KÜFECİ ÇOCUK

211 2 1
                                        


Çocuk, sırtındaki boş küfesi olduğu halde yanıma usulca yaklaştığında ona başımla

istemem işaretini yaptım; o anda pazarcıyla konuşmam bitmiş, parasını ödemiş, aldığım

birkaç torba sebzeyi yere, ayaklarımın dibine koymaktaydım. Bunlar olurken, çocuk

daha da yaklaştı, ince ve cılız bir sesle sordu,

- Taşıyayım mı abla?

Bunu söylerken, hafifçe omzuma dokundu; onun ısrarına sinirlendim, yüzüne bakıp,

biraz tersçe cevap verdim.

- İstemem dedim ya!

Gözlerinde umut söndü. Sırtındaki omuz askıları kirli ve soluktu; on dört- on beş

yaşlarında olmalıydı; o mu çok zayıftı, küfe mi çok büyüktü önce anlayamadım, sonra

sonra düşünüyorum da, bir anlık bakışımla, bu kadar ayrıntıyı nasıl da görmüştüm.

Cevabım, gözlerindeki umudu söndürmüştü. Ona niye baktım? Elbette üç torba için küfe

mi taşıtacaktım? Çocuk yenik, çocuk neşesiz ve bıkkın, yanımdan ayrıldı.

Pazarcıdan paramın üstünü ve ayaklarımın dibine bıraktığım torbalarımı eğilip yerden

aldım. Hava çok güzeldi, açık ve güneşliydi, laf olsun diye pazara gelecek ne vardı

sanki?Ağır ağır yürümeye başladım, içim sıkılıyordu, pazarcılar sanki beynimde

bağırıyorlardı. Çocuk ince uzun, sarı benizli ve yorgundu, yine de bana sorarken gözleri

umut doluydu. Usulcacık çekingen dokunuşu, " Taşıyayım mı abla" deyişi, "Yok

istemem" deyince çöken sıska omuzları, yere inen göz kapakları...

Sokağın başına kadar yürümüşüm; sahi ben niye pazara gelmiştim? Sözde, önce

tülbentçilere gidecektim, şu çok ilerideki tezgâhlara, iki tane oyalı, dallı güllü yazma

almak için. Yazlıktaki evimizin, duvar nişlerine yayıp, Avanos'tan aldığım toprak testi

ve kandillerin, daha da güzel durmaları için. İki oyalı yazma! Benim bildiğim, pazardan

sebze ve meyveler, en son alınır ama ben bunu hep yapıyorum; baştan alınacak hafif

şeyler dururken, gidip hemen sebzelere dadanıyorum, sanki kaçacaklar!

Durgunlaşmış, düşünceli bir halde yürürken sıkıntıyla ve merakla etrafıma

bakınıyordum. İçimden de kendi kendime konuşuyordum;

Acaba küfeci çocuğa rastlar mıyım? Eğer rastlarsam kesin kararlıyım, üç torba da olsa o

kocaman küfenin içine atacağım; bana mı kaldı, çocuk gözlerdeki umudu söndürmek?!

Böyle kendi kendime kızıp, içim ezik yürürken, onu gördüm; sebze tezgâhlarının

arkasındaki akasya ağacının dibine, kaldırım kenarına oturmuş, boş küfesini de yanına

bırakmıştı; diğer yanında ise, kendisinden birkaç yaş büyükçe bir delikanlı oturuyordu

ve birbirlerine çok benzedikleri için, onları görür görmez kardeş olduklarını anlamıştım.

İkisi de, oturdukları kaldırımda, yere yaydıkları bir gazete parçasının üzerindeki

domates ve ekmekten oluşan yemeklerini yiyorlardı. Küfeci çocuk, ağabeyi olduğunu

tahmin ettiğim gencin, bir eline ekmek parçasını, diğer eline de domatesi tutturdu; biraz

daha dikkatli baktığımda, gencin kör olduğunu gördüm ve bunu anlar anlamaz göğsüm

sıkıştı, adeta nefesim daraldı. Aceleyle çantamdan su şişesini çıkarıp dibinde kalan

birkaç yudum suyu içtim. Tekrar onlara baktığımda, küfeci çocuğun yerinde olmadığını

gördüm, etrafta da görünmüyordu. Sıcaktan olacak bayağı yorulmuş ve yine dalgın,

bezgin ve amaçsız pazar sokağının sonuna doğru yürümeye başladım Birden yine küfeci

çocuğu gördüm. Çocuğun biraz önünde yürüyen genç bir kadın, elindeki karnabaharı,

tepeleme dolu olan küfenin en üstüne oturttu; böylelikle çocuk son yükünü de almıştı;

nitekim hem kendi dengesini, hem de yükünün dengesini ayarlayarak doğruldu ve

dizleri bükük, sırtı öne doğru eğik, zorlukla da olsa yürümeye başladı. Küfenin bez

askılıkları adeta çocuğun omuzlarına gömülmüştü. Genç kadın, hala tezgâhlara bakarak,

çocuğun önü sıra yürüyordu, hiç acelesi yoktu. Çocuk yanımdan geçti, ona baktım,

gözlerinde umut vardı...

Ergül İLTER


You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Nov 14, 2015 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

KÜFECİ ÇOCUKWhere stories live. Discover now