabından kafasını kaldırmadan bana doğru "tekrar gitmek ister misin?" diye soruyor. Pes ettim gerçekten artık susuzluğum kaybolmuştu. Hayır dercesine bir homurtu çıkardım annem olumsuz cevabımı anlamış olmalıydı ki tepki olarak "sen bilirsin şekerim buz gibi kola iyi gelebilirdi oysaki" sekerim mi kola mı neler oluyor annem bana asla şekerim demezdi. Hatta başka birine bile ve kola annemin en karşı olduğu içecek türü asidin insan vücuduna olan zararlarından sonra kolayı almayı kestiği gibi babamla banada yasakladı. Gerçekten bugün annem beni şaşırtıyordu. Önce kitap sonra şekerim bide üzerine kola alması hem de bana içirmek istemesi, kafam karıştı buradan uzaklaşmak bütün bu ufak şokları üzerimden atmak için ayağa kalktım ve hiç bir şey söylemeden denize doğru yürümeye başladım arkamdan babamın dikkatli ol dediğini duyuyordum.

Denize yaklaştıkça dalgaların sesini daha net duyabiliyordum.. Denize 2-3 metre kala hızlandım ve suya doğru atladım vay canına! Su buz gibi hayret ediyorum dışarısı bu kadar sıcakken deniz nasıl oluyor da bu kadar soğuk olabilir. - (-10) derece filan olmalı - alışmak için derin derin nefes alıp suyun altına dalıyordum bir iki üç dört yaralı yok her defasında biraz daha üşüyorum bir yararın olmadığını anlayınca dönüp arkama bakıyorum kıyıdan çok fazla açılmıştım annemleri neredeyse zar zor görüyordum. Geri dönmeye karar verdim bir kulaç iki kulaç kıyıya yaklaşmaya başlamıştım artık ailemi seçebiliyordum derken bacağıma doğru bir ağrı saplandığını hissettim sanki bir psikopat bacağıma defalarca bıçak darbesi indiriyordu.

Ayağım derken bu sefer kolumda başladı.Ne oluyor? Suyun dibine doğru çekilirken var gücümle imdat diye bağırıyordum"yardım edin kimse yok mu?" çığlıklarımım arasında su boğazıma kaçıyordu. Buz gibi soğuk ve inanılmaz derecede tuzlu artık suyun üzerinde dalgalar kalana kadar dibe çekildim soğuk su boğazımdan sanki gidecek başka bir yer yokmuş gibi inerken tuz boğazımı yakıyordu. Yorulmuştum gözlerim ağırlaşıyordu. Artık nefes alamıyor buna ihtiyaç duymuyorum yavaş yavaş gözlerim kapanıyor akıntının sesi kulağımda kayboluyor boşluğa gömülüyorum.    



AYRINTIWhere stories live. Discover now