YANILGI-I

133 2 5
                                        


Gece saat oniki sularıydı. Çalan telefonumun sesine sıçramıştım. Telaşlı, titrek ve ağlayan bir ses "Bana yardım et" diyordu. O an, arayan kişinin kim olduğunu anlayamamış ve olduğum yere sanki çivilenmiş gibi kıpırdayamamıştım. "Sen kimsin
?" demeye fırsat bulamadan, olduğu yeri tarif etmiş ve yanına gitmemi istemişti. Aslında, tarif ettiği yer evime hiç de uzak değildi. "Yalvarırım çabuk gel" dedi ve kapattı.

Bir an, yanına gidip gitmemekte tereddüt ettim. Sonra, arabama atlayıp bulunduğu yere gittim. Bir telefon kulübesinin içinde bir kız vardı. Kulübenin kapısına ayaklarını dayamış yerde oturuyor, titriyor ve bir şeyler mırıldanıyordu. Saçları uzun ve dağınıktı. Sol kaşı patlamış, gözü morarmış, sağ eli ise kanlar içindeydi. Yavaşça yanına gidip telefon kulübesinin camına vurdum. Bir anda yerinden fırladı. " Sanırım beni aramıştın" dedim. Hemen kulübeden çıkıp boynuma sarıldı ve yine " Bana yardım et" dedi. O halini görünce hiçbir şey soramadım ve kızı arabaya bindirip evime götürdüm.

Evimin kapısının önünde rahat bir nefes aldığını fark etmiştim. Çekingen ve korkak bir hali vardı. Kapının önünde muhtemelen "içeri geç" dememi bekliyordu. "İstersen önce banyoya gidelim" dedim. Bir an söylediklerimi anlamaz bir bakışla gözlerimin derinlerine baktı. "Yaralarına pansuman yapmamız gerekiyor, malzemelerim orada" dedim. "Ben doktorum" diye de ekledim. " Biliyorum" dedi. Şaşırmıştım, nereden biliyordu? Belki de daha önce muayeneye gelen hastalardan biriydi ama öyle olsa hatırlardım. Bilemiyordum.

Banyoda tüm yaralarını temizledik. Vücudundaki morlukları ise orada görmüştüm. Ciddi anlamda darp edilmişti. Ardından, ağrısını hafifletmesi için bir ilaç ve giymesi için temiz kıyafetler verdim. Onu, kulübenin içinde ilk gördüğümde boyu çok kısa görünmüştü gözüme ancak; şimdi hemen hemen aynı boylarda duruyorduk. Benim kadar zayıftı, belki de benden daha zayıftı. Boyu 1,70 cm civarında, uzun saçlı, esmer, gözleri ise alabildiğine siyahtı. Temizlendikten sonra güzelliği daha da ortaya çıkmıştı. Konuşamayacak kadar yorgundu. Önce, aç olup olmadığını sordum, cevap vermedi. Hemen bir şeyler hazırlamaya mutfağa gittim. Yemeğin etkisi ile yorgunluğu iyice ortaya çıkmıştı. Koltuğa oturdu ve çok geçmeden gözleri kapandı. Yatabilmesi için temiz çarşaflar getirdim ve bir yer hazırladım. Tam ışığı söndürmek üzereyken, cılız bir ses ile " teşekkür ederim" dediğini duydum. Yatağıma giderken aklımda çok fazla soru vardı. Bu kız kimdi? Nereden gelmişti? Beni nasıl bulmuştu? Neden benden yardım istemişti? Ve en önemlisi beni nereden tanıyordu? Gazetelerden okuduğum onca olumsuz haber sonucunda iyi bir şey yapıp yapmadığımı sorguluyordum. Bana zarar da verebilirdi. Ancak; birine zarar veremeyecek kadar masum duruyordu.

Ertesi gün, nöbetim vardı. Onu, evimde bırakıp gitmek zorundaydım. Bu konuda tereddüt ederken uyandığını gördüm. Kahvaltı sofrasını çoktan hazırlamıştım. Aslında gece de pek uyuyamamıştım. Şimdi, daha fazla toparlanmış görünüyordu. Önce, adını sordum. Soracağım birden fazla soruya cevap verebilecek gibi gelmemişti o an. "Ben, Nur Kara" dedi. Gerçekten de nur gibi bir yüzü vardı insanın içine işleyen ve soyadı kadar da kara bakışları. "Ben de Sevi Çınar" dedim. Bu tanışma faslının devamını getiremeyecek kadar kısıtlı bir zamanım vardı. Hastaneye gitmek zorunda olduğumu ve nöbetim olduğunu söyledim. Başını önüne eğdi. Gitmemi istemez bir tavrı vardı. Sonra; " lütfen bana güven, sen gelene kadar ben burada olacağım " dedi. Aslında; evimden ziyade, onun hakkında düşündüğüm daha başka şeyler vardı aklımda. Daha neden beni aradığını bile soramamıştım.

Hastaneye gider gitmez bu durumu Serkan'a anlattım. Serkan'la üniversite yıllarından beri birlikteydik. O, ikimizin de dahiliye uzmanı olmamızı istemişti. Bense, bir beyin cerrahı uzmanı olmayı tercih etmiştim. Uzun zaman sonra, ilk kez bu yıl evlilik ile ilgili konuşmaya başlamıştık. Aslında, ikimiz de evliliğin bize göre olmadığını düşünüyorduk. Halimizden de son derece memnunduk. Fakat ailelerimiz bir torun sevgisi ile yanıp tutuşurken, onlara daha fazla karşı gelemeyeceğimizi biliyorduk. Bu yaz evlenecektik. Serkan, hayatımda tanıdığım en mükemmel erkekti. Nazik, düşünceli, merhametli birisiydi. Benden biraz uzundu. Benim tam tersime esmerdi. Aramızdaki en büyük sorun ise, benim ondan daha fazla iş kolik olmamdı. Tüm iyi ve kötü olayları birlikte yaşamış ve tam onüç yılımızı birlikte geçirmiştik. Gözlerimize baktığımızda ne düşündüğümüzü bilecek kadar tanıyorduk birbirimizi. Dün gece yaşadığım olayı anlatmadan önce, aslında nasıl bir tepki vereceğini biliyordum. Ancak; anlatmalıydım. Ona anlatmadığım hiçbir şey yoktu, onun da bana. Tahmin ettiğim tepki de çok geçmeden gelmişti, çok kızmıştı. Bana bir şey olacağını düşünmüştü. Çok korkmuş bir hali vardı. "Gönder onu hemen"  dedi. Aslında onun da başına böyle bir şey gelse, tereddüt etmeden benim yaptığım şeyi yapacağını biliyordum. Nöbetim bitene kadar her saat başı sürekli cep telefonuma "Gönder onu hemen" diye mesaj attı. Bu gün, bir konferans için bir haftalığına Almanya'ya gidecekti ve beni bu şekilde bırakmak istemiyordu. Beni bu kadar taciz etmesinin sebebi ise ne kadar inat bir karakterim olduğunu bilmesiydi. O beni ikna etmeye çalışsa da Nur'u, en azından öğrenmek istediklerimi öğrenene kadar göndermeyeceğimi de biliyordu.

Bir sonraki sabah eve geldiğimde Nur'u beni bekler vaziyette buldum. Sanırım o da bir gece önce uyuyamamıştı. "Hoş geldin", dedi ben içeri girerken. Daha "Hoş bulduk" diyemeden, "Özür dilerim ve çok teşekkür ederim" dedi, başı önde ve benimle göz teması kurmayarak. Sonra elimden çekip, beni mutfağa götürdü. Karşımda kusursuz bir kahvaltı sofrası vardı. Birlikte kahvaltı yaparken hiç konuşmadık. Ardından ben, ikimize de birer Türk kahvesi yaptım. Artık uzun uzun konuşabilirdik.

YANILGIWhere stories live. Discover now