27. Bölüm

13 2 0
                                        

Sabah olmak üzereydi, Lena'nın yanına gittim, uyanıktı. Çantasını topluyordu. ''Lena, biraz konuşalım mı?'' Dedim. Evet dercesine başını salladı.

+Biraz daha burada kalalım mı? New York'a dönmek istemiyorum. Lütfen Lena! Dedim. Pek kabul edecekmiş gibi gözükmüyordu.

+Artık dönmemiz gerekiyor gerekiyor James. İşimizi çok ihmal ettik. Dedi Lena. İkna edemeyeceğimi bildiğim için üstelemedim. Lena'nın babası, Jacob, Evelyn ve Lena hazırdı. Bende odama gittim, çantamı hazırladım ve evden çıktık. Havalimanı'na gitmek için taksiye bindik. Gelmiştik uçağımızın kalkmasına yarım saat vardı. Biletleri ve pasaportları hazırlayıp gişeden geçtikten sonra uçağa bindik. New York'a dönüyorduk. İçimi korku kaplamıştı. Ya Lena'ya bir şey yaparsa? O zaman ben ne yapacağım? New York'a yaklaştıkça korkum artıyordu. İnişe geçtik. Beş on dakika içinde inip evimize gideceğiz. Sonun da gelmiştik. Buraya gelmek yerine ömrüm boyunca o adada kalmayı tercih ederdim. Jacob ve Evelyn bizden önce gittiler. Lena'nın babası da şoförünü çağırdı. Üçümüz birlikte gidiyoruz. Ben kafenin önünde indim. Lena ise babası ile birlikte evine gitti. Ortalık sakindi. Saat öğleden sonra üç olmuştu. İşler yolunda görünüyordu. Hesap dosyalarına baktıktan sonra kasadan arabamın anahtarını aldım ve eve doğru yola koyuldum. Gidip biraz dinlenecektim. Evimin kapısını açınca Lena ile yaşadıklarım tek tek gözümün önünden geçti. Onu kaybedeceğim gibi bir his vardı içimde. İçeri girip, koltuğa attım kendimi. Boş boş tavana bakmaya başladım. Aklımda ki iyi ve kötü düşüncelerim tek tek uçup gidiyordu sanki. Kendimi iyi hissetmiyordum. Sehpanın üstündeki tabağı alıp duvara fırlattım. Gözlerimi kapattım biraz uyumaya karar verdim. Gözlerimi açıp saate baktım. Neredeyse gece olmuştu. Gözlerimi kapatıp tekrar uyumaya karar verdim. Yarın Lena ile buluş malıydım. Telefonumu elime aldım ve Lena'ya mesaj attım. ''Yarın saat birde burada ki parkta buluşalım.'' Yazdım. Tekrar gözlerimi kapattım. Sabah olmuştu. Lena ile buluşmak için sabırsızlanıyordum. Üstümü değiştirdim, saçlarımı düzelttim, Lena'nın en sevdiği parfümümü sıktım ve evden çıktım. Parka doğru yürüdüm. Lena oradaydı bankı birinde oturuyordu. Gelmişti. O da ne? Yanına biri oturdu. O adam kimdi? Biraz daha yaklaştım ve eğildim. Lena neden ağlıyordu? Yoksa o...

Lena'nın ağzından;

Yanıma birisi oturmuştu. Kim olduğuna bakmak için kafamı çevirdiğim de göz göze gelmemiz bir oldu. A...ama bu Jack! Na...nasıl olabilirdi? Ben mi hayal görüyordum? Gözlerimi açıp kapattım, tamamen gerçekti. O...o ölmüştü. Nasıl yanımda olabilirdi?

+Lena, aşkım seni çok özledim. Dedi. Gözleri eskisi gibi sevgiyle bakıyordu. Bu bakışları nasıl unutabilirdim ki! Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Ölmedi de yıllar sonra neden şimdi karşıma çıktı? Nasıl hayatta kalabildi? Aklım almıyordu. Gözlerimin önünde morga götürdüklerini, sonra toprağın altına gömdüklerini hatırlıyorum.

4 yıl önce;

+Lena'dan kurtulmamız için bir şansımız var hayatım!

+Nasıl kurtulacaksın Tris?

+Bak şimdi hayatım. Jack'in doktoru ile konuştum. Durumu iyiye gidiyor. Ama Lena'ya kötü gittiğini söylemesini istedim Lark.

+Kızcağız ondan harap oldu kaç gündür. Sen nasıl acımasız bir kadınsın Tris? Oğlunun aşık olduğu kişiyi neden elinden almak istiyorsun. O benim de oğlum bunu yapmana izin vermeyeceğim.

+Harap olsun, umurum da değil Lark! Jack benim oğlum ve tek çocuğumuz. İstediğim kadın ile evlenecek o kadar!

+Lena'ya yazık değil mi? Birbirlerini çok seviyorlar. O kızın nasıl acılar çekeceğini düşünsene! Çocukluk aşkı onlar. Onları nasıl ayıracaksın Tris?

GEÇMİŞİN İZLERİWhere stories live. Discover now