5

21 2 0
                                        

Gözlerimi açtığımda karşımda gözleri kıpkırmızı olan asin'i gördüm, ardından bembeyaz hastane odasını,

-misam iyi misin, bekle beni doktoru çağırıyorum deyip cevabımı beklemeden hızla çıktı. Ardından doktorun girdiğini gördüm , alt tarafı bayılmıştım. Bu ne asık bir surat ve telaşlı hareketlerdi. Şimdiden doktora sinir olmuştum.

-misam hanım , sandığımdan erken ayıldınız. Fakat yine tahlil sonuçlarınızda umduğum gibi çıkmadı. Vücudunuzda büyük bir dirençsizliğiniz var ve bu sadece beslenme eksikliğinden kaynaklanmıyor. Stres sıkıntı, sağlıksız yaşam bunların hepsi hastalığa neden olmuş olabilir. Şimdi kesin bir şey söyleyemem ama tahminlerime göre beyin tomografiniz çekilmeli. Deyip sessizce yüzüme baktı.

Kusura bakmasın ama öleceksem bu kadar fazla zahmete katlanamazdım. Ben ölmek istiyorum da diyemezdim ki ,yine bana deli gibi muamele edenlerden olurdu başka yoldan halletmeliydim. Hafifçe doğrulup kolumdaki seruma aldırış etmeden ayağa kalktım.

-kusura bakmayın ama ben sizin tahminlerinize göre hareket etmek istemiyorum ,kendi doktorum ne önerirse onu yapacağım. Diyerek en sahte şekilde gülümsedim. Biraz şaşırmış, biraz da ukalalığıma kızmış bir şekilde seçim sizin deyip çıktı. Asin kızgınca bana bakıp,

-lanet olsun misam sen doktora dahi gitmeyi istemezsin , bir de yalandan kendi doktoruma baktırırım diyorsun . başımın etini şimdiden yemeye başlayacaktı. Zaten başım ağrıyordu , birde yem olmasına katlanamazdım.

Serumu taşıyan tekerlekli direği çekeleyip ,

-madem biliyorsun neden beni buraya getirdin deyip hışımla odadan çıktım. Koridordaki hemşire odasına girdiğimde asinin dışarıda beklediğini gördüm. Hemşire serumu çıkarınca asin'in elindeki çantamı görüp çıkalım dedim. Bir dakika ben şuan bu mavi önlükle ve içimdeki mayo ile çıkamazdım ya. Çantayı alıp odaya geri döndüm. Asin'in hala suratı asıktı. Her şeyi bana zorla yaptırmaktan vazgeçmeliydi.

Belki de biraz yatıştırması gereken bendim. Asin'in koluna girip,

-asin bunu problem yapma öleceksem öleyim deyip güldüm. Oda haklıydı ama seçim benimdi. Bir anda önüne geçip durdu,

-her zaman bencil olmak zorunda mısın? Çatık kaşlarının ardından gelen bu cümleyi ilk defa duymuştum. Normalde bana sitem etmesi gereken çoğu yerde bir şey demezdi. Şaşkınlığımla, susmamdan yararlanıp devam etti.

-sen abinin ardından neler yaşadıysan aynısı benimde başıma gelecek bunu anlamıyor musun? Omuzlarımdan tutan ellerine gözüm kaydı. Ona bu lafları ettirecek kadar ne yapmıştım ki. hayır bana bağlanmamalıydı , yoksa kırılırdı. Biz birbirimize bağlanmamalıydık. Kollarını ittirip,

-biz öz kardeş değiliz asin , senin yüreğin ben kadar yanmaz. Hem yansa da umurumda değil, çünkü ben sen kadar sana önem vermiyorum . deyip ardımda bıraktığım yaş dolu gözlerden hızla uzaklaştım. Beni etkileyen her gözden kaçmam yanlıştı beklide ama başka bir çözümüm yoktu.

Nefesimi kontrol edemeden merdivenleri indim. Bu sefer arkamdan gelmeyeceğini biliyordum . çünkü onu yeterince kırmıştım. hastanenin önündeki taksinin yanına gittim. Çantama bakıp cüzdanı aradım ama çantamda yoktu o telaşla almayı unutmuştu galiba. tek çözüm otostoptu. Gittiğim yere kadar giderdim sonrası umurumda değildi yeter ki o eve asin'in yanına dönmeyeydim.

Neredeyse sabahın dördü olduğu için çok az araba vardı, hiç seçeneğim olmadığından önümden her geçen arabaya işaret yaptım. Kendimi anlamsız bir şekilde kötü hissediyordum. En sonunda beşinci işaretimde bir araba kenarda dururdu. Siyah canlardan dolayı göremediğim için açılan arka kapıdan içeri baktım. Ön camı açsa olmaz mıydı ? gerçi şoför seçecek halde değildim.

-istanbul yolundan geçer misiniz ? diye sordum. Bu durumlarda nasıl hitap edilir onu dahi bilmiyordum ki. Sadece genç bir adam olduğunu gördüğüm adamın başını sallamasıyla yüzünü görmeden araca atladım. Çantamı koyup , camdan asin çıktı mı çıkmadı mı diye baktım. Ortalıkta yoktu ardından önüne dönüp ister istemez çaktırmadan bakışlarımı adama yönelttim. Yok artık hayal olmalıydı . ben kesin kafayı yemiştim. Gerçekten bir tomografiye ihtiyacım vardı. aynadan bana sırıtan adama baktım , lanet olsun ki oydu. Hareket eden arabaya aldırış etmeden kapı kolunu tuttum .

-durdur arabayı yoksa atlarım, dememle kapıları kilitledi. Hiçbir şey demeden sinsi sinsi sırıtarak aynadan bakmaya devam etti.

-sana diyorum aptal mısın ? aldırış etmeyen tavırları sinirimi bozuyordu. Ön koltuğu tekmelemeye başladım. Hiç bir şey yapmıyordu. Allahım kendimi şuan nasıl öldürebilirdim.

-ya sen benden ne isti... cümlemi tamamlayamadan kendimi yan cama yapışmış bir şekilde buldum. Arabayı öyle hızla kullanıyordu ki , girdiğimiz ara sokakları takip edemiyordum. Nasıl dönecektim geri. Belki de hiç dönemeyecektim. Bu sefer kesin beni öldürecekti. Arabayı tenha bir sokakta park edip bana döndü. Burası hiçte haz edeceğim bir yere benzemiyordu, fakat İngiliz sarayının bahçesinde ölecekte değildim. Benim için yeterli sayılırdı. Öylece bakarken , gözlerinin yeşil olduğunu gördüm. Tamam bu umurumda olmamalıydı . onun sessizce bakan gözleri beni ölümden daha çok rahatsız ediyordu.

-tamam öldüreceksen hazırım , deyip ardıma yaslandım. Hiç umursamadığımı anlaması için camdan dışarı baktım. Burası gerçekten fakir ve kasvetli bir mahalleye benziyordu.

-ne saçmalıyorsun sen, deyip kahkaha attı. Of niye hiç bir şey istediğim gibi olmuyordu. Arabadan inip kapımı açtı. Elimden tutup çekeledi. Hiç bir şey demeden arabadan çıktım. Ne yapıyordu bu şimdi anlamıyordum. Elimi bırakıp tanışma pozisyonunda uzattı ,

-ben eren , senin adın ne deyip gülümsedi. Adını zaten biliyordum , ama yinede bunu bilmesini istemiyordum. Tam sanane diyecektim ki eski diogolumuz aklıma geldi. İşi uzatmadan ,

-misam . elimi kavrayıp tuttu, elimi çekeleyip ,

-ne yapıyorsun dememle bakışlarını baygın bir şekilde yana devirip ,

-biraz sussan dedi.

Susmam onun için felaket olabilirdi. Bunu ona ödetecektim. Arabayı kapatıp , ilerlemem için elimden çekeledi. Yanında yürürken yüreğimin hızlandığını hissediyordum , buna rağmen yüzünü tüm ayrıntısıyla seyredememiştim. Şuan kendime kızamayacak kadar sersemlememe neden oluyordu tuttuğum eller. Kendime kızmayı sonraya erteleyecektim.

Beni bir apartmana soktu. Harabe gibiydi. İçimden bin bir türlü kuşku barındırsam da susma yemini etiğim için konuşmadım. Kapısı olmayan bir eve girdik. Holde yerde yatan adamı görünce dehşet ile koluna sarıldım. Bu da neydi , adamın haline mi , yoksa tanımadığım bu kola sarılmanın dehşetine düşmeliydim bilemiyorum. Daha fazla dayanamayıp boş odaya bir iki adım atıp kolundan çekeledim. Ona bir etken olmayacak gücüme rağmen ilk hamlemle odaya geldi.

Elimi hala sımsıkı tutuyordu, elimi çekelememle ,elimizden çektiği bakışlarını gözlerime dikti.

-benimle olduğunu bilmeliler yoksa zarar görürsün. Dedi. Kimdi ki bu insanlar bana zarar verecekti veya eren kimdi ki beni koruyacaktı.


İçimdeki HiçWhere stories live. Discover now